Hutbe: Kâfirler, dünya nimetlerinden yararlanıp âhirette azaba sürüklenir “Biz, onları (dünyada) biraz yararlandırırız. Sonra da onları ağır bir azaba sürükleriz.” (Lokman: 24) Kardeşlerim, bugün Hicrî Zilkâde ayının 14’ü 1447/Cuma Hutbemize konu olan bu âyette Rabbimiz; kâfirlere az bir şeyler veririz. Biz onlara, dünyada biraz nimet verip faydalandırırız. İmkân ve fırsat veririz, haydi biraz yaşayın bakalım deriz, diyor. Hâlbuki bakıyoruz ki; Allah Müslümanlara onlara verdiğinin fazlasını vermiş. Meselâ şu anda kâfirlerin ellerindekilere baygın baygın bakan Müslümanlara; “bu dünyada en büyük nimeti Allah kimlere vermiş?” diye sorsanız, herkes “kâfirlere vermiş” diyecektir. Yazık, vahiyden habersiz hayatı değerlendiren, Allah’ın değer yargılarını tanımadan hüküm veren Müslümanlara yazık! Müslümanlar o kadar derbeder bir durumdalar ki, anlayışları basîretten ve furkandan o kadar uzaklaştı ki, nimetlerin bu dünyada en fazlasının kâfirlere verildiğini söyleyecek kadar ahmaklaştı. İşte Müslümanların sözleri böyle derbederce… Zihinde nimet olarak sadece para, mal-mülk, makam-mevki olunca elbette böyle değerlendirecekler. Nimet deyince; sadece para, güç-kuvvet olunca bu da kâfirlerde olunca Müslümanlar elbette böyle düşünecekler, başkası da beklenemez onlardan. Ey Müslümanım diyenler! Hiç düşünmüyor musunuz? Allah size iman, hidâyet, kitap, rasul verdi, namaz, oruç, iffet, hâyâ, temizlik verdi. Âhirete imanı, hayatı değerlendirme bilgisi, cennete gitme yolu, ateşten kurtulma yöntemi verdi. Bu nimetlerden daha büyük nimet mi olur? Niçin Allah’ın bize verdiği bu nimetleri görmezlikten geliyoruz? Yoksa bu nimetler karın doyurmuyor, para getirmiyor mu? Allah’tan korkup kuldan utanmamız gerek. Bu nimetler bize dünyada da âhirette de en büyük haseneyi kazandıracaktır. Bir Müslümana sorsak, acaba bir vakit namazını dünyanın bütün altın ve gümüşlerine değiştirebilir mi? Bir günlük orucuna dünyayı değiştirebilir mi? Size verilen mi fazla, yoksa kâfirlere verilenler mi? Bir düşünün! Onlara verilen çok azdır. Tüm dünyayı bir tek kâfire verse bile âhiretin yanında çok azdır. Çünkü tüm bunlar bir gün bitecek ve âhirete hiçbir şey intikal etmeyecektir. Hatta âhirette karşılaşacağı azaptan kurtulmak için, dünyada iken çok değerli diye düşündüğü bütün mal varlığını bırakın, dünya ve içindekileri fidye olarak verse bu onlardan kabul edilmeyecektir. Öyleyse bizim, Allah’ın bunca nimetine karşı bu nankörlüğümüz niye? Yarın onlar dünyanın altın ve gümüşüne sahip olup tamamını verseler cehennemden kurtulamayacaklar. Öyleyse neden kâfirlerin elindekilere imreniyoruz? Bir Müslüman yarım hurmayla bile cenneti kazanabilecekken söyleyin bakalım; yarım ekmekle biz mi zenginiz yoksa tüm dünyaya sahip olsalar bile bu kâfirler mi zengin, akletmiyor muyuz? Nasıl böyle bir değerlendirme yapabiliyoruz? Dünyanın tüm varlığı kâfirin olsa bile yarın cehennemden kurtaramayacakken imanımız, akîdemiz, namazımız, orucumuz, teslimiyetimiz, iffet/namusumuz, dürüstlüğümüz bizi cennete götürecek. Şu anda dünyanın en zengin, en mutlu insanı biziz. Neden bundan habersizmiş gibi bir anlayış içindeyiz? Ey Müslüman! Dünyada kâfirler kadar fakir, onlar kadar zavallı yoktur. Neden bunu anlamaya yanaşmıyorsun? Onlara acı da, hem kendinin hem de onların cenneti için geceni gündüzünü fedâya hazır ol. Sen bırakmışsın onları İslâm’a daveti de onların karşısında ezim, ezim eziliyorsun. Onlar karşısında izzet ve şerefini kaybetmiş, onlar gibi olmanın, onlar gibi yaşamanın kavgasını veriyorken onların gözünde küçüldükçe küçülüyorsun. Böylece hem kendine hem de onlara zulmetmiş oluyorsun. Zavallı Müslüman! İyi düşün, sen ona değil o sana imrensin. Sen onun hayatına değil, o senin hayatına yönelsin. Sen önde ol da, sen cennete doğru giderken o seni örnek alıp arkandan gelsin. Evet, Rabbimiz “onlara bu dünyada az bir şeyler veririz de sonra onları ağır bir azaba yuvarlayıp mahkûm ediveririz” diyor. Rabbimiz kendi yolunda olanlara güzel bir hedef, kendi yolunun dışında olanlara da ağır bir azapla dünyadaki mal, mülk ve saltanatın bitişini haber veriyor. İşte yaşadığımız hayatın en güzel biçimde sorgulanması da bize en büyük nimetlerden birisidir. Rabbimiz bu âyetleriyle bizi uyarmasaydı durumumuz gerçekten çok kötü olurdu. Allah’ın, indirdiği vahyi inkâr etmelerine ve gönderdiği rasulüne iman etmeyip ona eziyet etmelerine rağmen onları dünya hayatında yararlandırması ve onları yaşatıp nimetlerinden yararlanmalarına imkân vermesi merhametinin bir sonucudur. Onlara dünya hayatları boyunca imkân vermektedir. Belki akıllarını başlarına alıp durumlarını düzeltirler. Ama kendilerini düzeltmeyecek olurlarsa âhirette onları şiddetli bir azabın içine atacaktır. 01.05.2026 Hazırlayan: Emrullah AYAN