Üstüntaş; İslâm hayatın tamamına hitap eden bir dindir
İLKAV Cuma Konferansında, “İslâm, Hayatın Dinidir” konulu bir sunum yaptı.
Üstüntaş, konferansında özetle şu değerlendirmelerde bulundu: İslâm, sadece bireyin ibadet hayatını düzenleyen bir inanç sistemi değil; insanın doğumdan ölüme, hatta ölüm sonrasına kadar tüm hayatını kuşatan ilahi bir nizamdır. En’âm: 162’de geçen, “Namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah içindir” âyeti, İslâm’ın hayatın tüm alanlarına yön veren bir din olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bu nedenle İslâm; ekonomiden siyasete, aileden eğitime, sokaktan ticarete insan hayatının her alanına rehberlik eder. Günümüzde dinin sadece bireysel alana hapsedilmek istenmesi, İslâm’ın özüne aykırı bir anlayıştır. Çünkü İslâm, sadece camide yaşanan bir din değildir. Namaz, oruç ve diğer ibadetler kadar; ticarette dürüst olmak, kul hakkından kaçınmak, israftan uzak durmak, akrabalık bağlarını korumak ve toplumsal adaleti sağlamak da dinin bir parçasıdır. Nitekim İmam Malik’in “Benim ahlâk kitabım, alış-veriş kitabımdır” sözü, ahlâkın sosyal ve ekonomik hayattaki yansımasına dikkat çekmektedir. Bayramlar; İslâm’ın toplumsal yönünü güçlü şekilde ortaya koyan önemli şiarlardır. Ramazan ve Kurban Bayramı yalnızca tatil günleri değil; paylaşmanın, kardeşliğin, dayanışma ve sevinci birlikte yaşama günleridir. Rasul (S), Medine’de cahiliyeden kalan bayramların yerine Müslümanlara Ramazan ve Kurban bayramlarını bildirmiş; bugünlerin manevi bir bilinçle yaşanmasını istemiştir. Bayramların en önemli yönlerinden biri sıla-i rahimdir. Akrabaları ziyaret etmek, küsleri barıştırmak, yetim ve fakirleri gözetmek bayramın ruhunu oluşturan temel davranışlardandır. Peygamberimiz, akrabalık bağlarını koruyan kişinin rızkının bereketleneceğini ve ömrünün hayırlı kılınacağını haber vermiştir. Aynı şekilde Müslümanların uzun süre küs kalmasını ağır ifadelerle yasaklamış; barışmak için ilk adımı atan kişinin daha hayırlı olduğunu bildirmiştir. Bu durum, İslâm’ın toplumsal huzura verdiği önemi göstermektedir. Öte yandan bayramlar, Müslümanların meşru ölçüler içerisinde sevinçlerini yaşadığı günlerdir. İslâm, insanın eğlenmesini ve mutlu olmasını yasaklamaz; aksine helâl sınırlar içinde buna imkân tanır. Hz. Peygamber’in bayramlarda çocukların oyunlarını izlemesi, insanlara ikramlarda bulunması ve güzel elbiseler giymesi, bayram sevincinin sünnete uygun şekilde yaşanabileceğini göstermektedir. Bugün Gazze, Doğu Türkistan, Myanmar ve dünyanın farklı bölgelerinde Müslümanların yaşadığı zulümler bayram sevincimizi buruklaştırmaktadır. Ancak bütün acılara rağmen Müslümanlar umutlarını kaybetmemeli, kardeşlik bilincini diri tutmalı ve Allah’ın rahmetine güvenmelidir. Gerçek bayramın; adaletin, huzurun ve kardeşliğin hâkim olduğu günler olduğu unutulmamalıdır. Sonuç olarak İslâm, hayatın tamamını kuşatan bir rahmet dinidir, bayramlar ise bu rahmetin toplum hayatındaki en güzel yansımalarından biridir. Müslümanlar olarak bize düşen görev; bayramları sadece geleneksel bir tatil değil, Allah’ın rızasını kazanma fırsatı olarak görmek ve bugünleri kardeşlik, paylaşma ve manevi bilinç içerisinde değerlendirmektir.