Üstüntaş; Modern teknolojiye karşı insan kimlik, irade ve fıtratını korumalıdır
Yaşar Üstüntaş, İLKAV Cuma Konferansında, geçen haftadan devam eden “Transhümanizm ve Fıtratın Bozulması” konulu bir sunum gerçekleştirdi.
İnsanlığın teknolojiyle dönüşümü, yapay zekâ, ölümsüzlük arayışı ve fıtrat kavramı üzerine değerlendirmelerin yapıldığı konferansta, modern dünyanın insan anlayışı ile vahyin çizdiği hayat rotası arasındaki farklılıklara dikkat çekildi.
Konferansta, insanlığın karşı karşıya bulunduğu teknolojik ve düşünsel dönüşümler “transhümanizm” kavramı üzerinden ele alındı. Konuşmada, Allah’ın insan için belirlediği fıtrat ve hayat düzeninin korunmasının önemine vurgu yapılırken, yapay zekâ, beyin-bilgisayar bağlantıları ve insanın biyolojik sınırlarını aşma arayışlarının beraberinde getirebileceği riskler üzerinde duruldu.
Konuşmacı, önceki bölümde ele alınan konuları hatırlatıp insanın hayat yolculuğunda kendine rehberlik edecek temel rotanın vahiy olduğunu belirtti. Kur’an ve Rasul (S)’in rehberliğinin Müslümanlar açısından belirleyici olduğunu, özellikle Rasul (S)’e ait olduğu güvenilir biçimde ortaya konulan sözlerin dikkate alınması gerektiğini söyledi.
Konuşmanın önemli başlıklarından birini “hâlin ilmi” ve zamanın doğru okunması oluşturdu. Müslümanların yaşadıkları dönemi, teknolojik gelişmeleri ve toplumların karşı karşıya bulunduğu sorunları anlamalarının önemine dikkat çekildi.
Konuşmacı, çağın gelişmelerini anlamadan sağlıklı değerlendirme yapılamayacağını belirterek, Müslümanların hem yaşadıkları zamanı tanımaları hem de bu gelişmeler karşısında vahyin çizdiği rotadan ayrılmamaları gerektiğini ifade etti.
Transhümanizmin yalnızca günümüzde ortaya çıkan bir düşünce olmadığı, insanın ölümsüzlük ve sınırsız güç arzusunun tarih boyunca farklı şekillerde görüldüğünü söyledi. Bu çerçevede Gılgamış Destanı ve Prometheus anlatıları örnek gösterilerek, insanın ölümden kaçıp sonsuz yaşama arzusunun kadim bir mesele olduğu belirtildi.
Konuşmada transhümanist düşüncenin insanı biyolojik sınırları bulunan, hastalanan, yaşlanıp ölen bir varlık olarak değerlendirdiği; buna karşılık teknolojinin yardımıyla insanın bu sınırlarının aşılmasının hedeflendiği görüşü aktarıldı.Bunun eleştirildiği konuşmada, Kur’an’ın insanı değersiz veya eksik varlık olarak tanımlamadığı, aksine insanın yaratılış ve değerine dikkat çektiği ifade edildi. İnsan kendini yeterli görmeye başladığında sınırları aşıp azgınlaşma tehlikesiyle karşı karşıya kalacağı vurgulandı.
Konuşmacı, insanın gerçek gücünün Allah’ın koyduğu sınırları aşmakta değil, bu sınırlar içinde doğru bir hayat sürmekte olduğunu, teknolojik gelişmelerin insan hayatını kolaylaştıracak yönlerinin olduğu kabul edilmekle birlikte, bu teknolojilerin insanın yaratılış ve temel özelliklerini değiştirme amacıyla kullanılmasının ciddi sorunlar doğurabileceği ifade edildi.
Yapay zekâ teknolojilerindeki gelişmeler genişçe ele alındı. İnsan beyninin bilgisayar sistemleriyle bağlantı kurmasını hedefleyen teknolojilerin, insan hayatında önemli değişikliklere yol açabileceği belirtildi. Bu kapsamda beyin-bilgisayar arayüzleri ve Neuralink gibi projelere değinildi. Bu teknolojilerin felç, bazı nörolojik rahatsızlıklar ve yaşlılıkla bağlantılı problemlerin tedavisinde kullanılabileceği yönündeki vaatlerden söz edilirken, aynı teknolojilerin insanın düşüncelerinin ve kişisel bilgilerinin kontrol edilmesi gibi riskleri de beraberinde getirebileceği ileri sürüldü.
Konuşmacı, teknolojinin insanın hizmetinde olması ile insanın teknolojiye bağımlı hale gelmesi arasında önemli bir fark bulunduğunu vurguladı. Günümüzde özellikle cep telefonlarının insanların günlük hayatının ayrılmaz bir parçası haline geldiğine dikkat çekilerek, teknolojik bağımlılığın insanı biyolojik ve dijital sistemlerin birleşimine doğru taşıyabileceği görüşü dile getirildi.
Konuşmanın dikkat çeken bölümlerinden biri de, insanın düşünme, konuşma ve irade özellikleri üzerine oldu. Gelecekte insanın düşüncelerinin doğrudan başka insanlara veya bilgisayar sistemlerine aktarılmasının mümkün hale gelmesi durumunda, bunun insanın iletişim biçimini ve toplumsal yapıyı değiştirebileceği ifade edildi.
Konuşmacı, insanı insan yapan önemli özelliklerden birinin aklını kullanıp konuşması olduğunu belirterek, teknolojinin insanın bu temel özelliklerini ortadan kaldıracak şekilde kullanılmasının insanlık açısından ciddi bir tehdit oluşturabileceğini savundu.
Ayrıca yapay zekânın bilgiye erişimde giderek daha fazla kullanılmasının, insanların farklı kaynaklara ulaşmak yerine kendilerine sunulan bilgiyle yetinmelerine yol açabileceği ileri sürüldü. Bu durumun bilgi üzerindeki kontrolün belirli merkezlerde toplanması riskini beraberinde getirebileceği ifade edildi.
Konferansta teknolojinin insanların tercihleri, davranışları ve tüketim alışkanlıkları üzerindeki etkileri de gündeme getirildi. Algoritmaların kullanıcıların davranışlarını analiz ettiği, ilgi alanlarına göre içerik ve reklamlar sunduğu belirtilerek, bu sistemlerin ilerleyen süreçte bireysel tercihler üzerinde daha fazla etkili olabileceği öne sürüldü.
Konuşmacı, tüm insanların aynı teknolojik ağa bağlanması fikrinin “kolektif bilinç” kavramıyla ilişkilendirildiğini belirterek, bu sistemin bireysel iradenin zayıflamasına neden olabileceği değerlendirmesinde bulundu.Bu noktada teknolojinin yalnızca teknik bir gelişme olarak değil, insanın düşünce dünyasını ve yaşam biçimini etkileyen bir unsur olarak değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı.
Konuşmanın bir diğer önemli başlığı ise Rasul (S)’in âhir zamana dair rivayetleri oldu. Güvenilirliği ortaya konulmuş hadislerin, günümüzde yaşanan toplumsal gelişmeleri anlamada Müslümanlar açısından önemli bir perspektif sağlayabileceği ifade edildi.
İlim ve güvenilirliğin azalması, cehaletin yaygınlaşması, toplumsal ahlaki problemlerin artması, emanetin ehil olmayanlara verilmesi ve fitnelerin çoğalması gibi konuların konuşmada ahir zaman rivayetleri bağlamında değerlendirildiği görüldü.
Konuşmacı, özellikle böyle dönemlerde Müslümanların dinlerini korumalarının, sabırlı olmalarının ve salih amellere yönelmelerinin önemine dikkat çekti. Zor dönemlerde doğru bir hayat sürmenin daha büyük bir sorumluluk taşıdığı vurgulandı.
Konferans sonunda teknolojik gelişmelere karşı Müslümanın nasıl bir tavır takınması gerektiği üzerinde duruldu. Teknolojinin bütünüyle reddedilmesinin değil, onun insan ve toplum üzerindeki etkilerinin doğru değerlendirilmesinin gerektiği ifade edildi.
Konuşmacı, insanın kendi sınırlarını ve zaaflarını kabul etmesinin önemine dikkat çekerek, insanın ölümsüzlük arayışının yerine Allah’ın belirlediği hayat anlayışının benimsenmesi gerektiğini söyledi.
Konuşmada, geleceğin şekillenmesinde teknolojik gelişmeler kadar insanın hangi değerleri merkeze aldığına da dikkat edilmesi gerektiği vurgulanırken, Müslümanların değişen dünyayı anlamaları ancak bunu vahyin çizdiği hayat rotasından kopmadan gerçekleştirmeleri gerektiği ifade edildi.
Konferans, modern teknolojinin sunduğu imkânlara insanın kimliğini, iradesini ve fıtratını koruması gerektiği mesajıyla sona erdi.
Konferansın videosu istifadenize sunulmuştur.
