Cumartesi, Eylül 5, 2026
Ana sayfa CUMA KONFERANSLARI AK; Allah ile olan mîsak, yalnızca bir söz değil, hayatı düzenleyen bir sorumluluktur

AK; Allah ile olan mîsak, yalnızca bir söz değil, hayatı düzenleyen bir sorumluluktur

by İlkav Editor
8 👁
A+A-
Reset

AK; Allah ile olan mîsak, yalnızca bir söz değil, hayatı düzenleyen bir sorumluluktur

İLKAV Cuma Konferansında, Yıldırım AK, “İnsanın Allah İle Olan Misakı” konulu bir sunum gerçekleştirdi.

AK, sunumunda şu konulara değindi:

İnsan ve Misak İlişkisi: İnanç, Sorumluluk ve Davaya Sadakat
İnsan ve misak ilişkisi, insanın benimsediği değerlere bağlılığı, bu değerleri korumak için ortaya koyduğu fedakârlık ve inancını hayatına yansıtması üzerinden ele alındı.Konuşmada, insanın yalnızca sözleriyle değil, davranışları ve fedakârlıklarıyla da sahip olduğu davayı ortaya koyduğu vurgulandı.
Konuşmanın başlangıcında, İslâm’ın sonraki nesillere ulaşmasında büyük fedakârlık gösteren muhacirler, ensar, sahabe ve mü’minler rahmet ve minnetle anıldı. Haşr Suresi’ndeki ayetlere dikkat çekilerek, mü’minlerin kendilerinden önce imanla göç eden kardeşleri için dua etmeleri ve onlara karşı kalplerinde kötü bir duygu taşımamaları gerektiği ifade edildi.
Her insanın bir davası var
Konuşmada, her insanın hayatını belirleyen bir inanç, düşünce veya değerler bütünü bulunduğu belirtildi. İnsanların benimsedikleri değerler uğruna önemli fedakârlıklarda bulunabildikleri, hatta bazı kişilerin inandıkları düşünceler uğruna hayatlarını dahi feda ettikleri örneklerle anlatıldı.
Ancak burada önemli olanın, bir dava uğruna fedakârlık yapmanın tek başına yeterli olmadığı, asıl meselenin insanın benimsediği davanın hak veya batıl oluşu olduğu vurgulandı. Hakikatin ise kişisel kanaatlerle değil, vahiy ve Allah’ın bildirdiği ölçülerle değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi.
Konuşmada hak ve batıl davalar arasındaki temel farkın, bu davaların dayandığı kaynaktan başladığı belirtildi. İslam’ın temelinde, bütün kainatı yaratan ve yöneten Allah’ın bulunduğu; insan tarafından oluşturulan ideolojilerin ise değişken insan iradesine dayandığı ifade edildi.
Davanın gücü, onu taşıyan insanla ortaya çıkıyor
Konuşmanın dikkat çekilen bölümlerinden biri de bir davanın taşıyıcılarının özellikleri oldu. Hak bir davanın kaynağı ne kadar güçlü olursa olsun, onu temsil eden insanların davranışları davanın insanlar üzerindeki etkisini doğrudan belirliyor.
Günümüzde insanların çoğu zaman söylenen sözlerden ziyade ortaya konulan davranışlara baktığı belirtildi. Bu durum, yeni Müslüman olmuş bir kişinin abdest konusunda kendisine verilen teorik bilgileri dinlemek yerine, “Biraz sonra nasıl yaptığınıza bakarım” şeklindeki yaklaşımı üzerinden örneklendirildi.
Bu örnek üzerinden, insanların bir inancın veya davanın temsilcilerini onların davranışlarıyla değerlendirdiği ifade edildi. Dolayısıyla Müslümanların sözleriyle olduğu kadar ahitlerine bağlılıkları, fedakârlıkları, samimiyetleri ve yaşam biçimleriyle de İslam’ı temsil etmeleri gerektiği vurgulandı.
Misak, yalnızca söz değil, hayatı düzenleyen bir sorumluluk
Konuşmanın ana başlıklarından biri olan “misak” kavramı, insanın Allah’a verdiği kesin söz ve bu sözün beraberinde getirdiği sorumluluklar çerçevesinde ele alındı.
İnsanın Allah ile olan ahdinin, şehadet getirmesiyle somut bir sorumluluğa dönüştüğü ifade edildi. “Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlühû” sözleriyle insanın Allah’ın birliğini ve Hz. Muhammed’in O’nun kulu ve elçisi olduğunu ikrar ettiği, bunun da hayatını Allah’ın emirlerine göre düzenleme sorumluluğunu beraberinde getirdiği belirtildi.
Bu bakımdan Müslüman olmak yalnızca bir kimlik veya söz olarak görülmemeli; insanın hayatını, tercih ve davranışlarını da içeren bir ahid olarak değerlendirilmelidir.
Allah’ın emrettiği bağı korumak
Konuşmada Rad Suresi’nin ilgili ayetlerine de dikkat çekilerek, Allah’ın ahdini yerine getiren ve misakı bozmayan mü’minlerin özellikleri anlatıldı. Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şeyleri birleştirmenin önemine vurgu yapıldı.
Bu kavramın yalnızca akrabalık ilişkileriyle sınırlı olmadığı, daha geniş bir anlam taşıdığı ifade edildi. İnsanın Allah’ın yaratıcı ve mutlak kudret sahibi olduğunu kabul etmesiyle birlikte, kendi iradesinin bulunduğu alanda da Allah’ın hükümlerine teslim olması gerektiği belirtildi.
Konuşmada bu durum, Allah’ın kâinattaki egemenliği ile insanın iradesi arasındaki ilişki üzerinden açıklandı. İnsan, Allah’ın yaratma ve yönetmedeki mutlak kudretini kabul etmekle kalmamalı; vahyi kendi hayatına da taşımalıdır. Böylece Allah’ın kâinattaki egemenliği, insanın iradesi ve yaşamı üzerinde de karşılık bulmalıdır.
Misakı bozmanın sonuçları
Konuşmanın son bölümünde, Allah’ın misakını bozanların durumuna dair Kur’an’daki uyarılar hatırlatıldı. Özellikle Rad: 25 ve Bakara: 27’ye dikkat çekilerek, Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şeylerin arasını ayıranların ağır sonuçlarla karşılaşacağı ifade edildi.
İnsanın dünyadaki makam, mevki, para ve çıkarları uğruna Allah’ın ahdinden uzaklaşmasının büyük bir yanılgı olduğu vurgulandı. Dünya hayatındaki kazanımların geçici olduğu, asıl hesabın ahiret gününde verileceği hatırlatıldı.
Konuşmada ayrıca, kişinin kendisini Müslüman olarak tanımlamasının tek başına yeterli olmadığı; iman iddiasının hayatın bütün alanlarında karşılık bulması gerektiği ifade edildi. İnsan, inandığı değerleri yalnızca diliyle değil, davranışlarıyla da ortaya koymalı ve verdiği ahde sadık kalmalıdır.
Konuşmanın sonunda Müslümanların Allah’ın ahdine ve misakına bağlı kalmaları, sabır ve sebat üzere yaşamaları için ve Allah’tan mü’min olarak yaşayıp mü’min olarak ölmeyi nasip etmesi duasıyla konferans sona erdi.

Konferansın videosu istifadenize sunulmuştur.

Yorum yazın

* Bu formu kullanarak girdiğiniz bilgilerinizin saklanmasını ve size ulaşım için kullanılabileceğini onaylıyorsunuz.

İLKAV


İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı

Editör'ün Seçimi

Son Yazılar