Hutbe: Hiçbir Günahkâra ve Nanköre İtaat Etme! “O halde, Rabbinin hükmüne sabret. Onlardan hiçbir günahkâra ve hiçbir nanköre itaat etme.” (İnsan: 24) Kardeşlerim, bugün Hicrî Rabiu’l-Evvel ayının 8’i 1448/Cuma Hutbemize konu ettiğimiz bu âyette, Rabbimiz Rasulüne ve bizlere şu uyarıları yapıyor: “Rabbin seni bir dava için memur etmiştir. Bu yüzden, tüm zorluklara katlanarak sabret! Her zorluğa karşı mertçe tahammül et ve sebat göster! İnsanlardan korkarak bu Hak dini tebliğden vazgeçme! Kötü bir kimsenin hatırı için de dinin ahlâkî talimatlarından veya hakkı inkâr edenlerin hatırı için dinin temel ilkelerinden zerre kadar değişiklik ve restorasyon düşünme! Bir şey eğer haram ve doğru değilse ona açıkça haram ve meşru değil de! Ne kadar kişi sana karşı çıkarsa çıksın, sen onlara karşı tutumunu gevşetme! Batıl inançları açıkça batıl olarak ve Hakkı da açıkça Hak olarak ilan et! Kâfirler senden tavizler koparabilmek için ne kadar baskı yaparlarsa yapsınlar sen yolundan hiç taviz verme! Rabbin ne hükmetmiş, ne indirmişse sen Rabbinin hükmünü anlayıp icrâya devam et! Biz sana hükmü indiriyoruz.” Anlıyoruz ki gelen Kur’an hükümüdür, o zaman o hikmettir, hâkimiyettir. Yani yap veya yapma, şeklinde manâ ifade eden hüküm cümleleridir bu… “O halde ey Rasulüm! Sen sadece bu hükümlere sarıl ve gereğiyle amel et ve bu konuda da sabret! Dayan, diren ve onlardan günahkâr ve nankör olanlara da asla itaat etme!” Âyetteki, âsim ve kefûr kelimeleri, kıyamete kadar bu özelliği taşıyan, mü’mini yolundan çıkarıp kulluğunu engellemeye çalışanlardır. Sakın onlara itaat etme! Onlar hatırına dinden taviz verme! Onlar darılacak diye söylemen gerekenleri söylemezlik yapma! Sabret, onlar konusunda Allah’ın hükmü gelecektir.İslâm pratik hayat nizamıdır. Teorik kalıplara sıkışmış kuru ve hayali ideallere dayanmaz. Çünkü o, insanlığın zorlukları, engelleri, şartları ve cazibeleri olan pratik hayatına hitap eder. İslâm’ın amacı, böyle bir hayatı hem düzene koymak hem de ileriye götürmektir. Yeterli ve amelî çözümlerle, düş ve hayal âleminde uçmadan, yani pratikteki değeri olan çarelerle bu hayata hitap etmektedir. İslâm, kendi hürmetlerini gözetenlerin dokunulmaz hürmetlerini gözetir ve bu prensibi savunup korur. Ama bu hürmetleri çiğneyip mü’minlere eziyet veren kimselerin söz konusu değerleri maske haline getirmelerine de kesinlikle göz yummaz. Bu hürmetlerle oynayıp salih kişileri öldüren, mü’minleri fitneye veren ve muhalif bildikleri herkesi sindirip duran kimselere asla müsamaha etmez. “Hürmetleri korumak gerekir” bahanesi altında bile olsa bu işleri yapanları hoş görmez. Çünkü İslâm’ın metodu budur. Mesela İslâm, gıybet etmeyi haram kılar; ama fâsığın gıybeti olmaz. İtaatten çıkmışlığıyla nam salan bir fasığa hiçbir hürmet yoktur. Fâsıklık örgütünün işkencesine uğrayan kişinin fâsık kişiye hiçbir hürmeti olmaz. Yine İslâm, kötülüğü açığa vurmayı haram kılar. Ama “zulme uğrayan kimseyi” bundan istisna eder. Yani zulme uğrayan kimse, kendisine zulmeden kişiye dair şikâyetini açığa vurabilir. Çünkü bu, onun hakkıdır. Ayrıca bu haksızlığı açığa vurmamak, zalimin hak etmediği halde bu saygın prensibin adı altında saklanmasına da neden olabilir. Bununla beraber saygın bir konuma sahip olan İslâm, âsî ve kötü kimselerin düzeyine inmez. Onların bayağı silahlarına ve iğrenç yöntemlerine başvurmaz. Allah’ın dini yolunda yeryüzünü fitne ve fesaddan temizlemekle görevlendirilen Müslümanların endişeler içinde kalmasına müsaade etmeyen Kur’an, onların kalbini huzursuzluk ve vesveselerle baş başa bırakmaz. Şu şer ve fesaddır, bu da isyankârlık ve batıldır. Öyleyse bunlara hiçbir hürmet yoktur. Asıl amacı, dokunulmaz hürmetleri arkadan vurmak olanların, bu dokunulmazlık perdesi altında gizlenmelerine izin vermek de yoktur. Müslümanlara düşen, inanç, güven ve gönül huzuruyla, yani Allah’ın verdiği huzurla yolunda yürümektir. Batıl güçler, aldatıcılığa ve saptırıcılığa dayalı çeşitli iğrenç yöntemler kullanarak “Müslüman cemaatin saldırgan olduğunu, dokunulmaz hürmetleri çiğnediğini” propaganda edebilirler. Bunu dün böyle yapmışlardı bugün de yapıyorlar. Buna karşın ilâhî emir şöyledir: “Sana haram ayda savaşmanın (hükmünü) sorarlar. De ki: Haram ayda savaş büyük bir şeydir. (Ama) Allah’ın dininden alıkoymak, Allah’ı inkâr etmek, Mescid-i Haram ziyaretini engellemek ve halkını oradan çıkarmak, Allah katında çok daha büyük (suçtur.) Müslümanları fitneye uğratmak, öldürmekten daha büyük (bir günahtır)…” (Bakara: 217) Tâğûtî güçler, konuştukları hak kelimelerden batıl şeyleri amaçlamaktadırlar. Bu, sadece bâtılı örtüp korumaya yarayan bir oyundur. Çünkü amaçları, bunun arkasına sığınıp Müslüman cemaatin tavrını çarpıtmaktır. Allah’ın bize öğrettiği budur. Bunların azgın, âsî ve saldırganlar gürûhu olduğunu, mukaddesata hiç önem vermediklerini ve dokunulmaz hürmetleri çiğnemekten de hiçbir zaman çekinmediklerini Allah Teâlâ bize öğretmektedir. 21.08.2026 Hazırlayan: Emrullah AYAN