Cuma, Eylül 25, 2026
Ana sayfa CUMA HUTBELERİ Hutbe: Münafıklar için elem dolu bir azap vardır!

Hutbe: Münafıklar için elem dolu bir azap vardır!

by İlkav Editor
4 👁
A+A-
Reset

Hutbe: Münafıklar için elem dolu bir azap vardır!
“(Münafıklar), ne (kafirlerden), ne de (mü’minlerden) olmadan ikisi arasında bocalayıp dururlar. Allah (sapmak isteyeni) saptırırsa sen kesinlikle onu doğruya götürecek bir yol bulamazsın.” (Nisâ: 143)
Kardeşlerim, bugün Hicrî Rabiu’l-Âhir ayının 14’ü 1448/Cuma

Münafıklar, bir orada, bir buradadır. Bazen mü’min, bazen de kâfir görünürler. Bunlar imanla küfür arasında tıpkı bir sarkaç gibi gelgit yaparlar. İmanla küfür arasında kararsız, dalgaya kapılmış sandal gibi şaşkınca gidip gelirler. Bir bakarsınız namaz kılan bir mü’min, bir bakarsınız İslâm’ın ahkâmını reddeden bir kâfir. Bunlar ne onlardandır, ne de sendendir. İki arada bocalar dururlar. Zira bunlar kendi seçenek ve iradeleriyle münâfıklığı tercih ettiklerinden Allah da onların bu tercihlerini onaylamıştır ve artık Allah’ın şaşırtıp saptırdığına da bir yol bulamazsın. Hiç kimse Allah’ın saptırdığını hidâyet edemez.
Tümüyle Allah’a bağlanmayan biri, başka tür değerlerin, konum ve zaruretlerin, çıkarcılığın, ihtiras ve cimriliğin baskısından hiçbir zaman kurtulamaz. Menfaat, bencillik ve açgözlülük çemberini asla kıramaz. Dünyevî güçlere, olay ve kişilere, sosyal yönetimlere, beşerî iktidar ve iktidar adamlarına karşı iman dolu bir yüreğin hissettiği üstünlük, özgürlük ve izzeti hiçbir zaman tanımamış ve tadına varmamıştır.
Nifak tohumları, şüphesiz Allah’a samimiyetle bağlanmamış yüreklerde yeşerir. Gerçekte nifak, batıla karşı hakta direnememe zayıflığıdır. Bu zaaf ise korku ve aç gözlülüğün, Allah’tan başkasına bağlanmanın ürünüdür. Yeryüzündeki hayat şartlarıyla kayıtlanmışlığın ve insanların ilahî sistem dışı yönetimlerde yaşamalarının ürünüdür. Kur’ânî buyrukları takip ettiğimizde en belirgin nifak alâmetinin “mü’minleri bırakıp kafirleri velî  edinmek” olduğunu görürüz:
“Münafıklara, kendileri için elem dolu bir azap olduğunu müjdele! Onlar, mü’minleri bırakıp kafirleri velî edinen kimselerdir. Onların yanında izzet ve şeref mi arıyorlar? Halbuki bütün izzet Allah’a aittir. Oysa Allah size Kitap’ta (Kur’an’da) ‘Allah’ın âyetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğinizde, başka bir söze geçmedikleri müddetçe, onlarla oturmayın, aksi halde siz de onlar gibi olursunuz’ diye hüküm indirmiştir. Şüphesiz Allah, münafıkların ve kafirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır.” (Nisâ: 138-140)
Bu âyetle Allah, gerçek güce dair yanlış yaklaşımları ortaya koyuyor. Şu halde iki durum vardır. Ya Allah’a ubudiyet ya da kullara ubudiyet… Allah’a ubudiyet, tümüyle yücelik, izzet ve özgürlüktür. Kullara ubudiyet ise alçalıştan, esaret ve izzetsizlikten başka bir şey değildir. Artık herkes, buna göre dilediğini seçsin.
Bir mü’min, Allah’tan başkasıyla izzet kazanamaz, Allah’a iman ettiği sürece izzet, yardım ve kudreti Allah düşmanlarının yanında aramaz. İman iddiasında olup Müslüman isimler taşıdıkları halde Allah’ın yeryüzündeki düşmanlarından yardım isteyenler, Kur’ân’ı düşünüp anlamaya çok muhtaçtırlar. Gerçekten mü’min olma iradeleri varsa düşünüp Allah’ın âlemlerden müstağni olduğunu bilmek zorundadırlar. Çünkü nifakın ilk basamağı, mü’minim diyenin, Allah’ın âyetlerinin inkâr edilip alay edildiği bir ortamda oturup “engin yüreklilik, geniş ufukluluk, hoşgörü veya düşünce özgürlüğü” adına yapılanlara göz yumup sükût etmesidir. Bilelim ki bu, hezimetten başka bir şey değildir.                                                                                         
Zayıflık ve çökmüşlüğünü itiraftan utanıp kendini aldatan birinin tüm azalarına yolun başındayken bulaşan ruhî bir yenilgiden başka bir şey değildir. Çünkü Allah için, dini ve âyetleri için hamiyet göstermek, imanın alâmetidir. Eğer bu hamiyet zayıflamışsa, tüm setler yıkılmıştır. Karşı tarafın baskısı sonucu tüm engeller çökmüş ve yere yığılan molozlar altında kalınmış demektir.
Dînî hamiyet, işin başında bilerek zaptedilir; ama daha sonra söner ve ölür. Bir mecliste diniyle alay edildiğini gören biri, ya dinini savunur, ya o meclisi terk eder, ya da susup göz yumar ki bu, hezimetin ilk basamağıdır. Çünkü bu, nifak köprüsü üstünde küfürle iman arasındaki bir konumdur. Burada münafığın tavrı, tereddüt, sarsıntı ve kararsızlıktır; mü’min safla kafir saf arasında bocalayıp hiçbir safta yer almamaktır. Yani mü’minler için zilletten başka bir şey ifade etmeyen bir konum…                                                                      
Yüce Allah, nifakı tanıtırken hutbemin başında da okuduğum Nisâ: 143’te şöyle buyurur: “(Münafıklar), ne (kafirlerden), ne de (mü’minlerden) olmadan ikisi arasında bocalayıp dururlar. Allah (sapmak isteyeni) saptırırsa sen kesinlikle onu doğruya götürecek bir yol bulamazsın.”
Bu, nifak batağına düşenlerin zaafını yansıtan bir tablodur. Kesin bir tavır takınamamalarının, görüşlerini, inanç ve tutumlarını haykıramamalarının nedeni işte bu zaaflardır. Bu, münafıkların tüm zamanlardaki konumudur. Yani korku ve hoş geçinme, ruhî sapıklık, hasta kalplilik, samimiyetsizlik, gösteriş, kalbin onaylamadığını dışa yansıtmak, direnme zaafı, açıklamaktan çekinmek, bayağılaşmak, azim noksanlığı v.s… Cüsseleri gösterişli; ama etkilenmeyen, duygusuz kimselerdir. Aynen kütük gibi hareketsiz, duvarın bir yanına konan  kütük gibidirler. Bunlar, durgun ve buz gibi bir ölmüşlüğün örnekleridir.                                                            
Rabbimiz şöyle buyurur: “Onları gördüğün zaman cüsseleri hoşuna gider. Konuşurlarsa sözlerine kulak verirsin. Onlar sanki elbise giydirilmiş kütük gibidirler. Her kuvvetli sesi aleyhlerine sanırlar. Onlar düşmandır, onlardan sakın! Allah onları kahretsin! Nasıl da (haktan) çevriliyorlar?!” (Münafikûn: 4)
 
25.09.2026
Hazırlayan: Emrullah AYAN

Yorum yazın

* Bu formu kullanarak girdiğiniz bilgilerinizin saklanmasını ve size ulaşım için kullanılabileceğini onaylıyorsunuz.

İLKAV


İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı

Editör'ün Seçimi

Son Yazılar

İLKAV Teknik Komisyon