Hutbe: 7 Ekim Aksâ Tufanı Harekâtı
“…Eğer siz acı duyuyorsanız, kuşkusuz onlar da sizin duyduğunuz gibi acı duyuyorlar. Üstelik siz Allah’tan onların ümit edemeyecekleri şeyleri umuyorsunuz. Allah, Alîm’dir, Hakîm’dir.” (Nisâ: 104)
Kardeşlerim, bugün Hicrî Rabiu’l-Âhir ayının 28’i 1448/Cuma
İki gün önce Aksâ Tufanı Harekâtının 3. yıldönümü idi. Siyonistler; her zaman olduğu gibi polis nezaretinde sık sık Mescidi Aksâ’yı basıp Müslümanlara zulmetmekte, ibadetlerini engelleyerek dışarıya atacak kadar cüretkâr saldırılar yapıyor, bayram bahaneleriyle de Mescid-i Aksâ’ya 7 Ekim öncesinde sürekli saldırıp baskınlar düzenliyordu. Mescid-i Aksâ ile birçok mescidi de kapatmıştı.
İşgalci İsrail, Gazze’ye roketli saldırılar düzenleyerek birçok masum Filistinliyi katlediyordu. Bu saldırıların devamı olarak İsrail, Filistin topraklarında yeni alanları zorbalıkla işgal ederek yerleşim alanları açıyordu. Böylece, neredeyse tamamını ele geçirdikleri Filistin’in kalanını da işgalcilere veriyorlardı.
İşte süregelen ve her geçen gün dozu artan tüm bu işgal ve katliamlar üzerine Hamas’ın el-Kassam Tugayları harekete geçti ve “Aksâ Tufanı” harekâtınıbaşlattı. Aksâ Tufanı, isminden de anlaşıldığı gibi, özellikle 7 Ekim öncesinde yapılan alçak saldırılar ve Müslümanların Mescid-i Aksâ’ya girişinin engellenip siyonist asker ve Yahudi grupların Mescid-i Aksâ’ya zorbalıkla girmesinden dolayı Aksâ için, ümmet için Aksâ Tufanı Operasyonu başlatıldı.
Bu harekâtta yüzlerce siyonist asker esir alındı, yüzlercesi de öldürüldü. İsrail terör örgütünün, Mescid-i Aksâ’ya yapılan saldırıların ve Müslümanlara hem de Mescid’de yapılan zulümlerin karşılıksız kalmayacağını görmesi gerekiyordu. 7 Ekim Cumartesi sabahı başlayan operasyon İsrail’e ciddi bedeller ödetmiştir.
İslâm tarihinde yalnız haçlılar döneminde Mescid-i Aksâ’da ezan okunmaması günümüzde de oldu. Müslümanların Mescid’e girmelerini yasakladılar. Yıllardır “Mescid-i Aksâ yavaş yavaş elimizden gidiyor” uyarıları 7 Ekim öncesi yaşandı ve birkaç saat de olsa sadece Yahudilere mahsus bir mabed olarak kullanıldı. Yine, Hz. İbrahim Camii, yıllardır, adım adım Yahudi mabedi olarak kullanılmak için bir hafta mü’minlere kapatıldı, ne ezan okundu ne de namaz kılındı.
Bundan dolayı halkı Müslüman ülkelerden de; “Mescid-i Aksâ’ya dokunmayın” uyarı ve kınamaları yapılmasına rağmen işgalci İsrail, “biz yapıyoruz, onlar ise sadece kınıyor” diyerek bildiğini yapıyordu. Ama bu sefer, işgal altındaki Filistin halkı cevap verdi ve çocuk ve kadınlara değil askerî hedeflere misilleme yaptı, siyonistlerin yüzlercesi esir edilip yüzlercesi öldürüldü.
İşgalci İsrail’in kurulduğundan beri yenilmediği söylenen ordusu ilk defa 1973 Ekim’indeki yenilgisinin bir yenisini 7 Ekim Aksâ Tufanı Harekâtı ile yaşadı. Buna karşılık işgalci İsrail’in misillemesi oldu. Filistinliler zaten her gün öldürülüyordu. Onlar, Mescid-i Aksâ için can ve kanlarını fedâya hazırdır. Ümmet, şimdi Mescid-i Aksâ için harekete geçmeyecekse ne zaman harekete geçecek, zira İsrail’in, direnen Filistinli Müslümanların yalnız olmadığını görmesi gerekir. Onlar, ancak bunu gördükten sonra geri adım atar.
Hamas, bu gelişmelere binâen Müslümanları direnişe desteğe çağırdı. Çünkü İsrail’in yaptığı saldırılar ve hukuksuz adımlarla işgalleri sürdürmesi dünya kamuoyunun sessizliğinden dolayı gerçekleşiyor. İşgalci İsrail kendini lâ yüs’el görüyor, çünkü ne BM’i, ne de BM Güvenlik Konseyi’nin kararlarını dinliyor. Biliyor ki, bu çağrıların arkasından bir şey gelmeyecek, bedel ödemeyecek, ödemedikçe de yaptıklarından vazgeçmiyor.
Bugün Filistin ve Gazze’den tüm Müslümanlara çağrı yapılıyor: İmkânınız ne ise tepki ve katkınızı yapın, zira işgalci İsrail yalnız Gazze’ye saldırmıyor, Mescid-i Aksâ’ya da saldırıyor. Mescid-i Aksâ sadece Arapların değil bütün Müslümanların kutsalı ve ilk kıblesidir. Bu yüzden ümmetin harekete geçmesi gerekiyor. Eğer bu çağrıya kulak verilirse işte o zaman yenilmediği söylenen o ordunun nasıl yenilip geri çekildiği görülecektir. Yıllardır Filistin halkı saldırılara uğruyor. Halk şu anda, susarak ölmektense direnerek şehid olmaya karar vermiştir. Bu kararlılık terörist İsrail’in sonunu getirecektir inşâAllah.
Aksâ Tufanı Harekâtına uluslararası camia, özellikle Batı ve ABD, Hamas’ın saldırgan taraf olduğunu söyleyip siyonist İsrail’in yanında olduklarını ve tam destek vereceklerini duyurdular. Zaten on yıllardır güttükleri politikalar işgalci terör devletini desteklemekteydi. Onlar ifsad ve şirklerinin gereğini yaparak saflarını belli ettiler. Ama emin olun ki, Filistinli kardeşlerimiz ABD ve Batının tavrına göre hareket etmiyor, eğer onların tavrını bekleseler, bu direniş olmaz, yenilmez denilen işgalci İsrail’e karşı mücadele etmezlerdi.
İsrail, saldırılarda kadın, çocuk, yaşlı demeden herkesi hedef alıyor. Filistinliler her zaman bedel ödüyor, şimdi de bedel ödemeye hazırdır. İsrail katliam yapabilir, Gazze’de büyük bir katliam yaptı ama Filistinli Müslümanlar bu katliamları zaten yaşıyorlardı. Katliâm onlar için sıradan bir olay haline geldi. Çünkü onlar, Mescid-i Aksâ için ölümü yani şehâdeti seçmişlerdir.
İsrail’in bu bölgede rahatça, işkence, katliam ve entrikalarına devam etmesinin sebebi, Müslümanların Kur’an ve Rasul (S)’in izinden ayrılmalarıdır. Bölgedeki Müslüman halkların başındaki iktidarlar işgalci İsrail’in işbirlikçileri olmayı sürdürmekte ve son yıllarda, başta Suudi Arabistan, Körfez Ülkeleri ve Mısır olmak üzere bölge ülkeleri, İsrail ile “normalleşme” ilişkileri içine girmişlerdi. TC. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın da, halkın gazını almayı amaçlayan ve Filistin’e somut hiçbir katkısı olmayan tüm sert çıkışları Filistin’den yana ama somut faydalar sağlayan politikaları ise İsrail’den yana olmuştur.
Müslümanlar üzerlerindeki ölü toprağını atıp sahih, berrak kaynaklarına dönüp ümmet birliği için salih amellerini çoğaltmaları gerekiyor. Terk ettikleri Kur’an’a dönüş yaparak öncelikle kendi ülkelerinde egemen olan gayr-i İslâmî sistemleri ve bugünkü gibi İsrail işbirlikçisi sistem ve iktidarları devirmedikçe, ne kendi kötü halleri ne de kutsal beldelerin hali değişir. Hablullah’a topluca sarılan ve vahiyle inşâ olup izzeti kuşanarak tevhîdî ümmet ortaya çıkmadan, ümmetin de, ümmetin onuruyla özdeş Kudüs ve Aksâ’nın da kurtuluşu mümkün değildir.
Kudüs ve Mescid-i Aksâ davası sadece Filistinlilerin veya Arapların değil, tüm Müslümanların davasıdır. Bugün Filistin’de o toprakların bağımsızlık ve hürriyeti, Kudüs ve Mescid-i Aksâ’nın kurtarılması için mücadele eden bir tek kişi olmasa bile Müslümanların yine de bu davaya sahip çıkmaları gerekir.
O yüzden her mü’min, Allah’ın mübarek kıldığı mekânların yeniden İslâmî kimliğine kavuşması için kendisini de sorumlu tuttuğunda çok şeyin değiştiğini görecektir. Nitekim Selahaddin Eyyûbî, Kudüs’ü ve Mescid-i Aksâ’yı bu inanç ve şuurla haçlı zalimlerden kurtarmıştı.
Bugün, biz Müslümanlar da; gerek Mescid-i Haram, gerek Mescid-i Nebevî, gerekse de Mescid-i Aksâ’nın gerçek kimlik ve vahyin hâkimiyetinde olacakları bir konuma kavuşmaları için mücadele etmemiz gerekir. Bunu gerçekleştirecek olanlar ise Müslüman kimliğini eğreti olarak üzerlerinde taşıyanlar değil bu kimliğin hakkını vererek kuşanmış mü’minlerdir.
09.10.2026
Hazırlayan: Emrullah AYAN