Hutbe: Cahiliye, gelenekseli ve moderniyle Kur’an’la yok edilecektir! “Şüphesiz, bu Kur’an, en doğru yola iletir ve salih amel işleyen mü’minlere, onlar için gerçekten büyük bir ecir olduğunu müjdeler.” (İsrâ: 9) Kardeşlerim, bugün Hicrî Cemâziye’l-Evvel ayının 19’u 1448/Cuma Tüm mucizelerinin yanında Kur’an; tarihin akışını değiştirip en köklü inkılabları yapmış, en sağlam nizamı kurmuş, ihtişamlı meyvelerinin görüldüğü, isteyene nimetlerini veren bir ağaçtır. Kendine yönelenlere hazinelerini açan, gökten inen muazzam bir sofradır. Göklere yükselmek isteyenlere Allah’ın kopmaz bir ipidir. Tarihte gerçekleşen en büyük inkılab, Kur’an’ın inkılabıdır. Kur’an, kişileri kısa zamanda değiştirdiği gibi; toplumları da nuruyla ihya edip dönüştürmüştür. Meselâ, ferdî planda, Ebu Cehil’in arkadaşı, eli silahlı katil adayı Ömer, Kur’an ile dirilmiş, dinlediği Kur’an onu değiştirmiştir. Kur’an sayesinde; insanları ihya eden, merhamet ve adalet timsali Hz. Ömer olmuştur. Ferdî yaşanan örnekler yanında, Kur’an, toplumu ve düzenini kökten değiştirmiştir. Kabileler halinde yaşayıp birbirlerine saldıran, o güne kadar tarihte ciddi varlık gösteremeyen, devlet ve medeniyet bilmeyenler, Kur’an inkılabı sayesinde çok kısa zamanda üç kıtada at koşturan, en büyük devlet ve medeniyet olmuşlardır. Gerçek anlamda çağ kapatıp çağ açan sadece Kur’an’dır. Her konuda olduğu gibi, cahiliye çağ anlayışı da cahilcedir. İnsanlık hattındaki en büyük kırılmayı hakkı görmediğinden bilmezden gelir, çağ anlayışını zan ve hurafelere dayanıp değerlendirir. İslâm’ın çağ anlayışı; tevhid mücadelesini anlatan olaylar ve vahyin doğru haberleri ışığındadır. İlk insan, aynı zamanda ilk peygamberdir. Ulü’l-azm peygamberler de çağ kapatıp çağ açmış inkılabçı liderlerdir. Nuh tufanı, etkisiyle yeni bir çağı belirler. İbrahim (a.s.)’ın putperest çağa destansı meydan okuması ve mücadeleleriyle tevhid çağını yeniden oluşturan inkılâbın köşe taşıdır. Hz. Mûsâ ve Hz. İsâ da öyle… Ve en büyük inkılâb, Kur’an’ın inkılabı; en büyük inkılabçı da Muhammed (S)’dir. Kur’an’la cahiliye çağı kapanıp mutluluk çağı başlamıştır. Kur’an’ın oluşturduğu çağın adı asr-ı saadet; inkılabçının adı da Müslüman’dır artık. Diğer devrimler, adına inkılab denemeyecek basit, sınırlı, sahte değişimlerdir. Daha doğrusu karanlıklar, zulümler ve zindanlar arasındaki değişikliğin adına devrim; küçük değişikliklerin tahmin ya da uydurmaya dayanan zamanların adı çağ olamaz. İnsanlık, bugün bilmem kaçıncı cahiliye çağı karanlıklarında yaşıyor. Cahiliye, İslâm’a zıt, putçu inanç sistemidir. Cahiliye bir hayat felsefesi, taassup içeren hayat şeklidir. Cahiliye ahlâksızlık ve hayasızlıktır, cahiliye bir devlet anlayışı, bir yönetim biçimidir. Cahiliyenin temel vasıflarından kölelik hâlâ sürmektedir. İnsanlar modern cahiliyede şeytanın, hevâ ve heveslerinin kölesi olarak yaşarken; bir yandan da kullara kulluk yapıyorlar. Yabancı emperyalist ve yerli sömürücüler modern köleliği devam ettiriyorlar. Eski cahiliyede bazıları kızları diri diri toprağa gömerek dünya hayatlarını yok ederlerdi. Günümüz modern cahiliyesinde kız-erkek tüm çocuklar, öldürülmenin en kötüsüne mahkum edilip fıtratları bozularak mü’mince yaşatılmadığından kürtaj, uyuşturucu, intihar vb. ile âhiretleri mahvediliyor. Kısacası, Kur’an gelip cahiliyeyi değiştirdiğinde ne varsa, bugün modern cahiliye olarak toplumumuzda arz-ı endâm ediyor. Peki, Kur’an, aynı Kur’an olduğuna göre, bugün cahiliyeyi niye değiştiremiyor? Bugün insanlar Kur’an okudukları halde, niçin karanlıklardan sıyrılıp İslâmî bir kimliğe bürünemiyor? Kur’an, niye inkılab yapamıyor? Kur’an değişmemiş ama Kur’an okuyanlar başkalaşmış, Kur’an anlayışı, Kur’an’a yaklaşım değişmiştir. Kur’an, aynı Kur’an’dır, ama Kur’an’a yönelmesi gerekenler, ona sahabe gibi yönelmiyor. Çeşme, 1400 küsur yıldır akıyor. Bugüne kadar onun hayat veren suyunu içenleri sulayıp dirilttiği gibi, hâlâ canlandıran rahmet suyunu sunuyor. Ama biz, kabımızı çeşmeye tutmuyoruz. Çeşmeden yararlanmayı bilmiyorsak suç çeşmenin değil bizimdir. Karanlıklarda yaşayan çeşmenin yolunu unutabilir ama çeşmenin suyundan içenlerin yapması gereken büyük görevleri olmalıdır. Hele o çeşmenin başındaki yangınları fark eden itfaiyeci konumundaki davetçi görevini yapmıyorsa, karanlıktan yararlanıp yangını çıkarıp değişik araçlarıyla yangını körükleyenler kadar, o da suçlu değil midir? Kendilerini ve toplumlarını değiştirmek isteyenlere Kur’an yardıma hazırdır, referans ve örnekleri ortadadır. Değişim ve dönüşüm projelerini, kendisine yöneleceklere sunup yol göstererek aydınlatmaya hazır bekliyor. Kur’an’ı okuyup anlamak için olacağı gibi; anlamak da şüphesiz tatbik için olacaktır. Mü’minin Kur’an’a imanı, onu yaşamak içindir. Bir ilke ve kanun, ferd ve toplum hayatında ilgi ve saygı görüp tatbik olunuyorsa onun varlığının anlam ve değeri vardır, yalnız varlık ve gerekliliğine inanmakla yetiniliyor da fertlerin iradelerine ve toplum hayatına yön vermiyorsa varlığının fiili önemi yoktur. Rasulün her mü’mini; Kur’an’ın ferdî ve ailevî hayatı düzenleyen her emrini, sosyal, iktisadî, hukukî ilişkileri düzenleyen her ilkesini aynı iman ve şuurla derhal uyguluyor, Kur’an’ı yaşanan nizam haline getiriyordu. Onlar bilirlerdi ki; Kur’an’ın emir ve yasaklarını uygulamamak; Rasul liderliğinde yaşamamak, imanı manâsız kılıp hayatı maceraya sürüklemek âhiret saadetini putperestliğe feda etmektir. Bugün biz de; kişilerin putlaştırıldığı, düzenlerin ilahlaştırıldığı modern cahiliyede yaşıyoruz. Dünya ve âhirette hor-hakir olmaktan kurtulmak için ashabın Kur’an’a yaklaştığı gibi yapıp sadece Allah’a kul olmak, özgürlüğe kavuşup yükselmek için Kur’an’ı aynı heyecanla hayatımıza tatbikle mükellefiz. 30.10.2026 Hazırlayan: Emrullah AYAN