Cuma, Ağustos 14, 2026
Ana sayfa CUMA HUTBELERİ Hutbe: Müslümanlardanım diyenden daha güzel sözlü yoktur

Hutbe: Müslümanlardanım diyenden daha güzel sözlü yoktur

by İlkav Editor
10 👁
A+A-
Reset

Hutbe: Müslümanlardanım diyenden daha güzel sözlü yoktur
“Allah’a davet eden, Salih Amel işleyen ve ‘kuşkusuz ben Müslümanlardanım’ diyenden daha güzel sözlü kimdir?” (Fussilet: 33)
Kardeşlerim, bugün Hicrî Rabiu’l-Evvel ayının 1’i 1448/Cuma
En güzel söz, insanları Allah yoluna davet edenin sözüdür. Kendisi Allah’a, Allah’ın istediği şekilde iman edip insanları da Allah’a imana, kendisinin kulluk ettiği Allah’a kulluğa çağırandan daha güzel sözlü kim vardır?
Davetlerin en güzeli, Allah’a yapılanıdır. Âyetten anlıyoruz ki, Allah’a yapılan davet laftan ibaret değildir. Davetçinin, davet ettiğine kendisinin iman etmesi gerekir. Yani insanları çağırdığını kendinin yaşaması ve salih amel sahibi olması gerekir. Davet ettiğine kendi hayatı şahid olmalıdır.
Bir de bu davet sadece Allah rızası için yapılmalıdır. O zaman muhataplarının onu dinlemeyip alaya almaları onu ilgilendirmez. Muhataplarının tavırlarından etkilenip daveti bırakması kesinlikle söz konusu değildir. Zira o bunu Allah için yapar ve muhataplarının zihinlerinde herhangi bir kuşkuya mahal vermez.
İnsanlara güzel söz söyleyin denmiş, sadece mü’minlere değil, tüm insanlara güzel ve cennete götürücü söz söylemeliyiz. Öyleyse kişinin el ve dilinden sadır olan şeyler insanları dâru’s-selâma, cennete götürüyorsa işte bu mü’min en hayırlı kişidir. Yoksa burada anlatılan, insanların dünyadaki saadetlerini sağlamak değildir. İslâm saadet kaynağıdır, kişiye ebedî olan âhiret saadetini kazandırıp dâru’s-selâma götürmek için gelmiştir.
İnsanlara güzel söz söylemek; iyiliği emredip kötülükten men olarak anlaşılır. Mü’minlerden salih olmalarıyla birlikte muslih olmaları da istenir. “Gerçekten ben Müslümanlardanım” diyerek bu iman ve teslimiyeti açığa vurup insanları kendi iman ve yoluna teslimiyete çağırmasını istiyor.
Sözün güzelliği zor şartlarda daha iyi anlaşılır. Sözü doğrulayan amel ve şahsî arzuları geride bırakan bir teslimiyetle bu güzel ilan, göğe yükselmeye layık bir ilandır. Zira davet, tümüyle Allah’ın rızasını kazanmaya yöneliktir. Davetçinin buradaki görevi tebliğdir. Tebliğden sonra, insanlar bundan yüz çevirip inkâr etmeleri onu ilgilendirmez. Zira o, en güzel şekilde tebliğle yükümlüdür. Davetçinin konumu yüksek; kötülerinki ise alçaktır. Davetçi, kötülükle karşılık vermez. Çünkü iyilikle kötülük aynı değildir. Kötülüğe karşı sabır, müsamaha ile heva ve hevese ait arzuları bırakmak, en başıbozukları bile sakinleştirip güven duymalarını sağlar. Düşmanlıktan, dostluk ve sükûnete yönelmelerine neden olur: “Kötülüğü en güzel şekilde sav! Bir de bakarsın, seninle arasında düşmanlık olan kimse sanki sımsıcak bir dost oluvermiştir.” (Fussilet: 34)  
Bu, genellikle gerçekleşen bir kuraldır. Öyle ki, sonuçta fevri tavırlar bırakılır, kızgınlık sükûnete ve şımarıklık da hayâya dönüşür. Çünkü fevri bir harekete, şımarıklık ve söz dinlemezliğe; sakinleştirici bir tarzda değil de aynıyla karşılık verilirse aksilikler daha da artar, gazaplar kamçılanır, şımarıklık devam eder, nefse hâkimiyet kalkar, günah işlemekten gurur duyulur. Ama her şeye rağmen müsamahakâr olmak karşılık verme gücü olduğu halde sevip ilgi gösteren bir yürek ister. Aslında “karşılık verme gücü”, müsâmahanın meyvesini vermesi için bulunması gereken bir şeydir. Kötü kişinin iyiliği, zayıflık kabul etmemesi için gereken bir şeydir. Zira kötü, karşısındakinin zayıflığını anlayınca, saygı göstermez, dolayısıyla iyiliğin bir etkisi olmaz. Bu bakımdan müsâmahakâr olmak; akîdeye saldırı ve mü’minleri fitneye uğratma hallerinde değil, şahsî konularda olur. Çünkü akîde saldırıya uğrarsa, olanca güçle karşı koyup ilahî hükümler doğrultusunda hareket ederek başa gelene sabretmek lazımdır.
Kötülüğü iyilikle defedip müsamahakâr olmak, öfke ve gazabı önleyen önemli bir tutumdur. Böyle anlarda bu dengeyi yakalamak, yani “ne zaman müsamaha ile ne zaman iyilikle karşılık verilir” bunu bilmek gerçekten büyük şeydir. Çünkü bu sabır işidir. Bunu elde etmeye çalışanlara Allah’ın verdiği bir şeydir. Kendisi için kızmayan; ama Allah’ın emri çiğnenince kolay kolay kızgınlığı dinmeyen Rasul (S)’i bir düşünün. Bu, büyük bir derece olduğu için Allah, Rasulüne ve onun şahsında tüm davetçilere diyor ki: “Eğer şeytandan sana bir vesvese gelirse, Allah’a sığın. Çünkü O, her şeyi işiten ve bilendir.” (Fussilet: 36)
Öfke; kalbe vesvese salan ve kötülüğe karşı müsâmahada yeterince sabır göstermemeyi doğuran bir histir. İşte, bu gibi hallerde şeytanî vesveselerden Allah’a sığınmak; şeytanın öfkeyi kamçılayıp yararlanmasını önleyen bir korumadır. Beşer kalbini Yaratan, bu kalbe şeytanın hangi noktadan nüfuz edebileceğini, dava adamını hangi tür vesveseyle gazaba getireceğini, yolunda yürüyen halim bir insanı nasıl öfkelendirebileceğini elbette bilir.
İnsan, kendine ve ailesine hakarete kızıp öfkelenir. Mü’min Rabbinin saygınlığı çiğnenince, Rabbi için kızar ve gayrete gelir. İslâm ile cahiliyenin tasavvurları arasındaki her zaman ve ortamdaki fark ve yol ayrımı budur. İslâm cemaati, ahlâkî değerlere dayanır. Kur’an bu değerleri en güzel misallerle bildirir. İslâmî tasavvur ve mü’min cemaat yapısındaki vazgeçilmez en köklü unsur, ahlâkî unsurdur ve bu, tüm hayatî alan ve faaliyetleri kapsayacak niteliktedir.
İslâm’ın vazgeçilmez temeli, tek Allah’a ubudiyettir. Bundan dolayı bu cemaat, hangi şekliyle olursa olsun, tüm beşerî kulluklardan kurtulmuştur. Tüm fazilet ve ahlâkî değerler, bu kurtuluş ve özgürlüğün ürünüdür. Çünkü her konudaki değer ölçüsü, Allah’ın rızasını kazanmaktır. Bunun da doruk noktası, Kur’an’ın ahlâkıyla süslenmektir. İslâmî ahlâkın en büyük dayanağı, aslı budur. Kur’an, bunu net ifade eder ve İslâmî ahlâkın; İslâmî akide ve insan hayatına dair İslâmî düşüncedeki derinlik ve vazgeçilmezliğini gösterir.
14.08.2026
Hazırlayan: Emrullah AYAN

Yorum yazın

* Bu formu kullanarak girdiğiniz bilgilerinizin saklanmasını ve size ulaşım için kullanılabileceğini onaylıyorsunuz.

İLKAV


İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı

Editör'ün Seçimi

Son Yazılar