Cuma, Mayıs 29, 2026
Ana sayfa CUMA HUTBELERİ Hutbe: Kendini Tezkiye Eden Kurtulur

Hutbe: Kendini Tezkiye Eden Kurtulur

by İlkav Editor
11 👁
A+A-
Reset

Hutbe: Kendini Tezkiye Eden Kurtulur
“(Andolsun) nefse ve onu düzenleyene; ona fücûrunu da takvasını da ilham etti. Onu tezkiye eden muhakkak kurtuldu, onu kirletip örtense muhakkak kaybetti.” (Şems: 7-10)
Kardeşlerim, bugün Zilhicce ayının 12’si 1447/Cuma

Kur’an’ın önemle üstünde durduğu konulardan biri de tezkiyedir. Tezkiye; sözlükte arındırmak, temizlemek anlamlarına gelir. Istılâhî olarak ise; Allah’ın şirk, küfür, günah, iki yüzlülük, cehalet gibi çirkin düşünce ve davranışlardan insanı temizleyip arındırması manasına gelir. Cuma: 2. âyette tezkiye, Rasulullah’ın Allah’ın âyetlerini okuması, insanlara kitap ve hikmeti öğretmesiyle aynı değerde, risaletin temel görevlerinden biri olarak zikredilmiştir: “(Allah), o ümmîlere, içlerinden kendilerine âyetlerini okuyan, tezkiye eden, onlara kitap ve hikmeti öğreten bir rasul gönderendir. Halbuki onlar, bundan önce apaçık sapıklık içinde idiler.”
Tezkiye ile aynı kökten olan zekât, Allah’ın hakkından fakire vererek, hem malı temizleme, hem kalbi mal sevgisinden arıtma hem de malın bereketlenmesini ummadır. Allah’ın her emir veya yasağında olduğu gibi zekât-infak konusunda da insan yine ne yapıyorsa kendi yararına ve kendisi için yapmaktadır.
Allah; insanı yarattığı zaman ona yolunu göstermiş, hangi yolun eğri hangisinin doğru olduğunu ve doğru yolda nasıl gidileceğini açıkça belirtmiştir. Ayrıca insana her iki yola da gidebilme imkan ve kabiliyeti tanınmış, takvâya da fücura da uyması iradesine bırakılmıştır.
Tezkiye-i Nefs yani insanın kendisini arındırması, temizlemesi; kişinin kendisini her tür küfr, cehalet, kötü duygular, yanlış itikadlar ve fücur gibi edepsizlik ve kötü ahlâktan uzak olma, bunlardan korunma ve ilim, hayırlı ameller ve güzel huy gibi takva hasletleriyle donatıp hayır ve bereket yayacak, iyiliği artıracak hâle gelmektir. Yani, tezkiye kişinin kendini sırf temizlemesi, arındırması değil, aynı zamanda ricsden korumak, sonra da kendini hayır, bereket ve birr yayan, hayrı sürekli artıran bir mertebeye getirmesidir.
İnsanı tezkiye eden öncelikle Allah’tır; fâil-i mutlak O’dur, yaratan ve yol gösteren O’dur, tezkiye için gerekli yolu, yöntemi gösteren O’dur:
“Kendilerini tezkiye edenleri görmedin mi? Oysa Allah dilediğini tezkiye eder, onlara kıl kadar zulmedilmez.” (Nisâ: 49)
Allah’ın tezkiyesine elçi olmasından dolayı Rasulullah da mü’minleri tezkiye eder: “Allah, aralarında kendilerinden onlara âyetlerini okuyan, onları tezkiye eden ve onlara Kitabı ve Hikmet’i öğreten bir rasul göndererek mü’minlere lütufta bulundu…” (Âl-i İmran: 164)
İslâm tarihinde nefsi, tamamen mücadele edilip yok edilmesi gereken kötülük kaynağı olarak algılayan felsefî ve tasavvufî ekoller olagelmiştir. Tasavvufa göre nefis, insanın içinde soyut bir varlık olup hayatının sonuna kadar insanın dizginlenmesi, hatta savaşması gereken amansız düşmanıdır. Bunlar; nefsi arındırma, terbiye etme adına bir hırka bir lokmayla yetinip, diyar diyar gezmeyi, dünya nimetlerinden el çekmeyi, rabıta yapmayı, bedene şiş batırıp işkence etmeyi öngörmektedirler. Bazıları, nefsin derecelerini sıralayarak son aşama nefs-i kâmile ulaşanların artık ibâdî sorumluluklardan âzâde olduklarını iddia edebilmişlerdir. Oysa Kur’an nefsi, insanın kendisi olarak tanımlayarak ruh-beden ikilemine yer vermez.
Rabbimiz nefse ‘takva’yı ve ‘fücur’u ilham etmiştir. (Şems: 8, 9) İnsanların kötü ameller işlemeleri yaratılıştan kötü varlıklar olduklarından değil, fıtratlarını kötü kullanmalarındandır. “Rabbimiz bize dünyada da âhirette de iyilik ver.” (Bakara: 121) âyeti, mistik inanç ve felsefelerde olduğu gibi arınmak için dünyayı terk etmeye ihtiyaç olmadığını ortaya koymaktadır.
Allah’ın Kur’an’da en çok tekrarlanan sıfatlarından birisi de ‘rablik’ sıfatıdır. Alemlerin sahibi, terbiye edicisi, Rabbimizden sürekli bizi kendilerine hidayet ettiklerinin yoluna, sırat-ı müstakîme iletmesini, gazap ve dalalete uğrayanların yoluna iletmemesini diliyoruz. Vahyin amacının insanları terbiye etmek olduğu tezkiyenin de rasullerin temel görevlerinden olduğu hatırlandığında tezkiye ile terbiyenin yakın ilişkisini görebiliriz.
Tezkiye, tasavvuf şeyhlerinin icad ettikleri abartılı fiillerle değil, ancak Kur’an öğretileri ve Rasul’ün örnekliğiyle gerçekleşir. Nefis tezkiyesi için önerilen rabıta, raks, kızgın demir tutma, karanlık bir odada yiyeceksiz, içeceksiz günlerce bekleme gibi fiillerin Kur’an’da kesinlikle karşılığı yoktur.

İslâm, tüm emir ve yasaklarıyla insanı eğitmeyi amaçlar. Huşû ile namaz kılma, infak, Allah yolunda kıtalden akrabalık, komşuluk haklarını gözetmeye kadar bütün Kur’ânî emirler; şirk, zulüm, nifak ve fitneden kaçınmadan, yalan söylememeye, yalan yere yemin etmemeye kadar bütün Kur’ânî yasaklar tezkiyenin araçlarıdır.
Sonuç olarak tezkiye, insanın ekonomik kaygılardan arınıp can, mal, makam, oğul, eş, dost dahil sevdiği şeyleri Allah yolunda engel olmaktan çıkarabilmesi, dünyadan nasibini unutmadan yatırımı dünya için değil, âhiret için yapmasıdır. 
29.05.2026
Hazırlayan: Ali AÇIKER

Yorum yazın

* Bu formu kullanarak girdiğiniz bilgilerinizin saklanmasını ve size ulaşım için kullanılabileceğini onaylıyorsunuz.

İLKAV


İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı

Editör'ün Seçimi

Son Yazılar