Cuma, Mayıs 22, 2026
Ana sayfa CUMA HUTBELERİ Hutbe: Mü’minler! Siz kendinize bakın! Doğru yolda olunca sapan size zarar veremez.

Hutbe: Mü’minler! Siz kendinize bakın! Doğru yolda olunca sapan size zarar veremez.

by İlkav Editor
5 👁
A+A-
Reset

Hutbe: Mü’minler! Siz kendinize bakın! Doğru yolda olunca sapan size zarar veremez.
Rabbimiz, Maide: 105. âyette bizleri sarsıcı bir muhasebeye davet ederek meâlen şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda olunca sapan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah’adır. Artık O, size yaptıklarınızı bildirecektir.”

Âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz (S) ise varlık gayesini tek cümlede hülasa etmiştir: “Ben, güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.”
Muhterem cemaat; Bugün 5 Zilhicce 1447 Cuma. Rabbimiz, ömrümüzün kalanını geçeninden hayırlı ve bereketli kılsın.

Aziz mü’minler, bugün kütüphanelerimiz kitaplarla dolup taşmakta, bilgi ve eğitim materyalleri dijitalleşen dünyada bir parmak uzağımızda durmaktadır. Kaynaklara erişimin tarihte hiç olmadığı kadar kolaylaştığı bir çağda yaşıyoruz. Ancak bu muazzam bilgi bolluğuna rağmen, sokaktaki ahlâkî yozlaşma günden güne artıyor. Bilginin arttığı yerde ahlakın zayıflaması, akıl sahipleri için üzerinde durulması gereken bir tezat, alınması gereken büyük bir derstir.

Yüce Rabbimiz, Bakara: 143. âyette ideal İslâm toplumunun vasfını şöyle tayin etmiştir: “Böylece sizi, insanlara şahid ve örnek olmanız için vasat (tam ortada, dengeli) bir ümmet kıldık. Peygamber de size şahid ve örnektir.”

Ekitap için tıklayın

Dünya tarihi şâhiddir ki; toplumların var oluş ve çöküş noktalarının merkezinde ahlâk yer alır. İslâm, salt bir nazariye değil, eyleme dökülmüş bir ahlâk nizamıdır. Doğru bir ahlâk zeminine sahip olduğumuzda, bazen konuşmamıza dahi gerek kalmayacaktır; tavırlarımız ve şahsiyetimiz bizden önce konuşacaktır. Güzel ahlâkın etrafa yaydığı güven duygusu, sözümüzün toplumdaki itibarını ve tesirini artıracaktır. Nitekim Allah Resulü (s.a.v.), kendisine vahyedilen hakikatleri tebliğ etmeye başlamadan önce, tam 40 yıl Mekke toplumunda muazzam bir şahsiyet ve ahlâk inşa etmiştir. İslâm’ı açıkça anlatmak için Safa Tepesi’ne çıkarak Kureyşlilere şöyle seslenmişti: “Ey Kureyşliler! Size, şu dağın arkasında üzerinize saldırmak üzere olan bir ordu var desem, bana inanır mısınız?” Mekkeliler, bir an bile tereddüt etmeden şu cevabı verdiler: “Elbette inanırız. Biz senin hayatın boyunca yalan söylediğini, insanları aldattığını görmedik. Sen bizim nezdimizde el-Emîn’sin, güvenilirsin.”

İşte dava budur, metot budur. İnsanlar, mesaja değer biçerken önce o mesajı taşıyan temsilcinin ahlâk ve adaletine bakarlar. Fakat ne yazık ki bugün, “güzel ahlâklı olmak” Müslümanların dahi hayat nizamında ikincil bir mesele haline gelmiştir. Büyük idealler peşinde koşan, dünyadaki küfür ve zulüm düzenini bir çırpıda kaldırmaktan bahseden, hakkın hakimiyeti adına büyük teoriler üretenler; ne yazık ki kendi hayatlarındaki temel ahlaki eksiklikleri görmezden gelmektedir.
Unutulmamalıdır ki; ilkokul bitirilmeden üniversite okunamaz; toplama işlemi öğrenilmeden çarpma yapılamaz. Temel ahlâkî gelişimini tamamlayamamış bir topluluğun büyük hedeflere ulaşması, eşyanın tabiatına aykırıdır. Bize düşen; bu Cuma namazının hemen ardından başlamak üzere, samimi bir tövbe ile insanlığa örnek olma sorumluluğumuzu kuşanmaktır. Uhrevî iddialarımız ile ahlâkî realitemiz arasındaki mesafeyi kapatmak zorundayız.

Değerli mü’minler, açıkça sormak ve yüzleşmek mecburiyetindeyiz: Hedefi cennet olan, gayesi tebliğ olan ancak ağzından kötü, kaba ve küfürlü sözler eksik olmayan bir Müslüman tasavvuru mümkün müdür?

Yüce hedeflere iman ettiğini söyleyip, evinde veya iş yerinde kendisinden küçüğe, güçsüze, dilsiz kuluna bağıran, zulmeden ve bundan hiçbir pişmanlık duymayan bir kalbin samimiyeti nerededir?

Büyük nizamların davasını güden ancak trafikte öfke nöbetleri geçiren, söz verdiğinde sözünü senet kılmayan, ticârî ahlâkı zedelenmiş bir hayatın içinde Rasulullah (s.a.v.) nerededir?

Ahlâkî olgunlukta henüz ilk basamakları dahi tırmanamamışken, ilâhî rızaya talip olmak büyük bir yanılgıdır. Oysa insan fıtratı; yumuşak söze, kibar davranışa, doğruluğa ve güvenilirliğe karşı boyun eğer. Örnek aldığımız Sevgili Peygamberimiz, Kur’an’ın ifadesiyle “yüce bir ahlak” üzeredir.

Sonuç olarak; bize düşen; Peygamberimizin şahsiyetini rehber edinerek duyarsız davranışlardan sıyrılmak, kötü sözü lügatimizden atmak, öfkemizi yutmak ve sözümüzün eri olmaktır.

Dürüstlük, adalet ve nezahet; her sabah üzerimize giymemiz gereken en temiz elbiselerimiz olmalıdır. Ancak bu sayede sözümüz muhataba ulaşır; ancak bu sayede amelimiz lafımızın önüne geçer. Biz hayatı heva ve hevesimizin istediği gibi değil, Rabbimizin çizdiği hudutlar dâhilinde yaşadığımızda, etrafımızdaki insanlar şaşkınlıkla şahidlik edecek ve tıpkı Şuayb (a.s.)’a sorulduğu gibi bize de şu soruyu yönelteceklerdir: “Sana bu adaletli yaşamı, bu dürüst ticareti, bu güzel ahlâkı kılmakta olduğun namazın mı emrediyor?”

22.05.2026
Hazırlayan: M. Furkan AK

Yorum yazın

* Bu formu kullanarak girdiğiniz bilgilerinizin saklanmasını ve size ulaşım için kullanılabileceğini onaylıyorsunuz.

İLKAV


İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı

Editör'ün Seçimi

Son Yazılar

İLKAV Teknik Komisyon