Cuma, Mayıs 8, 2026
Ana sayfa CUMA HUTBELERİ Hutbe: Tebliğ ve Davet Zorunlu Bir Mes’ûliyettirا.    

Hutbe: Tebliğ ve Davet Zorunlu Bir Mes’ûliyettirا.    

by İlkav Editor
2 👁
A+A-
Reset

Hutbe: Tebliğ ve Davet Zorunlu Bir Mes’ûliyettirا.
“Ben ancak Allah’tan gelenleri tebliğ edebilirim ve O’nun vahiylerini açıklayabilirim. Kim Allah ve Resûlüne karşı gelirse, şüphesiz onlar için, içinde ebedî kalacakları cehennem ateşi vardır.” (Cin: 23)

Kardeşlerim, bugün Hicrî Zilkâde ayının 21’i 1447/Cuma

Bu âyet, risalet ve davet işinin ciddiyetini gönüllere yerleştirip, uyaran ve korku veren bir emirdir. Rasulullah (S), bu büyük hakikati ilan etmekle emrolunuyor. “Beni, isyan ettiğim takdirde hiçbir kimse Allah’ın (azabından) koruyamaz. Ve ben, O’ndan başka hiçbir sığınak veya himaye de bulamam.” “Tek çarem, bu işi tebliğ edip görevimi yapmaktır!” Ne kadar mühim, ne kadar ürkütücü ve ne kadar da ciddi! Davet; fazladan ve davetçinin isteğine bırakılmış bir iş değildir. Çünkü davet, arkasında Allah’ın bulunduğu bir yükümlülük  yerine getirilmesi kaçınılmaz olan kesin ve tavizsiz bir yükümlülüktür.
Yine bu davet, insanların iyilik ve hidayetinden elde edilen kişisel bir lezzet değildir. Çünkü o, kaçınılmaz ve tereddüde yer vermez yüce bir iştir. İşte davet, böylesine net ve açık özelliğiyle ortaya konulmalıdır. O, arkasında; dehşetli bir korkunun, ciddiyetin ve yüceler yücesi büyük kudretin bulunduğu bir görev ve yükümlülüktür. Şu halde davetçiler bilsin ki, önlerinde, ağır bir görev vardır. Çünkü onlar, Muhammed (S)’in tâbiileri ve Allah’ın insanlara gönderdiği hüccetleridirler.
Bu zor görevden kurtuluş yoktur. Söz konusu olan, insanları, ilahî vahiyle sorumlu kılma, insanları âhiret azabı ve dünya mutsuzluğundan kurtarma görevidir. Öyleyse tek çare, Rasulullah (S)’in izlediği metodun doğrultusunda tebliğ yapıp bu görevi yerine getirmektir.
Risalet aynı risalet, insanlar aynı insanlardır. Sapıklıklar, şüphe ve şehvetler yine olacaktır. Katı ve söz dinlemez tağûtî güçler, yine olacaktır. Davaya karşı koymalarına, insanları güç ve saptırma yollarıyla dinlerinden koparma taktiklerine devam edeceklerdir. Tavır, aynı tavır, engeller, aynı engeller, insanlar da aynı insanlardır. Ve tüm bunlara rağmen tebliğ mecburîdir. Görev yapmak mecburîdir. Hem dille, hem de amelî tebliğ mecburîdir.
Davetçilerin, tebliğini yaptıkları davanın canlı örnekleri olmalarının yolu budur. Davetin yolunu tıkayarak insanları batıl ve kuvvet zoruyla fitneye uğratan engelleri ortadan kaldıracak bir tebliğ gerekir. Aksi takdirde tebliğ yapılmamış, görev îfâ edilmemiş olur. Zira bu, taşınması gerekli ve kaçışı olmayan bir görevdir: “Tâ ki, rasullerin gelişinden sonra insanların elinde Allah katında (kendilerini savunacak) bir delilleri olmasın.” (Nisa: 165)
Bu, tüm insanlığı dünyevî dalâlet ve mutsuzluktan kurtarma görevi ile âhirette Allah’ın huzurunda onları delilsiz bırakma görevi ağır bir görevdir. Bütün bu sorumlulukları taşımak ya da ateşten kurtulamamak… Bunu küçümsemeye imkân var mı? Beli kıran ve vücudu titreten bir görevi kim küçümseyebilir ki? Müslümanım dediği zaman, tebliğ yapmıyor, tebliğ ve ifadenin bütün çeşitlerini uygulamıyorsa; İslâm’a aykırı bir şahidlik yapıyor demektir. Yani İslâm için şâhidlik yapacağına İslâm dışı bir şâhidlik yapıyor demektir. Oysaki, Allah, İslâm için şâhidlik yapmasını istemektedir: “Aynı şekilde sizi, insanlara şâhidlik edesiniz, rasul de size şâhidlik etsin diye orta (âdil) bir ümmet kıldık.” (Bakara: 143)
İslâm için şâhid olmak; kişinin kendisinden, evinden, ailesinden ve daha sonra aşiretinden başlar. Davet edilen İslâm’ın pratik örneği olarak şâhidlik yapılır. Şâhidliğin ikinci adımı, ümmeti davet etmektir. Bu şâhidliğin son merhalesi ise elden gelen tüm cehd-ü gayreti göstermektir, cihad etmektir. İnsanları saptırıp fitneye uğratan tüm beşerî engelleri ortadan kaldırmak için mücadele etmektir. İşte şehid de bu mücadele sırasında ölen veya öldürülen kimseye denir. Çünkü o, dini için şâhidlik yaparak Rabbine kavuşmuştur. İşte şehid sadece bu kimsedir. Allah’ın dinine inanmış mü’minden istenen şey, bu dinin kalıcılık hakkını onaylayan ve bu dinin insanlığa vereceği hayrı sağlayan bir şâhidlik yapmaktır. Kendisini, kişiliğini, ahlâkını, davranışını hayatıyla bu dinin canlı bir örneği/modeli haline getirmeyen kimse, şahidlik görevini yapmamış demektir. Yani, insanların, yüce bir örnek hayat olarak göreceği bir şahidlik görevini yapmamış demektir. Bu dinin, dünyada bulunan tüm düzen ve örgütlerden çok daha iyi, mükemmel ve daha çok hayat hakkına sahip olduğunu ispatlayacak bir şâhidlik yapmamış demektir:
“Rabbimiz! Biz indirmiş olduğuna iman edip Rasul’e uyduk. Sen de bizi, şâhidlerle beraber yaz.” (Âl-i İmran: 53)   
08.05.2026
Hazırlayan: Emrullah AYAN

Yorum yazın

* Bu formu kullanarak girdiğiniz bilgilerinizin saklanmasını ve size ulaşım için kullanılabileceğini onaylıyorsunuz.

İLKAV


İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı

Editör'ün Seçimi

Son Yazılar

İLKAV Teknik Komisyon