Perşembe, Mayıs 28, 2026
Ana sayfa HABERLER İLKAV’da Kurban Bayramı namazı kılındı ve mü’minler bayramlaştı

İLKAV’da Kurban Bayramı namazı kılındı ve mü’minler bayramlaştı

by İlkav Editor
12 👁
A+A-
Reset

İLKAV’da Kurban Bayramı namazı kılındı ve mü’minler bayramlaştı

İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı-İLKAV konferans salonunu sabahın erken saatlerinde dolduran mü’minler bayram namazını kıldıktan sonra samimi bir şekilde bayramlaşma merasimi yaptılar. 

Bayram namazı öncesi Yıldırım AK; “Hac, Kurban ve Tevhid Bilinci” konulu bir sunum yaptı. Sunumunda özetle şu konulara değindi:
İslâm’da Zilhicce ayının ilk on günü, Kur’an’da “mübarek günler” olarak anılan, manevi değeri yüksek zaman dilimlerindendir. Bu günler; hac ibadeti, kurban ve Allah’ı çokça zikretmekle anlam kazanır. Hac, sadece bir yolculuk değil; insanın Rabbine tam teslimiyetini ilan ettiği büyük bir kulluk göstergesidir. İhrama giren mü’min, makamını, malını, ırkını ve dünyaya ait tüm ayrıcalıklarını geride bırakıp Allah’ın huzurunda eşit olduğunu idrak eder. “Lebbeyk Allahümme lebbeyk” nidaları ise kulun, “Rabbim! Senin emrine teslim oldum” diye haykırışıdır.
Konuşmada özellikle Allah’ı zikretmenin önemi üzerinde duruldu. İnsan dünya hayatına dalarak asıl hakikati unutabilmektedir. Hac ve kurban ibadetleri ise insanı yeniden tevhide, yani yalnızca Allah’a kulluk etmeye çağırır. Kur’an’da belirtildiği gibi Allah’a ulaşan ne kurbanın eti ne de kanıdır; Allah’a ulaşan kulun takvası, samimiyeti ve teslimiyetidir. Bu nedenle ibadetlerin şekli kadar, hangi niyet ve bilinçle yapıldığı da büyük önem taşır.
AK, Gazze’de yaşanan zulümlere de dikkat çekerek; Müslümanların bir bedenin organları gibi olduğu hatırlatıp, bir yerde acı varsa diğer mü’minlerin buna kayıtsız kalmaması gerektiğini, zulme sessiz kalmamak, mazlumların yanında olmak ve adaleti savunmanın her mü’minin sorumluluğu olduğunu ifade etti.
Ayrıca bayramların yalnızca sevinç günleri olmadığı, aynı zamanda kardeşliği güçlendirme fırsatı olduğu, Müslümanlar arasında kırgınlıkların uzun sürmemesi, insanların birbirini affetmesi gerektiği, çünkü İslam, insanların farklı düşünmesini doğal görür; ancak küslüğün devam ettirilmesini doğru bulmaz. Bu nedenle bayram günleri; akraba ziyaretleri yapmak, yetimleri sevindirmek, ihtiyaç sahiplerine yardım etmek ve mü’minler arası birlikteliği kuvvetlendirmek için önemli bir fırsat olduğunu vurguladı.
Sonuç olarak; hac ve kurban ibadetlerinin sadece şeklî ibadetler olmadığını, bunların insanı Allah’a yaklaştıran, tevhid bilincini güçlendiren ve toplumsal sorumlulukları hatırlatan büyük kulluk göstergeleri olduğunu ifadeden sonra, Mü’minin görevinin; Allah’ı çokça zikreden, kardeşliğe önem veren, zulme karşı duran ve ibadetlerini samimiyetle yerine getiren bir kul olmanın önem ve değerini anlattı.
Bayram konuşmasından sonra Bayram hutbesini Hayati İSAOĞLU irad etti.
Hutbe : Kurban ile arınmak
“Şüphesiz biz sana Kevser’i verdik. Şu halde Rabbin için namaz kıl ve kurban kes! Doğrusu, asıl ebter (soyu kesik) olan sana kin duyandır.” (Kevser: 1-3)

Rabbimiz ümmetimizin kendisine yakınlaşma vesilesi kıldığı kurbanlarımızı ve tüm ibadetlerimizi makbul eylesin. Kurban bayramımız mübarek olsun. Bayramlar; bize H. 2. yıldan sonra meşru kılınan sevinç ve mutluluk günleridir. Ümmet olarak ne kadar olumsuzluklar yaşamış olsak da bayramların kendine has mutlulukları vardır. Özellikle bu durumu çocuklarımıza yaşattırmalıyız.Kurban; kurbiyet kökünden gelen bir kelime olup sembolik olarak kesilen hayvanların da ötesinde kişi hayatında en değerli olan tüm varlıkları Allah yolunda feda edebilmeyi sembolize eder. Şeriati’nin ifadesi ile “İbrahim gibi davranmaktır. O oğlu İsmail’i aldığı emir gereği (37/102-107) kurban etmek için harekete geçmişti. Sana kurbanın nedir diye sormuyorum sadece rüya görüp görmediğini merak ediyorum. Söyle senin rüyan nedir? Hangi rüya uğruna neyi kesiyorsun? Senin İsmail’in kim veya ne? Mevkiin mi? Şerefin mi? Mesleğin mi? Paran mı? Evin mi? Çiftliğin mi? Araban mı? Aşkın mı? Bilgin mi? Sosyal sınıfın mı? Sanatın mı? Elbisen mi? Hayatın mı? Gençliğin mi? Güzelliğin mi? Hangisi ben bilmem. Fakat sen kendini bilirsin. Allah’a teslimiyeti engelleyen kim ve ne olursa olsun beraberinde onu kurban etmelisin. Sana İsmail’inin hangisi olduğunu söyleyemem, ama yardımcı olmak için ipucu verebilirim; inancını ne zayıflatıyorsa, sorumluluk kabul etmekten seni ne alıkoyuyorsa,  çağrıyı duymana ve gerçeği itiraf etmene ne engel oluyorsa, seni kaçmaya ne zorluyorsa, rahatın için bahaneler bulmana ne yol açıyorsa, seni ne kör ve sağır ediyorsa işte odur asıl kurban edeceğin.” diyor Ali Şeriatî…Diğer tüm ibadetlerde olduğu gibi kurban ibadetinin de omurgasını takva oluşturur. Rabbimiz, kitabında konuya dair; “Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır. Ancak O’na sizin takvanız ulaşır.” (Hac/37) buyurur. Yani hisseye ne kadar kg et düştüğü, kurban edilen hayvanın yağlı olduğu, ucuza veya pahalıya mal olduğunun Allah katında bir anlam ve değeri yoktur. Ne kadarını infak edebildikse o önemlidir.
Konuya dair bir rivayet şöyledir: “Hz. Aişe validemiz, bir kurban kestik diyor. Allah Rasulü ‘bunu dağıt ey Aişe’ buyurdu. Akşamleyin Rasulullah geldi. ‘Ne yaptın ey Aişe?’ dedi. Bir kürek kemiği eve bıraktım gerisini dağıttım,’ dedim. Rasulullah sevindi ve ‘Ey Aişe! Demek ki, bir kürek kemiği hariç hepsi bizim oldu.’ buyurdu.”
İşte kurbanlar böyle değerlendirilebilirse gerçek değerini bulmuş olur. Yoksa günümüzde genellikle yapıldığı gibi, evlerde istiflenip piknikler için ayrılan mangallıklara baktığımızda, kurbanlar bir et bayramlarına dönüşmektedir.Bir de; bayramların muhasebe ve teberri yönünün olduğunu unutmamak gerekir. Allah Rasulünün, “Hesaba çekilmeden kendinizi hesaba çekin” uyarısı sürekli gündemimizde olan temel bir ilke olmalıdır ki, bugünümüz dünden, yarınımız da bugünden daha hayırlı olabilsin.
Hacc’da telbiye ve kurban bayramı teşrik tekbirleri, Müslümanların hayatında teberri ve arınmanın etraflıca tekrarlanan sürekli vird edinilmesi vacip kılınmış bir zikridir. Anlamları bilinip içselleştirilerek bilinçle okunduğunda anlamlı ve gereklidir. Telbiyede; hacca gidenler mikattan sonra diğer mü’minler de bulundukları beldeden tüm küfür güçlerine ne diyorlardı?
“Emret Allah’ım, ben her şeyin üstünde ancak Senin emrine boyun eğerim. Bana bu emrinin üstünde hiçbir kişi ve kurum ölü veya diri hükmedip emredemez. Hayatıma karışıp helal-haram belirlemeye, kurallar koymaya ancak sen layıksın. Senin dışında kimseye bu hakkı vermem. Sen emrettiğin için yoluna geldim. Mülk Senindir, edindiğim mülkte Senin hükmün geçerlidir. Hamd Sanadır, Senin içindir. Nimet Sendendir. Senden başkaları ibadete Hamde layık değildir. Senin hiçbir ortağın, yardımcın ve danışmanın da yoktur.”
Telbiye, bu anlamda söylenmediği için tüm kafirler hiçbir Müslümandan çekinip korkmamaktadır. Teşrik tekbirlerimizde de benzer ifadeleri tekrarlarız. Teşrik; doğruya yönelmek, aydınlanmak anlamlarına gelir. Burada şunları söylemiş oluruz: “Hayatımda neyi, nasıl yapacağımı belirleyip kural ve hükmüne tabi olacağım, önüne hiçbir şeyi geçirmeyeceğim tek büyük Allah’tır. O kendisinden başka ilah bulunmayan gerçek ve tek ilahtır. Hayatıma dair helal ve haramları ancak O belirler, O’na denk başka otorite ve varlık, ölü ya da diri yoktur. O tek büyüktür ve her türlü kulluk ve Hamd ancak ve sadece O’na yapılır.”
Teşrik tekbirlerini ve telbiyeleri bu şuurla yapanlara ne mutlu. Ümmet olarak bu telbiye ve teberriden uzak bir yaşantıyı tercih ediyor olmamız da bugünkü zillet içindeki halimizi resmetmektedir. Paramparça olmuş, ümmet olma şuurundan uzak kavmiyetçi ve mezhepçi yaklaşımlarla batılı hayatlara öykünen ve onları model olarak seçen toplumlar da maalesef bugün olduğu gibi sürü olmaktan kurtulamamaktadır. Duamız o ki; Rabbimiz bizleri bu zilletten çıkarsın, yeniden insanlığa ümit ve örnek hâle getirsin.

Cemaat, bayramlaşma ve geleneksel olarak çocuklara verilen hediyelerden sonra dağıldı.

Yorum yazın

* Bu formu kullanarak girdiğiniz bilgilerinizin saklanmasını ve size ulaşım için kullanılabileceğini onaylıyorsunuz.

İLKAV


İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı

Editör'ün Seçimi

Son Yazılar