Cuma, Mart 13, 2026
Ana sayfa CUMA HUTBELERİ Hutbe: Şüphesiz Bu Kur’an Dosdoğru Yolu Gösterir

Hutbe: Şüphesiz Bu Kur’an Dosdoğru Yolu Gösterir

by İlkav Editor
9 👁
A+A-
Reset

Hutbe: Şüphesiz Bu Kur’an Dosdoğru Yolu Gösterir
“Muhakkak bu Kur’an, en doğru olan yolu gösterir ve salih amel işleyen mü’minler için büyük bir mükafaat olduğunu müjdeler.” (İsrâ: 9)
Kardeşlerim, bugün Hicrî Ramazan ayının 24’ü 1447/Cuma
İslâm ümmeti, yeryüzünde Rabbanî metot üzere açık, tek ve kendine özgü yolda yürümek için vardır. Varoluşumuzun çıkış noktası, Allah’ın gösterdiği metottur. İnsanlığın hayatında, kendinden başkasının başaramayacağı bir görevi îfâ için gelip Allah’ın nizamını yeryüzünde uygulamak için var olmuştur. Bu nizamı, pratik hayata geçirmek; yani nassları harekete geçirip hislerde, ilişkilerde ve yönetim işlerinde yaşatmak için var olmuştur.
Bilgi ve öğrenme kaynağı; Allah’ın Kitab’ı olmadığı sürece, bu ümmetin varlık isbatını yapıp dosdoğru yolda yürümesi, dünya üzerinde söz konusu eşsiz ve tek aydınlık hayatı inşâ etmesi mümkün değildir. Şu halde beşerî kaynaklardan bilgi alıp ona uymak ve hiçbir beşere itaat yoktur. Yol, sadece budur. Bunun ötesi, şirk ve dalâlettir. Kur’an’ın değişik münasebetlerle üstünde durup tekrarladığı budur. İslâm cemaatinin duygusal, fikrî ve ahlakî dayanağı ve her fırsatta göz önünde tutulması gereken nokta budur. Bu ümmetten her kuşağın dinlemek zorunda olduğu daimî buyruk da budur. Çünkü söz konusu olan onun hayatî kaidesidir. Hatta var oluşunun temel dayanağıdır.
Bu ümmetin görevi, insanlığı yönetmektir. Bu gerçek ortadayken; cahiliyeyi alaşağı edip Allah’a yönelmek ve Allah’ın hayat sistemine göre yönetmek zorunda olduğu halde cahiliyeden bu anlamda bilgi edinmesi hiç mümkün olur mu? Önderlik işlevini yitiren bir İslâm ümmetinin varlığı ve bu gayesiz varlığın ne anlamı olur ki?
İslâm ümmeti, şüphesiz önderlik için vardır. Sağlıklı bir dünya görüşü, sağlıklı bir itikatta, sağlıklı şuur ve sağlıklı bir ahlakî yapıda, sağlıklı bir hayat sistemi ve düzeninde önderlik için vardır. İşte akılların kemale erip açılması, kainatla ve onun sırlarıyla tanışması, güç, enerji ve hazinelerinden yararlanması, böyle sağlıklı şartların ortamında yaşamakla mümkündür. Ama tüm bunlara izin veren ve bunlarda egemenlik sağlayan; yani kainatın güç ve hazinelerini tahrif ve çökertme araçlarına dönüştürmeden, arzu ve şehvetlerin hizmetine vermeden sadece insanlığın iyiliğine âmâde eden en büyük önderliğin, inanca ait olması gerekir. Müslüman cemaatin bu inanç önderliği altında; hiçbir beşerin rehberliğinden etkilenmeden, sadece Allah’ın emir ve direktifleriyle yolunda yürümesi şarttır. Kitap ehli ve kâfirlere itaat edip bilgilerine başvurup metot ve yönetimlerinden iktibas yapmak peşin bir hezimet demektir. Ruhen bozguna uğrayıp ümmetin varlık nedeni önderlik görevinden uzaklaşmaktır. Bunun bir diğer anlamı ise İlahî hayat sisteminden, bu sistemle yükselip kalkınma yolunda yürümenin yetkinliğinden şüphelenmek olur ki, bu da küfrün gönülde debelenmesi demektir. Hem de İlk başta farkına varılmayıp tehlikenin hemen o anda sezilmediği bir debelenmedir.
Gerek ehl-i kitap ve gerekse müşrikler, Müslümanları itikadlarından saptırmaya özen gösterdikleri kadar hiçbir konuda özen göstermezler. Çünkü bu akîde, önlerindeki amansız bir duvar ve aşılmaz savunma hattıdır. İslâm ümmetinin tükenmez bir güç kaynağıdır. Düşman, bunu gayet iyi biliyor. Müslümanları bu akideden uzaklaştırmak için ellerinden gelen tüm gayreti göstermelerinin, bu amaç için hile, güç ve çeşitli araçlara başvurmalarının asıl nedeni budur. Açık savaşlarla başaramayacaklarını anlayınca oyunlara başvurdular. Kendileri savaşamayacaklarını anlayınca, Müslüman olduklarını iddia eden münafıkları öne sürdüler. Yani, İslâm akîdesini içinden kemirmek üzere beşerî yönetim ve önderlikleri süslü göstermeye çalışarak insanları İslâm’dan alıkoyan uşaklarını öne sürdüler. İşte Rabbanî uyarının nedeni buydu.
“Ey iman edenler! Eğer kendilerine kitap verilenlerden bir gruba uyarsanız sizi, imanınızdan sonra küfre döndürürler. Sonra siz, yanınızda Allah’ın âyetleri okunup Allah’ın Rasulü içinizdeyken nasıl olur da küfre girersiniz? Kim Allah’a (kitabına) sımsıkı bağlanırsa, kesinlikle o, dosdoğru yola yöneltilecektir.” (Âl-i İmran: 100, 101)
Şurası kesin ki, Müslüman’ı en çok ürküten şey imandan sonra küfre dönüştür. Cennete girmek varken cehenneme dönüştür. Bu özellik her zaman, her yerde Müslüman’ın özelliğidir. Bundan dolayı âyetteki uyarı, mü’mini uyarıp şiddetle sarsan kamçı gibidir. Dünkü mü’minler Kur’an’a nasıl muhatap idilerse bugün biz de Kur’an’a muhatabız. Yol budur, davetçi bunu iyi bilmelidir: “Kim Allah’a (Kur’an’a) sarılırsa, muhakkak ki o, dosdoğru bir yola yöneltilecektir.” Demek ki, mü’minin görevi, sadece Hayy ve Kayyum olan Allah’a sarılmaktır.
Allah’ın Rasulü (S), akidevî konularda ve hayat sistemi konusunda ashabını sıkı sıkıya tembihliyordu. Zirâî işler, savaş taktikleri ve benzeri bilimsel konular dışında, yani teknik bilgi ve tecrübeye dayalı pratik hayat sorunları dışında kafirlerin bilgisine başvurulamayacağını tembihliyordu. Çünkü deney ve teknik görüşlere dayalı sorunların itikadî düşünceyle, toplumsal düzenle ve insan hayatını kendisine göre düzenleyen beşerî  ilişkilerle bir alâkası yoktur. Bu iki konu arasındaki fark, açıkça ortadadır. Çünkü hayat sistemi başka şeydir, uygulama ve deneye bağlı olan bilimler başka şeydir.
13.03.202
Hazırlayan: Emrullah AYAN

Yorum yazın

* Bu formu kullanarak girdiğiniz bilgilerinizin saklanmasını ve size ulaşım için kullanılabileceğini onaylıyorsunuz.

İLKAV


İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı

Editör'ün Seçimi

Son Yazılar

İLKAV Teknik Komisyon