Cumartesi, Temmuz 20, 2024
Ana sayfa CUMA HUTBELERİ Hutbe: İmtihan ve Mü’minler

Hutbe: İmtihan ve Mü’minler

by İlkav Editor
1,4K 👁
A+A-
Reset
Hutbe: İmtihan ve Mü’minler
“Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi denemek için şer ve hayırla imtihan ederiz. Hepiniz de sonunda bize döndürüleceksiniz.” (Enbiya: 35) 
Kardeşlerim, bugün Hicrî Şevval ay’ının 16’sı 1442/Cuma
İmtihanın çeşitleri vardır: Sabırla imtihanı, şükür imtihanı, sevap imtihanı, yönlendirme imtihanı, terbiye imtihanı, arınma imtihanı ve değerlendirme imtihanı…
“Biz, elbette ki imtihan ederiz.” (Mü’minun:30)
“Denemek için sizi şer ve hayırla imtihan ederiz.” ‘Enbiya:35)
Şerle imtihanın niçin olduğu bellidir. Amaç, imtihana giren kimsenin tahammül gücünü, kötülüğe karşı sabır derecesini, Rabbine güven ve Rabbinin merhametini umma derecesini ortaya çıkarmaktır.                                                                                     
Hayırla imtihana gelince, bunu açıklamak gerekir: 
İmtihanların en ağırı, hiç şüphesiz hayırla imtihandır. İnsanlar bunun tersini; hayırla imtihanın, şerle imtihan yanında hafif kaldığını zannetseler bile…
Şerle imtihanı başarıyla atlatanlar pek çoktur. Ama hayırla imtihana göğüs geren insanların sayısı çok azdır. 
Hastalık ve zayıflık imtihanına sabredenler çoktur. Sıhhat ve kudret imtihanına ise dayanan, aşırı öfkesini bastırıp sinirsel gerginlik ve taşkınlığını frenleyebilen kimseler pek azdır. 
Fakirlik ve yoksulluğa dayanarak nefsini düşürmeden ve alçaltmadan yaşayanlar pek çoktur. Ama servet ve varlığa, zenginliğin yol açtığı, özendirdiği eğlenceye, arzu ve şehvetlere dayanan kimseler pek azdır. 
İşkence ve eziyetlere korkmadan sabredenler, ceza ve tehditleri ürkmeden atlatanlar pek çoktur. Ama makam, mevki, eğlence ve servet vaadlerine dayanamayanlar pek çoktur. 
Sıcak savaş ve yaralanmalara dayanabilenler pek çoktur. Ama rahatlık ve bolluk içindeyken ruhi çöküntüler ve gayretsizlik doğuran boş vermişliğe ve insanlara boyun eğdiren ihtiraslara kapılmadan sabredebilenler ise pek azdır. 
Sıkıntı ve darlık hali, bir takım kazançlar da getirebilir. Mesela direnme gücünü arttırır, onurlu bir hayata alıştırır ve sinirsel istikrara sebep olur. Bu durumda insan bütün gücünü toparlayıp sıkıntıyı metanetle karşılayacaktır. Bolluk haliyse, sinirleri gevşetir. Dayanma gücünü zedeler, dikkat ve direnme mekanizmasını da zaafa uğratır. Sıkıntı aşamasını başarıyla atlattıktan sonra bolluk ortamına giren insanların, imtihanda kaybetmelerinin sebebi budur işte. İnsanoğlunun durumu budur. Tabii ki Allah’ın koruduğu kimseler bunun istisnasıdırlar. Ki bunlar Peygamber (S)’in haklarında şöyle buyurduğu kimselerdir: 
“Mü’minin durumu hayret vericidir. Çünkü onun her şeyi hayırlıdır. Bu özellik, mü’minden başka hiçbir kimseye verilmemiştir. Mü’min bir rahatlığa kavuşunca sabreder ki bu onun için hayırlıdır. Mü’min, kendisine bir zarar dokunduğu zaman da sabreder ki, bu da onun için hayırlıdır.” (Müslim; 4/2294)
Böyle olanlar ise azınlıktadır. Bu bakımdan bolluk imtihanında kendini uyanık tutmak; şerle imtihanda kendini uyanık tutmaktan çok daha zordur. Ama her iki durumda da en büyük teminat, Allah’la bağlantıyı sürdürmektir. İnsanların madenini ve gönüllerin yapısını asıl ortaya çıkaran şey, bolluğu izleyen sıkıntı ve sıkıntıdan sonraki bolluk durumudur. Budur yüreklerin arılık ve kirlilik derecesini ortaya çıkaran. Sabrın da, kararsızlığın da derecesini belirleyen budur. Budur Allah’a güven veya umutsuzluk; Allah’ın kaderine teslimiyet veya isyankârlık ve serkeşlik derecelerini meydana çıkaran… Çünkü kadrolar, bu durumda arınabilir. Mü’min ve münafık böyle durumlarda belli olur. Mü’min kendi konumu, münafık da kendi konumuyla belli olur. Nefislerin kapalı ve yabancı noktaları öğrenilir. Kadroların, kimliği belirsiz ve karışık kimi üye ve bireylerin güvensiz tavırlarından doğan uyumsuzluk ve yabancı unsurlardan arınması buna bağlıdır. 
Sıkıntı ve bolluğun birbirini izlemesi, yanılmaz bir mihenk ve sapmaz bir ölçüdür. Bütün bu konularda bolluk halinin, sıkıntı halinden bir farkı yoktur. Şiddet halinde sabredip birbirine bağlanan, ama bolluk durumunda çözülüp çöküntüye uğrayan pek çok kimse vardır. Mü’min kimse sabredendir. Şiddet halinde sabredip bolluk durumunda alçalmayan kimsedir. Yani her iki durumda da Allah’a yönelip kendisine gelen hayrın da şerrin de Allah’ın izniyle olduğuna inanan kimsedir. Yüce Allah’ın, nefisleri, bolluktan sonra şiddetle imtihan ettiğine kesinlikle inanan kimsedir. 
Sonra şu da var: Kur’an, beşeri yapıya hitap etmektedir. Bu yapının gizli bileşimini, açık-kapalı bütün özelliklerini, girinti, çıkıntı ve eğrilerini bilen Yaratan’ın kitabı olarak hitap etmektedir. Yüce Allah bu yapının zaaf noktalarını elbette ki bilmektedir. Mal ve evlada olan tutkunluğun nefsin derinliklerinde var olan bir zaaf olduğunu kesinlikle bilmektedir. Bundan dolayı uyarıyor Yüce Allah… İmtihanın hakikatine dikkat çekiyor: 
“Bilin ki mal ve evladınız, sizin için bir fitnedir. Allah’ın katındaysa hiç şüphesiz büyük bir mükafaat vardır.”(Enfal:28)
Mal ve evladı veren Yüce Allah’tır. Onun katında mal ve evlattan çok büyük bir mükafaat vardır. Mal ve evlat fitnesini aşan kimselere verilecek büyük bir mükafaat… Öyleyse dava emanetinden ve cihadın fedakârlıklarından kaçmak yok. Güçlü olmanın verdiği fitne de böyledir. Ama gönüllerini en büyük kuvvete bağlayan kimseler, kendilerine sadece dünyalık bir imkân sağlayan fani kuvvetlerle fitneye kapılmazlar. Çünkü bu kimseler, kendilerinden daha güçlü olan Rablerinden korkarlar. Bundan dolayı da bütün güçlerini Allah’a itaate verirler. O’nun adını yüceltme yolunda kullanırlar. Ve bu kimseler mal ve evlatla da fitneye kapılmazlar. Mal ve evlat yüzünden cihaddan geri kalmazlar. Mal ve çocuklarını Allah’a itaate yöneltirler.                                                                       
Gönülleri kuvvet ve nimetin kaynağından kopan kimselere gelince: Onlar, eğlenirler, yiyip içerler. Tıpkı hayvanların yediği gibi… 
“Bu kimselerin amelleri, dünyada da, âhirette de boşa çıkmıştır.” (Tevbe: 69)
28.05.2021
Hazırlayan: Emrullah AYAN
 

Yorum yazın

* Bu formu kullanarak girdiğiniz bilgilerinizin saklanmasını ve size ulaşım için kullanılabileceğini onaylıyorsunuz.

Hutbe: İmtihan ve Mü’minler

by İlkav Editor
1,9K 👁
A+A-
Reset
Hutbe: İmtihan ve Mü’minler                                                                                                                         
 
“Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi denemek için şer ve hayırla imtihan ederiz. Hepiniz de sonunda bize döndürüleceksiniz.” (Enbiya: 35) 
İmtihanın çeşitleri vardır: Sabırla imtihanı, şükür imtihanı, sevap imtihanı, yönlendirme imtihanı, terbiye imtihanı, arınma imtihanı ve değerlendirme imtihanı…
“Biz, elbette ki imtihan ederiz.” (Mü’minun:30)
“Denemek için sizi şer ve hayırla imtihan ederiz.” (Enbiya:35)
Şerle imtihanın niçin olduğu bellidir. Amaç, imtihana giren kimsenin tahammül gücünü, kötülüğe karşı sabır derecesini, Rabbine güven ve Rabbinin merhametini umma derecesini ortaya çıkarmaktır. Hayırla imtihana gelince, bunu açıklamak gerekir: 
İmtihanların en ağırı, hiç şüphesiz hayırla imtihandır. İnsanlar bunun tersini; hayırla imtihanın, şerle imtihan yanında hafif kaldığını zannetseler bile…
Şerle imtihanı başarıyla atlatanlar pek çoktur. Ama hayırla imtihana göğüs geren insanların sayısı çok azdır. 
Hastalık ve zayıflık imtihanına sabredenler çoktur. Sıhhat ve kudret imtihanına ise dayanan, aşırı öfkesini bastırıp sinirsel gerginlik ve taşkınlığını frenleyebilen kimseler pek azdır. 
Fakirlik ve yoksulluğa dayanarak nefsini düşürmeden ve alçaltmadan yaşayanlar pek çoktur. Ama servet ve varlığa, zenginliğin yol açtığı, özendirdiği eğlenceye, arzu ve şehvetlere dayanan kimseler pek azdır. 
İşkence ve eziyetlere korkmadan sabredenler, ceza ve tehditleri ürkmeden atlatanlar pek çoktur. Ama makam, mevki, eğlence ve servet vaadlerine dayanamayanlar daha da çoktur. 
Sıcak savaş ve yaralanmalara dayanabilenler pek çoktur. Ama rahatlık ve bolluk içindeyken rûhî çöküntüler ve gayretsizlik doğuran boşvermişliğe ve insanlara boyun eğdiren ihtiraslara kapılmadan sabredebilenler ise pek azdır. 
Sıkıntı ve darlık hali, bir takım kazançlar da getirebilir. Mesela direnme gücünü arttırır, onurlu bir hayata alıştırır ve sinirsel istikrara sebep olur. Bu durumda insan bütün gücünü toparlayıp sıkıntıyı metanetle karşılayacaktır. Bolluk haliyse, sinirleri gevşetir. Dayanma gücünü zedeler, dikkat ve direnme mekanizmasını da zaafa uğratır. Sıkıntı aşamasını başarıyla atlattıktan sonra bolluk ortamına giren insanların, imtihanda kaybetmelerinin sebebi budur işte. İnsanoğlunun durumu budur. Tabii ki Allah’ın koruduğu kimseler bunun istisnasıdırlar. Ki bunlar Peygamber (S)’in haklarında şöyle buyurduğu kimselerdir: 
“Mü’minin durumu hayret vericidir. Çünkü onun her şeyi hayırlıdır. Bu özellik, mü’minden başka hiçbir kimseye verilmemiştir. Mü’min bir rahatlığa kavuşunca sabreder ki bu onun için hayırlıdır. Mü’min, kendisine bir zarar dokunduğu zaman da sabreder ki, bu da onun için hayırlıdır.” (Müslim; 4/2294)
Böyle olanlar ise azınlıktadır. Bu bakımdan bolluk imtihanında kendini uyanık tutmak; şerle imtihanda kendini uyanık tutmaktan çok daha zordur. Ama her iki durumda da en büyük teminat, Allah’la bağlantıyı sürdürmektir. İnsanların madenini ve gönüllerin yapısını asıl ortaya çıkaran şey, bolluğu izleyen sıkıntı ve sıkıntıdan sonraki bolluk durumudur. Budur yüreklerin arılık ve kirlilik derecesini ortaya çıkaran. Sabrın ve kararsızlığın derecesini belirleyen de budur. Allah’a güven veya umutsuzluk; Allah’ın kaderine teslimiyet veya isyankarlık ve serkeşlik derecelerini meydana çıkaran da budur. Çünkü kadrolar, bu durumda arınabilir. Mü’min ve münafık böyle durumlarda belli olur. Mü’min kendi konumu, münafık da kendi konumuyla belli olur. Nefislerin kapalı ve yabancı noktaları öğrenilir. Kadroların, kimliği belirsiz ve karışık kimi üye ve bireylerin güvensiz tavırlarından doğan uyumsuzluk ve yabancı unsurlardan arınması buna bağlıdır. 
Sıkıntı ve bolluğun birbirini izlemesi, yanılmaz bir mihenk ve sapmaz bir ölçüdür. Bütün bu konularda bolluk halinin, sıkıntı halinden bir farkı yoktur. Şiddet halinde sabredip birbirine bağlanan, ama bolluk durumunda çözülüp çöküntüye uğrayan pek çok kimse vardır. Mü’min kimse sabredendir. Şiddet halinde sabredip bolluk durumunda alçalmayan kimsedir. Yani her iki durumda da Allah’a yönelip kendisine gelen hayrın da şerrin de Allah’ın izniyle olduğuna inanan kimsedir. Yüce Allah’ın, nefisleri, bolluktan sonra şiddetle imtihan ettiğine kesinlikle inanan kimsedir. 
Sonra şu da var: Kur’an, beşerî yapıya hitap etmektedir. Bu yapının gizli bileşimini, açık-kapalı bütün özelliklerini, girinti, çıkıntı ve eğrilerini bilen Yaratan’ın kitabı olarak hitap etmektedir. Yüce Allah bu yapının zaaf noktalarını elbette ki bilmektedir. Mal ve evlada olan tutkunluğun nefsin derinliklerinde var olan bir zaaf olduğunu kesinlikle bilmektedir. Bundan dolayı uyarıyor Yüce Allah… İmtihanın hakikatine dikkat çekiyor: 
“Bilin ki mal ve evladınız, sizin için bir fitnedir. Allah’ın katındaysa hiç şüphesiz büyük bir mükafaat vardır.”(Enfal:28)
Mal ve evladı veren Yüce Allah’tır. Onun katında mal ve evlattan çok büyük bir mükafaat vardır. Mal ve evlat fitnesini aşan kimselere verilecek büyük bir mükafaat… Öyleyse dava emanetinden ve cihadın fedakarlıklarından kaçmak yok. Güçlü olmanın verdiği fitne de böyledir. Ama gönüllerini en büyük kuvvete bağlayan kimseler, kendilerine sadece dünyalık bir imkan sağlayan fânî kuvvetlerle fitneye kapılmazlar. Çünkü bu kimseler, kendilerinden daha güçlü olan Rablerinden korkarlar. Bundan dolayı da bütün güçlerini Allah’a itaate verirler. O’nun adını yüceltme yolunda kullanırlar. Ve bu kimseler mal ve evlatla da fitneye kapılmazlar. Mal ve evlat yüzünden cihaddan geri kalmazlar. Mal ve çocuklarını Allah’a itaate yöneltirler.
 
Gönülleri kuvvet ve nimetin kaynağından kopan kimselere gelince: Onlar, eğlenirler, yiyip içerler. Tıpkı hayvanların yediği gibi. 
 
“Bu kimselerin amelleri, dünyada da, âhirette de boşa çıkmıştır.” (Tevbe: 69) 
06.11.2020
Hazırlayan: Emrullah AYAN
 

Yorum yazın

* Bu formu kullanarak girdiğiniz bilgilerinizin saklanmasını ve size ulaşım için kullanılabileceğini onaylıyorsunuz.

Hutbe: İmtihan ve Mü’minler

by İlkav Editor
4,9K 👁
A+A-
Reset

 

Hutbe: İmtihan ve Mü’minler

“Hernefis ölümü tadacaktır. Sizi denemek için şer ve hayırla imtihan ederiz. Hepiniz de sonunda bize döndürüleceksiniz.” (Enbiya: 35)
İmtihanın çeşitleri vardır: Sabırla imtihanı, şükür imtihanı, sevap imtihanı, yönlendirme imtihanı, terbiye imtihanı, arınma imtihanı ve değerlendirme imtihanı…
“Biz, elbette ki imtihan ederiz.” (Mü’minun:30)
“Denemek için sizi şer ve hayırla imtihan ederiz.” (Enbiya:35)

Şerle imtihanın niçin olduğu bellidir. Amaç, imtihana giren kimsenin tahammül gücünü, kötülüğe karşı sabır derecesini, Rabbine güven ve Rabbinin merhametini umma derecesini ortaya çıkarmaktır. Hayırla imtihana gelince, bunu açıklamak gerekir:
İmtihanların en ağırı, hiç şüphesiz hayırla imtihandır. İnsanlar bunun tersini; hayırla imtihanın, şerle imtihan yanında hafif kaldığını zannetseler bile…
Şerle imtihanı başarıyla atlatanlar pek çoktur. Ama hayırla imtihana göğüs geren insanların sayısı çok azdır.
Hastalık ve zayıflık imtihanına sabredenler çoktur. Sıhhat ve kudret imtihanına ise dayanan, aşırı öfkesini bastırıp sinirsel gerginlik ve taşkınlığını frenleyebilen kimseler pek azdır.
Fakirlik ve yoksulluğa dayanarak nefsini düşürmeden ve alçaltmadan yaşayanlar pek çoktur. Ama servet ve varlığa, zenginliğin yol açtığı, özendirdiği eğlenceye, arzu ve şehvetlere dayanan kimseler pek azdır.
İşkence ve eziyetlere korkmadan sabredenler, ceza ve tehditleri ürkmeden atlatanlar pek çoktur. Ama makam, mevki, eğlence ve servet vaadlerine dayanamayanlar daha da çoktur.
Sıcak savaş ve yaralanmalara dayanabilenler pek çoktur. Ama rahatlık ve bolluk içindeyken ruhi çöküntüler ve gayretsizlik doğuran boşvermişliğe ve insanlara boyun eğdiren ihtiraslara kapılmadan sabredebilenler ise pek azdır.
Sıkıntı ve darlık hali, bir takım kazançlar da getirebilir. Mesela direnme gücünü arttırır, onurlu bir hayata alıştırır ve sinirsel istikrara sebep olur. Bu durumda insan bütün gücünü toparlayıp sıkıntıyı metanetle karşılayacaktır. Bolluk haliyse, sinirleri gevşetir. Dayanma gücünü zedeler, dikkat ve direnme mekanizmasını da zaafa uğratır. Sıkıntı aşamasını başarıyla atlattıktan sonra bolluk ortamına giren insanların, imtihanda kaybetmelerinin sebebi budur işte. İnsanoğlunun durumu budur. Tabii ki Allah’ın koruduğu kimseler bunun istisnasıdırlar. Ki bunlar Peygamber (S)’in haklarında şöyle buyurduğu kimselerdir:
“Mü’minin durumu hayret vericidir. Çünkü onun her şeyi hayırlıdır. Bu özellik, mü’minden başka hiçbir kimseye verilmemiştir. Mü’min bir rahatlığa kavuşunca sabreder ki bu onun için hayırlıdır. Mü’min, kendisine bir zarar dokunduğu zaman da sabreder ki, bu da onun için hayırlıdır.” (Müslim; 4/2294)
Böyle olanlar ise azınlıktadır. Bu bakımdan bolluk imtihanında kendini uyanık tutmak; şerle imtihanda kendini uyanık tutmaktan çok daha zordur. Ama her iki durumda da en büyük teminat, Allah’la bağlantıyı sürdürmektir. İnsanların madenini ve gönüllerin yapısını asıl ortaya çıkaran şey, bolluğu izleyen sıkıntı ve sıkıntıdan sonraki bolluk durumudur. Budur yüreklerin arılık ve kirlilik derecesini ortaya çıkaran. Sabrın ve kararsızlığın derecesini belirleyen de budur. Allah’a güven veya umutsuzluk; Allah’ın kaderine teslimiyet veya isyankarlık ve serkeşlik derecelerini meydana çıkaran da budur. Çünkü kadrolar, bu durumda arınabilir. Mü’min ve münafık böyle durumlarda belli olur. Mü’min kendi konumu, münafık da kendi konumuyla belli olur. Nefislerin kapalı ve yabancı noktaları öğrenilir. Kadroların, kimliği belirsiz ve karışık kimi üye ve bireylerin güvensiz tavırlarından doğan uyumsuzluk ve yabancı unsurlardan arınması buna bağlıdır.
Sıkıntı ve bolluğun birbirini izlemesi, yanılmaz bir mihenk ve sapmaz bir ölçüdür. Bütün bu konularda bolluk halinin, sıkıntı halinden bir farkı yoktur. Şiddet halinde sabredip birbirine bağlanan, ama bolluk durumunda çözülüp çöküntüye uğrayan pek çok kimse vardır. Mü’min kimse sabredendir. Şiddet halinde sabredip bolluk durumunda alçalmayan kimsedir. Yani her iki durumda da Allah’a yönelip kendisine gelen hayrın da şerrin de Allah’ın izniyle olduğuna inanan kimsedir. Yüce Allah’ın, nefisleri, bolluktan sonra şiddetle imtihan ettiğine kesinlikle inanan kimsedir.
Sonra şu da var: Kur’an, beşeri yapıya hitap etmektedir. Bu yapının gizli bileşimini, açık-kapalı bütün özelliklerini, girinti, çıkıntı ve eğrilerini bilen Yaratan’ın kitabı olarak hitap etmektedir. Yüce Allah bu yapının zaaf noktalarını elbette ki bilmektedir. Mal ve evlada olan tutkunluğun nefsin derinliklerinde var olan bir zaaf olduğunu kesinlikle bilmektedir. Bundan dolayı uyarıyor Yüce Allah… İmtihanın hakikatine dikkat çekiyor:
“Bilin ki mal ve evladınız, sizin için bir fitnedir. Allah’ın katındaysa hiç şüphesiz büyük bir mükafaat vardır.”(Enfal:28)
Mal ve evladı veren Yüce Allah’tır. Onun katında mal ve evlattan çok büyük bir mükafaat vardır. Mal ve evlat fitnesini aşan kimselere verilecek büyük bir mükafaat… Öyleyse dava emanetinden ve cihadın fedakarlıklarından kaçmak yok. Güçlü olmanın verdiği fitne de böyledir. Ama gönüllerini en büyük kuvvete bağlayan kimseler, kendilerine sadece dünyalık bir imkan sağlayan fani kuvvetlerle fitneye kapılmazlar. Çünkü bu kimseler, kendilerinden daha güçlü olan Rablerinden korkarlar. Bundan dolayı da bütün güçlerini Allah’a itaate verirler. O’nun adını yüceltme yolunda kullanırlar. Ve bu kimseler mal ve evlatla da fitneye kapılmazlar. Mal ve evlat yüzünden cihaddan geri kalmazlar. Mal ve çocuklarını Allah’a itaate yöneltirler.

Gönülleri kuvvet ve nimetin kaynağından kopan kimselere gelince: Onlar, eğlenirler, yiyip içerler. Tıpkı hayvanların yediği gibi.
“Bu kimselerin amelleri, dünyada da, ahirette de boşa çıkmıştır.” (Tevbe: 69)

Ekitap için tıklayın

14.08.2015
Hazırlayan: Emrullah AYAN

Yorum yazın

* Bu formu kullanarak girdiğiniz bilgilerinizin saklanmasını ve size ulaşım için kullanılabileceğini onaylıyorsunuz.

Hutbe: İmtihan ve Mü’minler

by İlkav Editor
5,6K 👁
A+A-
Reset
“Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi denemek için şer ve hayırla imtihan ederiz. Hepiniz de sonunda bize döndürüleceksiniz.” (Enbiya: 35) 
İmtihanın çeşitleri vardır: Sabırla imtihanı, şükür imtihanı, sevap imtihanı, yönlendirme imtihanı, terbiye imtihanı, arınma imtihanı ve değerlendirme imtihanı…
“Biz, elbette ki imtihan ederiz.” (Mü’minun:30)
“Denemek için sizi şer ve hayırla imtihan ederiz.” ‘Enbiya:35)
Şerle imtihanın niçin olduğu bellidir. Amaç, imtihana giren kimsenin tahammül gücünü, kötülüğe karşı sabır derecesini, Rabbine güven ve Rabbinin merhametini umma derecesini ortaya çıkarmaktır. Hayırla imtihana gelince, bunu açıklamak gerekir: 
 
İmtihanların en ağırı, hiç şüphesiz hayırla imtihandır. İnsanlar bunun tersini; hayırla imtihanın, şerle imtihan yanında hafif kaldığını zannetseler bile…
Şerle imtihanı başarıyla atlatanlar pek çoktur. Ama hayırla imtihana göğüs geren insanların sayısı çok azdır.
 
Hastalık ve zayıflık imtihanına sabredenler çoktur. Sıhhat ve kudret imtihanına ise dayanan, aşırı öfkesini bastırıp sinirsel gerginlik ve taşkınlığını frenleyebilen kimseler pek azdır. 
Fakirlik ve yoksulluğa dayanarak nefsini düşürmeden ve alçaltmadan yaşayanlar pek çoktur. Ama servet ve varlığa, zenginliğin yol açtığı, özendirdiği eğlenceye, arzu ve şehvetlere dayanan kimseler pek azdır.
 
İşkence ve eziyetlere korkmadan sabredenler, ceza ve tehditleri ürkmeden atlatanlar pek çoktur. Ama makam, mevki, eğlence ve servet vaadlerine dayanamayanlar pek çoktur. 
Sıcak savaş ve yaralanmalara dayanabilenler pek çoktur. Ama rahatlık ve bolluk içindeyken ruhi çöküntüler ve gayretsizlik doğuran boşvermişliğe ve insanlara boyun eğdiren ihtiraslara kapılmadan sabredebilenler ise pek azdır.
 
Sıkıntı ve darlık hali, bir takım kazançlar da getirebilir. Mesela direnme gücünü arttırır, onurlu bir hayata alıştırır ve sinirsel istikrara sebep olur. Bu durumda insan bütün gücünü toparlayıp sıkıntıyı metanetle karşılayacaktır. Bolluk haliyse, sinirleri gevşetir. Dayanma gücünü zedeler, dikkat ve direnme mekanizmasını da zaafa uğratır. Sıkıntı aşamasını başarıyla atlattıktan sonra bolluk ortamına giren insanların, imtihanda kaybetmelerinin sebebi budur işte. İnsanoğlunun durumu budur. Tabii ki Allah’ın koruduğu kimseler bunun istisnasıdırlar. Ki bunlar Peygamber (S)’in haklarında şöyle buyurduğu kimselerdir: 
 
“Mü’minin durumu hayret vericidir. Çünkü onun her şeyi hayırlıdır. Bu özellik, mü’minden başka hiçbir kimseye verilmemiştir. Mü’min bir rahatlığa kavuşunca sabreder ki bu onun için hayırlıdır. Mü’min, kendisine bir zarar dokunduğu zaman da sabreder ki, bu da onun için hayırlıdır.” (Müslim; 4/2294)
 
Böyle olanlar ise azınlıktadır. Bu bakımdan bolluk imtihanında kendini uyanık tutmak; şerle imtihanda kendini uyanık tutmaktan çok daha zordur. Ama her iki durumda da en büyük teminat, Allah’la bağlantıyı sürdürmektir. İnsanların madenini ve gönüllerin yapısını asıl ortaya çıkaran şey, bolluğu izleyen sıkıntı ve sıkıntıdan sonraki bolluk durumudur. Budur yüreklerin arılık ve kirlilik derecesini ortaya çıkaran. Sabrın da, kararsızlığın da derecesini belirleyen budur. Budur Allah’a güven veya umutsuzluk; Allah’ın kaderine teslimiyet veya isyankarlık ve serkeşlik derecelerini meydana çıkaran… Çünkü kadrolar, bu durumda arınabilir.
 
Mü’min ve münafık böyle durumlarda belli olur. Mü’min kendi konumu, münafık da kendi konumuyla belli olur. Nefislerin kapalı ve yabancı noktaları öğrenilir. Kadroların, kimliği belirsiz ve karışık kimi üye ve bireylerin güvensiz tavırlarından doğan uyumsuzluk ve yabancı unsurlardan arınması buna bağlıdır.
 
Sıkıntı ve bolluğun birbirini izlemesi, yanılmaz bir mihenk ve sapmaz bir ölçüdür. Bütün bu konularda bolluk halinin, sakıntı halinden bir farkı yoktur. Şiddet halinde sabredip birbirine bağlanan, ama bolluk durumunda çözülüp çöküntüye uğrayan pek çok kimse vardır. Mü’min kimse sabredendir. Şiddet halinde sabredip bolluk durumunda alçalmayan kimsedir. Yani her iki durumda da Allah’a yönelip kendisine gelen hayrın da şerrin de Allah’ın izniyle olduğuna inanan kimsedir. Yüce Allah’ın, nefisleri, bolluktan sonra şiddetle imtihan ettiğine kesinlikle inanan kimsedir.
 
Sonra şu da var: Kur’an, beşeri yapıya hitap etmektedir. Bu yapının gizli bileşimini, açık-kapalı bütün özelliklerini, girinti, çıkıntı ve eğrilerini bilen Yaratan’ın kitabı olarak hitap etmektedir. Yüce Allah bu yapının zaaf noktalarını elbette ki bilmektedir. Mal ve evlada olan tutkunluğun nefsin derinliklerinde var olan bir zaaf olduğunu kesinlikle bilmektedir. Bundan dolayı uyarıyor Yüce Allah… İmtihanın hakikatine dikkat çekiyor: 
 
“Bilin ki mal ve evladınız, sizin için bir fitnedir. Allah’ın katındaysa hiç şüphesiz büyük bir mükafaat vardır.”(Enfal:28)
 
Mal ve evladı veren Yüce Allah’tır. Onun katında mal ve evlattan çok büyük bir mükafaat vardır. Mal ve evlat fitnesini aşan kimselere verilecek büyük bir mükafaat… Öyleyse dava emanetinden ve cihadın fedakarlıklarından kaçmak yok. Güçlü olmanın verdiği fitne de böyledir. Ama gönüllerini en büyük kuvvete bağlayan kimseler, kendilerine sadece dünyalık bir imkan sağlayan fani kuvvetlerle fitneye kapılmazlar. Çünkü bu kimseler, kendilerinden daha güçlü olan Rablerinden korkarlar.
 
Bundan dolayı da bütün güçlerini Allah’a itaate verirler. O’nun adını yüceltme yolunda kullanırlar. Ve bu kimseler mal ve evlatla da fitneye kapılmazlar. Mal ve evlat yüzünden cihaddan geri kalmazlar. Mal ve çocuklarını Allah’a itaate yöneltirler.
Gönülleri kuvvet ve nimetin kaynağından kopan kimselere gelince: Onlar, eğlenirler, yiyip içerler. Tıpkı hayvanların yediği gibi. 
 
“Bu kimselerin amelleri, dünyada da, ahirette de boşa çıkmıştır.” (Tevbe: 69) 
22.08.2014
                                                                                                                   
Hazırlayan: Emrullah AYAN

Yorum yazın

* Bu formu kullanarak girdiğiniz bilgilerinizin saklanmasını ve size ulaşım için kullanılabileceğini onaylıyorsunuz.

İLKAV


İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı

Editör'ün Seçimi

Son Yazılar

İLKAV Teknik Komisyon