Cumartesi, Temmuz 20, 2024
Ana sayfa CUMA HUTBELERİ Hutbe: Ramazan, Kur’an ve Müslümanlar.

Hutbe: Ramazan, Kur’an ve Müslümanlar.

by İlkav Editor
1,4K 👁
A+A-
Reset
Hutbe:  Ramazan, Kur’an ve Müslümanlar.
 
“O Ramazan ayı ki, insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur’an’ın kendisinde indirildiği aydır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa, onu oruçla geçirsin.” (Bakara: 185)
 
Kardeşlerim, bugün Hicrî Şaban ayının 27’si 1442/Cuma
Yine bir Ramazan ayının arefesindeyiz, Rabbimizin inâyetiyle bu sene de, kendisinde mubârek kitabımız Kur’an’ın doğduğu Ramazan ayına eriştik elhamdulillah…                       
İslâm toplumlarının bozulma ve kaynaktan uzaklaşma süreci, birçok konuda olduğu gibi Ramazan algısında da önemli sapmalara yol açmış bulunmaktadır. Rabbimiz, Kur’an’ı  “bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesinde”, Ramazan ayında indirmeye başladığını beyan etmektedir. “O Ramazan ayı ki, insanlara yol gösteren, hakkı batıldan ayırma ölçüsü ve hidayetten belgeler taşıyan Kur’an O’nda indirilmiştir…” âyetiyle de Ramazan’a değer ve anlam kazandıran olaya vurgu yapılmıştır. İnsanlar için hidayet rehberi olan, hakkı batıldan ayırma ölçüsü furkanı ve hidayet için belgeleri ihtiva eden Kur’an’ın bu ayda indirildiği bildirilmiştir. O halde, Ramazan’ın ve Kadir Gecesi’nin değerli ve mübarek oluşu, insanlığı kurtaracak mesajın bu ay ve bu gecede indirilmesinden kaynaklanmakta ve bu değere bizzat Kur’an işaret etmektedir. Bu açıklama şu sonucu doğurmalıydı; madem Kur’an’ın indirilmeye başlandığı gece bin aydan hayırlıydı, o halde Kur’an’ı okumaya, anlamaya ve yaşamaya tahsis edilmiş bir gün de yine bin aydan daha hayırlı olarak algılanıp, her günün ve gecenin Kur’an’a uygun olarak ihya edilmesi için seferber olunmalıydı. Buna rağmen yüzyıllar süren, kaynaktan kopuş ve bozulma süreci sonunda, Kur’an bir kenara bırakılmış, Ramazan ve Kadir Gecesi ise içi boşaltılarak yüceltilmiştir. Böylece, anlamın tüketilmesi sonucunda içeriksiz formları yücelten bir süreç başlamıştır. Bu süreç, vahyin özne olmaktan çıkarılmasına, bu durum da insanların rehbersiz kalmasına, hak ile batılı ayıramaz hallere sürüklenilmesine yol açmıştır.
Gelinen noktada, “Müslümanım” diyenlerin büyük çoğunluğu, Kur’an’ı hayat dışına çıkarırken, pek çok bid’at ve hurafeyi Kur’an’ın getirdiği dinin yerine ikame edip kutsallaştırmışlar, Ramazan ayı ile Kadir Gecesi’ni de, vahiyden soyutlanmış bir kutsallıkla ihya etmeye yönelmişlerdir. Kadir Gecesi’ni ve hele çoğu bid’at olan diğer “kandil geceleri”ni kutlamak ve sonradan icad edilmiş bu gecelere has bid’at ibadetlerle “ihyâ etmek” öne çıkarılmıştır. Ne Kur’an’da ne de sahih sünnette yer alan kutlamalar, bid’at ibadetler, bu gecelerde ısrarla ve yaygın olarak yaşanırken, Kadir Gecesi’nde inen ve bu geceye anlam ve değer kazandıran, okunup amel edilmesi ve insanları kurtuluşa götürecek rehberlik için indirilmiş bulunan Kur’an ise terk edilmiş bulunmaktadır. Yani, insanları, zulumâttan nura, karanlıklardan aydınlığa çıkaracak Kur’an’ın indiği ay ve gece, Kur’an’dan daha çok önemsenirken, Kur’an ihmal edilmiştir. Bu durum çok büyük bir çelişki oluştursa da, ancak Kur’an’ın sağlayabileceği bilinçten yoksun olmak, bu çelişkinin fark edilmesini de engellemiştir.
Ramazan ve oruçla yüzeysel ve formel boyutta kalmayan, özlü, derinlikli, kalbî boyutu ve tefekkürü, arınmayı öne çıkaran doğru bir ilişki kurabilmek için, Ramazan’a anlam ve değer kazandıran Kur’an’la samimi, ilkeli ve ciddi bir ilişki kurmak gerekir. Tıpkı ilk neslin Kur’an’la kurduğu nitelikli ve ihlaslı ilişki gibi bir bağ kurulmadan, Kur’an’ın doğduğu ay olan Ramazan ve onda tutulan oruç gerçek anlamına kavuşturulamaz. 
Oruç, ruhun ve kalbin Kur’an’ın nuruyla aydınlatılması, mutmain hale getirilmesi sonucunu elde etmek amacıyla bedenin açlıkla ve şehevi arzulara sınırlar koyarak terbiye edilmesidir. Kulluk ve ibadet bilincimizi yükseltmek, imanın, arınmanın, tekâmülün yolunu açmak, akleden kalbi harekete geçirmek, dünyanın süslerinin azdırıcı etkisinden, şehevi arzuların, hevânın, hırsların etki alanından kurtulmak için bir terbiye yöntemidir. Beşerî, hayvânî arzuları, vahyin ölçüleriyle kontrol ve denetim altına alarak, nefsini ve Rabbini bilmenin bilincine vardırarak insanlaşmanın yolunu açar. 
Bu sebeple her Ramazan’ı bu önemli uyanış ve dirilişin, yeniden ihyâ ve inşânın vesilesi kılmak gerekir. Ramazan’ı fırsat bilerek, her Ramazan’ı, kendisine anlam ve değer kazandırmış bulunan Kur’an’la çok yakın ve kopmaz ilişkilerin kurulmasının başlangıcı kılmak gerekir. Ramazan vesilesiyle, nefsânî arzu ve isteklerimizi denetim altına almalı, dünyevîleşmeye yönelik sapkın eğilimleri terbiye etmeli, kendimizi, hayatımızı vahyin yeniden inşâ etmesinin zeminini hazırlamalıyız.
09.04.2021
Hazırlayan: Emrullah AYAN
 

Yorum yazın

* Bu formu kullanarak girdiğiniz bilgilerinizin saklanmasını ve size ulaşım için kullanılabileceğini onaylıyorsunuz.

Hutbe: Ramazan, Kur’an ve Müslümanlar

by İlkav Editor
4,5K 👁
A+A-
Reset

Hutbe:  Ramazan, Kur’an ve Müslümanlar

“O Ramazan ayı ki, insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur’an’ın kendisinde indirildiği aydır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa, onu oruçla geçirsin.” (Bakara: 185)

Her Ramazan ayında aynı iç burukluğunu yaşıyoruz. Yüreklerimiz kan ağlıyor. İslam coğrafyasının pek çok bölgesi, İslam düşmanlarının azgın saldırı ve sömürüsüne muhatap bulunmaktadır. Her tarafta kan ve gözyaşı var. Müslüman halklar, işgaller, istilalar, darbeler, işkenceler, tecavüzler, katliamlar ve soykırımlarla yok edilmeye, zora ya da gönüllülüğe dayalı değişik adlardaki projelerle dönüştürülmeye, kendisi olmaktan çıkarılmaya çalışılıyor. Bu Ramazan ayında da, Arakan’da Budist azgınlarca Müslümanlara katliamlar uygulanırken Doğu Türkistan’da zalim Çin yönetimi tarafından Uygur Müslümanlarının İslam’a yönelişlerini engellemek ve onları asimile etmek için bütün zulüm ve baskı çeşitlerini üzerlerinde uyguluyor. Yine Gazze’de Müslüman Filistinli kardeşlerimiz, siyonist İsrail tarafından işgal ve ambargo ile baskı altında tutuluyor. Çeçenistan’da Rusya’nın baskı, işkence ve sindirmeye yönelik zulümleri devam ediyor. Suriye’de, Irak’ta, Yemen’de olanlar aynı minval üzere sürüyor. Maalesef konuya dair örnekleri çoğaltmak mümkün.

Bütün bunların başka bir örneği de Mısır’da gerçekleştirilen askeri darbedir. Evet, bugün Mısır’da gerçekleştirilen askeri darbenin yıl dönümündeyiz. Bilindiği üzere 3 Temmuz 2013’te ABD’nin güdümündeki asker ve yargı bürokrasisinin beraberce yaptıkları bir darbeyle, halkın önemli bir kısmının desteğiyle iktidar olan İHVAN temsilcisi hükümet ve Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi görevden uzaklaştırılıp tutuklanmışlardı. Müslüman Kardeşler öncü kadrosundan da yüzlerce kişi tutuklanmış, halktan binlerce kişi keyfi biçimde zindanlara doldurulmuş, şiddete başvurmadan darbeye itiraz edip direnenlerden binlercesi de meydanlarda cunta askerlerinin kurşunlarıyla hunharca katledilmişti. Bununla da yetinilmemiş, darbeden sonraki süreçte bir yandan seçim adı altında zoraki onaylatmayla darbeci general Cumhurbaşkanı yapılmış, diğer yandan da İHVAN kadrolarından ve meydanlarda toplanan darbe karşıtı Müslümanlardan yüzlercesine, cunta emriyle dakikalar içinde verilen seri idam kararları gündeme getirilmişti.

Ekitap için tıklayın

Çok boyutlu zulümlerle, baskılarla ve cezaevlerine doldurarak, katliam ve idamlarla yok ederek İHVAN direnişini kırmak isteyenler, her şeye rağmen direnişe devam eden bu fedakâr insanların azmi karşısında çılgına dönmekte ve yeni zulümlerle şiddet dozunu giderek artırarak sonuç almaya çalışmaktadırlar. Bizler, Sisi cuntasının işlediği katliamların suç ortağı olan darbe yargısının verdiği bu vahşi kararların karşısında Müslüman kardeşlerimizi yalnız bırakmamak, darbecileri ve bu kararlara imza atan yargıçlar çetesini protesto için ayağa kalkmak ve kardeşlerimizi elimizden gelen yardımlarla desteklemek sorumluluğunu taşımaktayız.

İslam ümmeti olarak içinde bulunduğumuz bu zillete sürüklenmemizin arka planında, şüphesiz ki, Kur’an’dan ve Rasulullah (S)’in güzel örnekliğinden kopuşumuz yatmaktadır. Bu halimizin sebeplerinin en başında Kitap eksenli din anlayışımızı ve kulluk merkezli hayat tasavvurumuzu yitirerek yolumuzu ve istikametimizi kaybetmemiz vardır. Dinimizin din, ibadetlerimizin ibadet, Ramazanlarımızın Ramazan, oruçlarımızın oruç olmaktan çıkışı, içerikten, ihlastan, derinlikten uzaklaşıp sığlaşması, anlam ve istikamet kaybına uğrayarak şekle indirgenmesi vardır. Bizi biz yapan, bize anlam, değer ve şahsiyet kazandıran vahye dayalı özgün paradigmamızdan, modelimizden ve “Muhammedü’l-Emin” kimliğinden kopup, dünyevileşmeye doğru zelilce savruluşumuz vardır.

İslam toplumlarının bozulma ve kaynaktan uzaklaşma süreci, birçok konuda olduğu gibi Ramazan algısında da önemli sapmalara yol açmış bulunmaktadır. Rabbimiz, Kur’an’ı  “bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesinde”, Ramazan ayında indirmeye başladığını beyan etmektedir. “O Ramazan ayı ki, insanlara yol gösteren, hakkı batıldan ayırma ölçüsü ve hidayetten belgeler taşıyan Kur’an O’nda indirilmiştir…” ayetiyle de Ramazan’a değer ve anlam kazandıran olaya vurgu yapılmıştır. İnsanlar için hidayet rehberi olan, hakkı batıldan ayırma ölçüsü furkanı ve hidayet için belgeleri ihtiva eden Kur’an’ın bu ayda indirildiği bildirilmiştir. O halde, Ramazan’ın ve Kadir Gecesi’nin değerli ve mübarek oluşu, insanlığı kurtaracak mesajın bu ay ve bu gecede indirilmesinden kaynaklanmakta ve bu değere bizzat Kur’an işaret etmektedir. Bu açıklama şu sonucu doğurmalıydı; madem Kur’an’ın indirilmeye başlandığı gece bin aydan hayırlıydı, o halde Kur’an’ı okumaya, anlamaya ve yaşamaya tahsis edilmiş bir gün de yine bin aydan daha hayırlı olarak algılanıp, her günün ve gecenin Kur’an’a uygun olarak ihya edilmesi için seferber olunmalıydı. Buna rağmen yüzyıllar süren, kaynaktan kopuş ve bozulma süreci sonunda, Kur’an bir kenara bırakılmış, Ramazan ve Kadir Gecesi ise içi boşaltılarak yüceltilmiştir. Böylece, anlamın tüketilmesi sonucunda içeriksiz formları yücelten bir süreç başlamıştır. Bu süreç, vahyin özne olmaktan çıkarılmasına, bu durum da insanların rehbersiz kalmasına, hak ile batılı ayıramaz hallere sürüklenilmesine yol açmıştır.
Gelinen noktada, “Müslümanım” diyenlerin büyük çoğunluğu, Kur’an’ı hayat dışına çıkarırken, pek çok bid’at ve hurafeyi Kur’an’ın getirdiği dinin yerine ikame edip kutsallaştırmışlar, Ramazan ayı ile Kadir Gecesi’ni de, vahiyden soyutlanmış bir kutsallıkla ihya etmeye yönelmişlerdir. Kadir Gecesi’ni ve hele çoğu bid’at olan diğer “kandil geceleri”ni kutlamak ve sonradan icad edilmiş bu gecelere has bid’at ibadetlerle “ihya etmek” öne çıkarılmıştır. Ne Kur’an’da ne de sahih sünnette yer almayan kutlamalar, bid’at ibadetler, bu gecelerde ısrarla ve yaygın olarak yaşanırken, Kadir Gecesi’nde inen ve bu geceye anlam ve değer kazandıran, okunup amel edilmesi ve insanları kurtuluşa götürecek rehberlik için indirilmiş bulunan Kur’an ise terk edilmiş bulunmaktadır. Yani insanları, zulumattan nura, karanlıklardan aydınlığa çıkaracak Kur’an’ın indiği ay ve gece, Kur’an’dan daha çok önemsenirken, Kur’an ihmal edilmiştir. Bu durum çok büyük bir çelişki oluştursa da, ancak Kur’an’ın sağlayabileceği bilinçten yoksun olmak, bu çelişkinin fark edilmesini de engellemiştir.

Ramazan ve oruçla yüzeysel ve formel boyutta kalmayan, özlü, derinlikli, kalbi boyutu ve tefekkürü, arınmayı öne çıkaran doğru bir ilişki kurabilmek için, Ramazan’a anlam ve değer kazandıran Kur’an’la samimi, ilkeli ve ciddi bir ilişki kurmak gerekir. Tıpkı ilk neslin Kur’an’la kurduğu nitelikli ve ihlaslı ilişki gibi bir bağ kurulmadan, Kur’an’ın doğduğu ay olan Ramazan ve onda tutulan oruç gerçek anlamına kavuşturulamaz.

Oruç, ruhun ve kalbin Kur’an’ın nuruyla aydınlatılması, mutmain hale getirilmesi sonucunu elde etmek amacıyla bedenin açlıkla ve şehevi arzulara sınırlar koyarak terbiye edilmesidir. Kulluk ve ibadet bilincimizi yükseltmek, imanın, arınmanın, tekâmülün yolunu açmak, akleden kalbi harekete geçirmek, dünyanın süslerinin azdırıcı etkisinden, şehevi arzuların, hevanın, hırsların etki alanından kurtulmak için bir terbiye yöntemidir. Beşeri, hayvani arzuları, vahyin ölçüleriyle kontrol ve denetim altına alarak, nefsini ve Rabbini bilmenin bilincine vardırarak insanlaşmanın yolunu açar.

Bu sebeple her Ramazan’ı bu önemli uyanış ve dirilişin, yeniden ihya ve inşanın vesilesi kılmak gerekir. Ramazan’ı fırsat bilerek, her Ramazan’ı, kendisine anlam ve değer kazandırmış bulunan Kur’an’la çok yakın ve kopmaz ilişkilerin kurulmasının başlangıcı kılmak gerekir. Ramazan vesilesiyle, nefsani arzu ve isteklerimizi denetim altına almalı, dünyevileşmeye yönelik sapkın eğilimleri terbiye etmeli, kendimizi, hayatımızı vahyin yeniden inşa etmesinin zeminini hazırlamalıyız.

03.07.2015

Hazırlayan: Emrullah AYAN

Yorum yazın

* Bu formu kullanarak girdiğiniz bilgilerinizin saklanmasını ve size ulaşım için kullanılabileceğini onaylıyorsunuz.

Hutbe: Ramazan, Kur’an ve Müslümanlar.

by İlkav Editor
6,2K 👁
A+A-
Reset

“O Ramazan ayı ki, insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur’an’ın kendisinde indirildiği aydır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa, onu oruçla geçirsin.” (Bakara: 185)

İslam toplumlarının bozulma ve kaynaktan uzaklaşma süreci, birçok konuda olduğu gibi Ramazan algısında da önemli sapmalara yol açmış bulunmaktadır. Rabbimiz, Kur’an’ı  “bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesinde”, Ramazan ayında indirmeye başladığını beyan etmektedir. “O Ramazan ayı ki, insanlara yol gösteren, hakkı batıldan ayırma ölçüsü ve hidayetten belgeler taşıyan Kur’an O’nda indirilmiştir…” ayetiyle de Ramazan’a değer ve anlam kazandıran olaya vurgu yapılmıştır. İnsanlar için hidayet rehberi olan, hakkı batıldan ayırma ölçüsü furkanı ve hidayet için belgeleri ihtiva eden Kur’an’ın bu ayda indirildiği bildirilmiştir. O halde, Ramazan’ın ve Kadir Gecesi’nin değerli ve mübarek oluşu, insanlığı kurtaracak mesajın bu ay ve bu gecede indirilmesinden kaynaklanmakta ve bu değere bizzat Kur’an işaret etmektedir. Bu açıklama şu sonucu doğurmalıydı; madem Kur’an’ın indirilmeye başlandığı gece bin aydan hayırlıydı, o halde Kur’an’ı okumaya, anlamaya ve yaşamaya tahsis edilmiş bir gün de yine bin aydan daha hayırlı olarak algılanıp, her günün ve gecenin Kur’an’a  uygun olarak ihya edilmesi için seferber olunmalıydı. Buna rağmen yüzyıllar süren, kaynaktan kopuş ve bozulma süreci sonunda, Kur’an bir kenara bırakılmış, Ramazan ve Kadir Gecesi ise içi boşaltılarak yüceltilmiştir. Böylece, anlamın tüketilmesi sonucunda içeriksiz formları yücelten bir süreç başlamıştır. Bu süreç, vahyin özne olmaktan çıkarılmasına, bu durum da insanların rehbersiz kalmasına, hak ile batılı ayıramaz hallere sürüklenilmesine yol açmıştır.

Gelinen noktada, “Müslümanım” diyenlerin büyük çoğunluğu, Kur’an’ı hayat dışına çıkarırken, pek çok bid’at ve hurafeyi Kur’an’ın getirdiği dinin yerine ikame edip kutsallaştırmışlar, Ramazan ayı ile Kadir Gecesi’ni de, vahiyden soyutlanmış bir kutsallıkla ihya etmeye yönelmişlerdir. Kadir Gecesi’ni  ve hele çoğu bid’at olan diğer “kandil geceleri”ni kutlamak ve sonradan icad edilmiş bu gecelere has bid’at ibadetlerle “ihya etmek” öne çıkarılmıştır. Ne Kur’an’da ne de sahih sünnette yer almayan kutlamalar, bid’at ibadetler, bu gecelerde ısrarla ve yaygın olarak yaşanırken, Kadir Gecesi’nde inen ve bu geceye anlam ve değer kazandıran, okunup amel edilmesi ve insanları kurtuluşa götürecek rehberlik için indirilmiş bulunan Kur’an ise terk edilmiş bulunmaktadır. Yani insanları, zulumattan nura, karanlıklardan aydınlığa çıkaracak Kur’an’ın indiği ay ve gece, Kur’an’dan daha çok önemsenirken, Kur’an ihmal edilmiştir. Bu durum çok büyük bir çelişki oluştursa da, ancak Kur’an’ın sağlayabileceği bilinçten yoksun olmak, bu çelişkinin fark edilmesini de engellemiştir.

Ramazan ve oruçla yüzeysel ve formel boyutta kalmayan, özlü, derinlikli, kalbi boyutu ve tefekkürü, arınmayı öne çıkaran doğru bir ilişki kurabilmek için, Ramazan’a anlam ve değer kazandıran Kur’an’la samimi, ilkeli ve ciddi bir ilişki kurmak gerekir. Tıpkı ilk neslin Kur’an’la kurduğu nitelikli ve ihlaslı ilişki gibi bir bağ kurulmadan, Kur’an’ın doğduğu ay olan Ramazan ve onda tutulan oruç gerçek anlamına kavuşturulamaz.

Ekitap için tıklayın

Oruç, ruhun ve kalbin Kur’an’ın nuruyla aydınlatılması, mutmain hale getirilmesi sonucunu elde etmek amacıyla bedenin açlıkla ve şehevi arzulara sınırlar koyarak terbiye edilmesidir. Kulluk ve ibadet bilincimizi yükseltmek, imanın, arınmanın, tekamülün yolunu açmak, akleden kalbi harekete geçirmek, dünyanın süslerinin azdırıcı etkisinden, şehevi arzuların, hevanın, hırsların etki alanından kurtulmak için bir terbiye yöntemidir. Beşeri, hayvani arzuları, vahyin ölçüleriyle kontrol ve denetim altına alarak, nefsini ve Rabbini bilmenin bilincine vardırarak insanlaşmanın yolunu açar.

Bu sebeple her Ramazan’ı bu önemli uyanış ve dirilişin, yeniden ihya ve inşanın vesilesi kılmak gerekir. Ramazan’ı fırsat bilerek, her Ramazan’ı, kendisine anlam ve değer kazandırmış bulunan Kur’an’la çok yakın ve kopmaz ilişkilerin kurulmasının başlangıcı kılmak gerekir. Ramazan vesilesiyle, nefsani arzu v e isteklerimizi denetim altına almalı, dünyevileşmeye yönelik sapkın eğilimleri terbiye etmeli, kendimizi, hayatımızı vahyin yeniden inşa etmesinin zeminini hazırlamalıyız

27.06.2014
Hazırlayan: Emrullah AYAN

Yorum yazın

* Bu formu kullanarak girdiğiniz bilgilerinizin saklanmasını ve size ulaşım için kullanılabileceğini onaylıyorsunuz.

İLKAV


İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı

Editör'ün Seçimi

Son Yazılar

İLKAV Teknik Komisyon