Cumartesi, Haziran 22, 2024
Ana sayfa CUMA HUTBELERİ Hutbe: Gazze’ye Neden Yardım Edilemiyor?

Hutbe: Gazze’ye Neden Yardım Edilemiyor?

by İlkav Editor
328 👁
A+A-
Reset

Hutbe: Gazze’ye Neden Yardım Edilemiyor?
“Andolsun Biz, her ümmete, ‘Allah'a kulluk edin, tâğûttan kaçının’ diye (tebliğ etmesi için) peygamber gönderdik. Allah, onlardan (kendi iradeleri sebebiyle) kimini doğru yola iletti; onlardan kimine de sapıklık hak oldu. Şimdi yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların sonunun nasıl olduğunu görün.” (Nahl: 36)
Kardeşlerim, bugün Hicrî Ramazan ayının 5’i 1445/Cuma
Bu denli katliama rağmen, neden devlet bu canilerle ilişkisini kesmiyor? Bırakın Gazze’ye yardım etmeyi, neden hâlâ tırlar İsrail’e mal ve malzeme taşıyor? deniyor. Aslında gelişmeler, durumun ve mevcut yapının tabii seyri! Sadece, mevcut mekanizmayı anlamış değiliz! Yani mısır ekmemişiz ama tarlada mısırın yeşermesini bekliyoruz! Yani sen, müstekbirlerce dayatılmış bir ütopya dünyasında; ütopyanı, hakikat sanıp gerçeklerin aksine, farklı gelişmeler bekliyorsun! Beklediğin gelişmeler olmayınca da tepki veriyorsun.
Şimdi soruyorum, Gazze’ye yardım edecek olan kim? Laik, seküler TC rejimini sen mi kurdun? Kendileri ile savaşırken, sana galip gelen güçlerin, burada kurdurdukları sistem, ne zaman senin oldu? Müstekbir güçleri seçimle alt ederek sana ait bir rejim mi kurdun? Seninse, tam da yönetim sende iken haydi yardım et Gazze’ye!
Bu rejim seninse, bu bir gerçekse; nifak içinde de değilsen, o zaman, Gazze’ye yardım için şöyle ufak bir adım at ve fiilî bir eylem yap! Fiili eylemi geçtik sadece İsrail’e destek verme! Katledilen binlerce bebeğin çığlık ve kanlarının hatırına, durdurun şu İsrail’e giden yardımları! İnandıklarınızla gerçekler uysun birbirine ve utandır aksini söyleyenleri! Görüyoruz ki iş öyle değil! Bir Müslüman olarak rejim üzerindeki iraden koskoca bir sıfır ve hâlâ güdücülerin güttüğü yerdeyiz ve güdülmekteyiz! İster anlayalım, ister anlamazlıktan gelelim, ama hakikat budur!
Daha açık bir ifade ile sözüm ona “İslâm ülkeleri”nin yöneticileri, topraklarında kurdurulan rejimlere bekçilik yapmak için getirilmiş anlaşmalı gönüllü kuklalardır! Kuklalar sadece kuklalık yaparlar, gerçekle ilgileri yoktur. Realiteye müdahil olamazlar, dolayısıyla gönüllü bekçiliğini yaptıkları sistemleri üzerinde, “kendilerine aitmiş” gibi rol oynarlar ama ağalarının müsaadesi olmadıkça, hiçbir şeye ve hiçbir yere müdahale edemezler ama edebiliyormuş gibi, verilen rolü oynama eylemini icra ederler. Bunca yıldır, bunu yaşıyoruz. Bu hakikati anlamak, bu kadar mı zor? İşin tarihî arka planı ve hakikati şudur: Boş yere dâhil edildiğimiz Birinci Cihan Harbini kaybettik, kaybedince, silahları bıraktık. Teslim olurken, beraberinde devletimizi de, özgürlüğümüzü de kaybettik ve bir daha kazanamadık.
Kendileriyle yıllar boyu ‘savaştığımız güçlerin’ kurdurdukları rejimleri hâlâ devam ediyor. Dayattıkları pozitivist, seküler eğitim sistemi ve medyası üzerinden bu rejimi (vatan, millet, Sakarya bazında) sürekli sahiplenmemizi istediler. Bu hep istendi ve hâlâ isteniyor. İnsanımıza dayattıkları rejimlerini, “Vatan” kavramının yerine ikâmeye zorlayarak geldiler. Bu zokayı, şuurlu çok az bir kesimimiz dışında çoğu insanımız yutmuş durumda…
İşte sürekli dayatıla gelinen bu atmosferi İnsanımız bir türlü aşamadı ve aşamıyor. Çoğu İmam-Hatipli ve ilahiyatçı dahi bu atmosferde boğulmuş durumda. Hakikatler izah edildiği üzere daha başkadır. Zaten “bu bekçiliğin verildiği” kişilerin yapabilecekleri tek şey trübinlere oynamaktır.  Onay alarak yönetimde yer almışların yaptıkları da sadece budur, yani halkını kandırmaktır. Onun için burada yapılan şey tribünlerde başlıyor ve tribünlerde bitiyor. Bunu hâlâ anlayamamışsak söylenecek, yapılacak bir şey kalmamıştır!
Ne mi yapılacak? Bağımsız olmak için ne gerekiyorsa o yapılacak… iş; bağımsızlığın “B”sinden başlayarak, bütün enerjiyi sadece buraya teksif edip her şeyden önce “var olmak kavgası”nı vermek olacak. Önce İlâhî değerler bazında yani İslâm ile var olacaksın ki, kavganı verebilesin. Kanı akıtılacaklar sıralamasında henüz sıra sana gelmemişken; elini çabuk tutacaksın! Miammar’a mı, Doğu Türkistan’a mı, Gazze’ye mi yardım etmek istiyorsun? O halde önce kendine yardım et ve kendin olarak var ol! Ona da, ancak “Lâ ilâhe illallah” demekle yani tüm ilahlık taslayan tâğûtî yapıları reddetmekle başlanılması mümkün!
Değerlerin bazında, bağımsızlığını kazanma yolunda ilerleyeceksin! Bu kazanımın yoksa bu hayıflanmaları çok duyacak ve daha çok yaşayacaksın! Var olmak kavgasını vermen için acı da olsa hakikati kabullenecek ve önce var olmadığının şuuruna varacaksın! “Müşrik bir yapının bir parçası olarak var olduğun” atmosferini aşamıyorsan bîçâre olarak, ancak mahşerde gözünü açacak ve o gün işin farkına varacaksın!  O gün, ah-vah etmenin, “Keşke” demenin sana faydası olmayacaktır.
Hutbemi, başlangıçta okuduğum âyetin icmâlî mealiyle bitiriyorum:
“Andolsun ki, biz her ümmet arasında, ‘Allah’a kulluk edin ve Allah’a isyan ederek ilahlık taslayan Tağûtî yapılanmalardan kaçının’ diye tebliğ yapmak için Resul göndermişizdir. Allah, içlerinden kimisine, tâğûtî yapıyı reddettiklerinden dolayı hidayet bahşetti ve kimisine ise sapıklık hak oldu! Ey tâğûtu reddetmeyenler! Yeryüzünde gezip dolaşın ve vahiy nizamından yana tavır koymayanların âkıbetinin nasıl olduğuna bir bakın!” (Nahl: 36)         15.03.2024

Bu hutbe; Fazlı Kayaduman’ın 05.03.2024 tarihli makalesinden hazırlanmıştır.

Yorum yazın

* Bu formu kullanarak girdiğiniz bilgilerinizin saklanmasını ve size ulaşım için kullanılabileceğini onaylıyorsunuz.

İLKAV


İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı

Editör'ün Seçimi

Son Yazılar

İLKAV Teknik Komisyon