Hutbe: Mü’minler, Hak ile Doğru Yolu Gösterirler “Yarattıklarımızdan, hakka sarılarak doğru yolu gösteren ve hak ile adaleti gerçekleştiren bir ümmet vardır.” (A’raf: 181) Kardeşlerim, bugün Hicrî Zilkâde ayının 28’i 1447/Cuma Bu dînin doğal özelliği apaçık meydandadır; karmaşaya imkân bırakmaz. Sarsılmaz bir niteliktedir; bulanıklık kabul etmez. Bu dîni çarpıtmak isteyenler; yapısında var olan bu aşılmaz ve sağlam özelliğiyle karşılaşırlar. Onun bu özelliğini bozmada zorluk çekiyorlar. Bundan dolayı da bu dinin aleyhinde durmadan ve ara vermeden çalışıyorlar. Onu, asıl hedefinden saptırabilmek ve doğal özelliğini bozabilmek için her yöntem ve araca başvuruyorlar. İslâm diriliş öncülerini ve yiğitçe bir direnme gücü veren İslâm dinamizmini gördükleri her yerde ortadan kaldırıyorlar. Bunu da, kendi kurup destekledikleri güdümlü iktidarlar vasıtasıyla gerçekleştiriyor, sözümona bu dînin âlimlerinden olan satılmış kişiler üzerinden saldırıyorlar. Hak kelimeleri asıl yerlerinden kaydıran, Allah’ın haramlarını helâl kılan, şeriatını bulandıran, fuhuş ve hayâsızlığı dînî isim ve ünvanlarla kutsayan satılmış sözde âlim ve ilahiyatçı akademisyenleri üzerinden saldırıyorlar. Aldanmış insanları, maddeci uygarlığın batağına atanlar bunlardır. İslâm’ı maddeci yönetim biçimi ve teoriler ile sapık anlayış ve ideolojilerine uygunmuş gibi gösterenler bunlardır. Maddeci teorilerin bayraktarlığını yapıp Batının düşünce, kanun ve metodlarını getirip savunanlar bunlardır. Hayatı yöneten din olan İslâm’ı, geçmişte kalan tarihî bir haber olarak anlatanlar bunlardır. İslâm’ın bir daha gelemeyeceğini ve geçmişteki azametinden başka hiçbir şeye bağlanamayacağını söyleyenler bunlardır. Bütün bu yapılanlardan amaç; Müslümanların hislerini uyuşturmaktır. Bunu sağladıktan sonra da: “İslâm’ın bugün, sadece itikad ve ibadetler olarak gönüllerde yaşaması gerekir. Bir şeriat ve nizam olarak yaşanmasına imkân kalmamıştır. İslâm’ın geçmişte kalan tarihî yüceliği hem kendisine, hem de Müslümanlara yeter, bundan dolayı bu dinin çağdaş şartlara uyup insanlığın realitesine uyması gerekir” diye söyletmektir. Bunu sağladıktan sonra da başlıyorlar İslâm adına sapık düşünce ve kanunlar sunmaya… Halkı Müslüman ülkelerde kurulan, kâfir ABD ve Batılı devletlerin güdümündeki iktidarlar için din ve itikad biçimini alan ilkeler koymaya başlıyorlar. Sözümona, eski dînin yerine geçecek yeni bir din ve eski Kur’an’ın yerine geçecek, okunup öğretilen yeni bir Kur’an! Bu dinin tabiatını değiştirmeye kalkışanlar, hidâyete elverişli hiçbir kalp bırakmamak için toplumların tabiatını da yozlaştırmaya çalışıyorlar. Bundan dolayı toplumları; ahlâksızlık, fuhuş ve hayâsızlık batağına düşmüş, bin bir zorluk, çaba ve yorgunlukla bulunabilen bir lokma ekmeğe mahkûm olmuş kırpıntı yığınlarına dönüştürüyorlar. Amaçları ekmek lokması peşinde koşturup ahlâksızlık batağına düşen bu insanların ayılmamasıdır. Hidâyetin sesini dinlemeyecek ve bir dine sığınamayacak bir hâle gelmesidir. Bu bir savaştır. Bu dîne ve bu dinle doğruyu bulup istikâmetini bulan ümmete karşı başlatılan bir savaş… Bu savaş, her silahın hiçbir günah endişesi duyulmadan ve her tür yöntemin kullanıldığı bir savaştır. Tüm güç, uzmanlık ve beyne’l-milel yayın kuruluşlarının kullanıldığı bir savaştır. Uluslararası her tür örgüt ve sistemin hizmetine verildiği bir savaştır. Emperyalistlerin garantileri olmadan bir tek gün bile yaşayamayacak güdümlü iktidarlarla sürdürülen bir savaştır. Ama her şeye rağmen, bu dînin açık ve sarsılmaz özelliği; yiğitçe direnişine devam etmektedir ve bu vurucu savaşa karşı hâlâ ayaktadır. Bu hakka bağlı İslâm ümmeti de, bütün azlık ve yetersiz hazırlığına, bağlılarının duyarsızlığına rağmen ayaktadır. Vahşî sindirme hareketlerine karşı da yiğitçe direnişine devam edecektir. Allah, elbette ki emrinde galiptir. Gazze’de direnen kardeşlerimiz bunun net bir örneğidir. Sonuç olarak: İman hakikatinin gönüllere yerleşmemesi, îmanî metodun hayata hâkim olmaması ve İslâm şeriatının toplumda egemen olmaması için savaşanlar; hiç şüphesiz insanlığın düşmanlarıdırlar. İnsanlığa en korkunç zulmü yapanlardır. Öyleyse; eğer rüşdüne varmışsa insanlığın görevi; bu düşmanları defedip zulmedemez hâle getirmektir. Can ve mallarıyla bu düşmanların savaşına hazırlanmaktır. Rabbi tarafından görevlendirilen, kendisine çağrı yapılan ve sürekli uyarılan Müslüman cemaatin görevi işte budur. 15.05.2026 Hazırlayan: Ali AÇIKER