Cumartesi, Haziran 22, 2024
Ana sayfa CUMA HUTBELERİ Hutbe: Zalimlerin yaptıklarından Allah gafil değildir.

Hutbe: Zalimlerin yaptıklarından Allah gafil değildir.

by İlkav Editor
225 👁
A+A-
Reset

Hutbe: Zalimlerin yaptıklarından Allah gafil değildir.
“Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Allah, onları ancak gözlerin dehşetle bakakalacağı bir güne erteliyor.” (İbrahim: 42)
Kıymetli Müslümanlar, bugün Hicrî Recep ayının 15’i 1445/Cuma
Rabbimiz bizleri en küçük de olsa gerek kendimize, gerek rabbimize, gerekse başkalarına zulmetmekten ve zalimlere seyirci kalmaktan uzak eylesin. “Sözlükte “bir şeyi ona ait olmayan yere koymak” anlamındaki zulüm; din, ahlâk, hukuk gibi alanlarda terim olarak “belirlenmiş sınırları çiğneme, haktan bâtıla sapma, kendi hak alanının dışına çıkıp başkasını zarara sokma, rızasını almadan birinin mülkü üzerinde tasarrufta bulunma, zorbalık, özellikle de “güç ve otorite sahiplerinin sergilediği haksız ve adaletsiz uygulama” gibi anlamlarda kullanılır. Kur’ân’da yirmi âyette zulüm kelimesi, 269 defa da türevleri yer alır. 200’den fazla yerde zulüm kavramı “küfür, şirk” veya “Allah’ın hükümlerini çiğneme, günah işleme anlamında kullanılmıştır. (DİA) Hayatımızda çokça kullandığımız bir kavramdır zulüm kavramı. En fazlada kavramın hukuki boyutu kast edilerek insanların birbirleri ile ilişkilerinde oluşan zulüm daha çok akla gelir. Elbette doğrudur, ancak Kur’an konuyu akide boyutunda ele alarak her şeyin rabbi Allah’a karşı yapılan zulmü en büyük zulüm olarak değerlendirir. “İman edip de imanlarını zulüm ve şirkle bulaştırmayanlar (var ya), işte korkudan emin olmak onların hakkıdır ve hidâyete erenler de onlardır.” (En’am: 82) Âyette sakınılması istenen zulmün Lokman: 13’te açıklanan zulüm olduğu ifade edilmiştir.“Hani Lokman oğluna -öğüt vererek demişti ki; 'Ey oğlum, Allah'a şirk koşma. Şüphesiz şirk, gerçekten büyük bir zulümdür.”
Gerçekten de Kur’an’ın üzerinde uzun uzun durduğu zulmün şirk boyutudur. Günümüz Müslümanlarının da zulmün bu yönünü gereği gibi anlamaktan uzak kaldıklarını söyleyebiliriz. Hala şirk dendiğinde Allah’ı inkâr etmek, heykellere ve cansız putlara tapınmak, önünde secde etmek, anlaşılmaktadır. Oysaki Allah’ın her türlü isim, fiil, sıfat ve hükümlerine bir başka şahsı veya otoriteyi karıştırmak şirktir.
Kanun koyma ve uygulama helâl-haram belirleme ve onları uygulama şirkin günümüzdeki en yaygın örnekleridir. Dua ederken Allah’ın yanı sıra ölmüş salihleri, edinilen aciz varlıkları aracı kılmakta şirkin bir başka boyutunu teşkil eder. Elbette kavramın kaçınılması gereken en yaygın bilinen anlamı ile insanların birbirlerine yaptıkları zulümlerdir. Ayrıca devletler veya örgütler eli ile insanlara yapılan zulümler de fazlası ile söz konusudur. İlk insandan günümüze zulmün bu yönü de hiç durmadan devam etmiştir ve el-an da devam etmektedir.
İlk zulüm Âdem’in çocuklarından sadır olmuştur Kur’an’ın beyanı ile. Kurbanı kabul görülmeyen kardeş kıskançlık sonucu bağy ederek (haksızlıkla) diğer kardeşini öldürmek sureti ile zulmetmiştir. Daha sonra insanlık tarihinde nice zulümler işlenmiştir.
İbrahim (a)’ı ateşe atmak, Zekeriya ve Yahya (a.s)’ın şehid edilmeleri, Musa (a)’a iman eden sihirbazların el ve ayaklarının kesilip hurma kütüklerine asılmaları, Ashab-ı Kehfe çektirilenler, Ashab-ı Uhdud’un Müslümanları ateş çukurlarında cezalandırılmaları ve risaletin ilk yıllarında ashabın Mekkeli müşriklerden çektikleri işkenceler en acımasız zulüm örnekleridir.
Bu arada maalesef peygamber sonrası dönemlerde, Müslümanların tarihinde de çok acımasız zulüm örnekleri yaşanmıştır. Bu örnekler Müslümanların ibretle ders çıkarması gereken olaylardır. Bunları görmezden gelmek, konuşmamak failleri temize çıkarmak Kur’an ahlâkı ile bağdaşmaz.
Günümüzde de Doğu Türkistan’da, Suriye’de, Mısır’da, Yemen’de, Arakan’da, Gazze’de yapılanlar da zulmün zirvesini oluşturmaktadır. Kimi sözde Müslüman (!) yönetimler tarafından, kimi Çinli kâfirler tarafından, kimi yerlerde ABD t arafından, kimi yerlerde de siyonist çetelerce icra edilmektedir.
Hutbemin başında okuduğum âyette de ifade edildiği gibi tüm bu zulümlerin rabbimiz tarafından görüldüğünü ve nihâî hesabın en ince ayrıntısına kadar “gözlerin dehşetten belereceği gün”de karşılıklarının verileceğini bildiriyor. Zalimler için o gün gerçekten çok zor bir gün olacaktır. 
Gazze’de yapılanları ifade etmeye artık kelimeler kifâyet etmiyor. Açlık, susuzluk, elektrik yokluğu artık hat safhaya ulaştı. Oradan gelen görüntüler vicdanı olanları kahrediyor. Bir kaç günlük bebeklerden kadınlara, çocuklardan yaşlılara, ninelerden hastalara tüm masum sivillere dört aydır bombalarla toplamda 50 binin üzerinde insan zalimce katledildi.
Evler, hastaneler, camiler, okullar zalim siyonist çeteler ve yandaşlarının lojistik destekleri ile harabeye çevrilmeye devam etmektedir. Tüm bunları ifadeye soykırım, savaş suçu gibi sözcükler artık karşılamaya yetmiyor.
Halklar tarafından yapılan protestolara bakacak olursak inanın batılıların yaptıkları, İslâm ülkeleri denilen ülkelerde yapılanlardan daha fazla ve hükümetleri harekete geçirici nitelikte. İslâm ülkeleri denilen ülkelerdeki protestolar ise “havaya slogan atmaktan” öteye geçmemekte. Ve İslâm ülkeleri denilen ülkeler hâlen somut bir adım atmamakta ısrarlı görünmekte.
2 milyar olmakla övünen İslâm âlemi sessizliğe bürünmüş hâli ile bu işgali ve zulmü âdeta destekler gibi görünmektedir. İşgal öncesi ticârî ilişkiler hangi seviyede ise aynı seviye korunmakta hatta kimi ülkelerin ticareti artış göstermektedir. Bu zalim yönetimleri hesaba çekecek bu yaptıklarının zulme ortak olmak anlamına geldiğini onlara haykıracak ümmet olmadığı için bu yönetimler de rahat hareket etmekte ve kendilerine çeki düzen vermemektedirler. Zaten halklar batılı değerlerle, zalimlerin eğitim sistemleri ile hayat görüşleri ile yönetim modelleri ile zihnen işgal altındalar.
Halkların ümmet olma kararlılığı olmadığı sürece bu işgaller, katliamlar zulümler devam edecektir. Ne zaman ki Kur’an’ın rehberliğinde, rasulün örnekliğinde, bir model anlayışa sahip bireyler uyanıp kimliklerinin ve kişiliklerinin farkına varırlarsa işte o zaman her şey değişecektir. Ve rabbimizin de yardımı tecelli edecek ve bugün Gazze’de olduğu gibi ya şehadet ya da zafer Müslümanları bekliyor olacaktır. Temel mesele Müslümanların rablerinin yardımına mazhar olacak kalite ve anlayışı elde etmeleridir. Elbette bu maldan, candan, zamandan, birçok şeyden fedakârlık isteyen, sabır isteyen uzun soluklu bir yürüyüştür.
Rabbimiz bizleri cennetle müjdelediği bahtiyar kullarından eylesin.
26.01.2024
Hazırlayan: Hayati İSAOĞLU

Yorum yazın

* Bu formu kullanarak girdiğiniz bilgilerinizin saklanmasını ve size ulaşım için kullanılabileceğini onaylıyorsunuz.

İLKAV


İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı

Editör'ün Seçimi

Son Yazılar

İLKAV Teknik Komisyon