Pazar, Temmuz 21, 2024
Ana sayfa CUMA HUTBELERİ Hutbe: Sapanlar ve saptıranlar

Hutbe: Sapanlar ve saptıranlar

by İlkav Editor
174 👁
A+A-
Reset

Hutbe: Sapanlar ve saptıranlar
“Şimdi bunların size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Oysa onlardan bir grup vardı ki Allah’ın sözünü işitirlerdi de düşünüp akıl erdirdikten sonra, bile bile onu bozarlardı.” (Bakara: 75)
Kıymetli mü’minler bugün Hicrî Zilhicce ayının 29’u 1445/Cuma.

Rabbimiz tüm saptırıcıların oyunlarının farkına vararak razı ve memnun olacağı bir hayatı yaşamamızı kolaylaştırsın. Bugün hutbemizde din saptırıcılarından ve onların tuzaklarından bahsedeceğiz. Tahrif; sözlükte “yönelmek, meyletmek, sapmak” mânasındaki “hrf” kökünden türeyen “tahrîf” “iki şekilde yorumlanması mümkün olan bir sözü bir tarafa çekmek” (Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât.), “kelimenin veya sözün anlamını benzer anlamlarla değiştirmek” (Lisânü’l-ʿArab, “hrf”) gibi mânalara gelir.
İslâm literatüründe tahrif, sonraki dönemlerde Yahudi ve Hıristiyanların kendi kutsal metinlerini kasıtlı şekilde değiştirmelerini veya yanlış yorumlamalarını ifade etmek için kullanılmıştır. Kur’an’da bu bağlamda kullanılan tebdîlleyy (dili eğip bükmek), kitmân (gizlemek) ve nisyan kelimelerinin yanı sıra Allah’ın âyetlerini satmak, âyetleri makam mevki uğruna aslî anlamlarının dışında anlamlar yüklemek, elleriyle kitap yazmak gibi bazı ifade kalıpları da bu kapsamda değerlendirilebilir. (Bkz. 4/46, 5/13, 41)Vahiy ilk insan ve elçiden günümüze dosdoğru bir şekilde anlaşılıp yaşanmak için inzal olmuştur. Yeryüzünde birçok elçinin görevlendirilmesinin bir hikmeti de bu olsa gerektir. Yine şu da önemli bir tespittir ki tüm dinlerin kendi dindarlarınca, kendi samimi mensuplarınca saptırılmışlardır. Kur’an’da Samiri (20/85-97) ismen geçer, Belam (7/175-177)’da özellikleri anlatılan bir din adamı tiplemesi olarak anlatılır. Samiri ve Belam tiplemeleri vahyin aslından kaydırılmak sureti ile beşerî ve şeytânî yorumlarla din konjonktüre, geleneğe, statükoya uygun hâle getirilir. Bâtınî yorumlarla siyâsî entrikalarla din müstekbirlerin istediği razı ve memnun olacağı kıvama getirilir. Medya ve uluslararası insanlık düşmanı kuruluşlarca da desteklenerek bu tarz inanç ve anlayışlar yaygınlaştırılıp önü açılır. Siyâsî yapı zaten bu anlayıştan yanadır:
“Âyetlerimiz açık açık onlara okununca, bizimle karşılaşmayı ummayanlar: Bundan başka bir Kur’an getir ya da bunu değiştir, dediler. De ki: O’nu kendi arzuma göre değiştirmem mümkün değildir. Ben, sadece bana vahyedilene uyarım. Ben eğer Rabbime isyan edersem, büyük bir günün azabından korkarım.” (10/15)
Son günlerde bir takım ilahiyatçı akademisyen kendilerine o paye ve makamı bahşeden güce karşı tazim, şükran ve minnetlerini sunmuşlardır:  
İlahiyatçılar olarak bizler, bütün halkımızı, aziz dinimiz İslâm’ı yaşarken aynı zamanda büyük Atatürk’ün ve şehidlerimizin emaneti olan; laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti devletimize sahip çıkmaya davet ediyoruz. Unutulmamalıdır ki, laiklik dinin doğru ve özgürce yaşanabilmesi için de yaşamsal önem taşımaktadır. Devletin dini ancak adalettir anlayışıyla her türlü dinsel ve mezhepsel ayrıma karşı ulusal birlik ve bütünlüğümüzü korumalı ve güçlendirmeliyiz. Kamuoyuna saygıyla duyururuz.”
Mûsâ (a) dönemindeki sihirbazlar gibi yakınlardan olmak için dillerini Allah’ın âyetlerini efendilerinin anlamalarını istediği gibi yorumlayarak saflarını çok net olarak belirlemek istemişlerdir. Ama bu dünyada menfaat için bu ve benzer taklalar atanların Allah katında bir alacakları olmayacaktır.
“Onlardan öyleleri vardır ki, dillerini kitaba doğru eğip bükerler, siz onu (okur göründüklerini) kitaptan sanasınız diye. Oysa o kitaptan değildir. ‘Bu Allah katındandır’ derler. Oysa o, Allah katından değildir.” (3/78)
Biz bu tür beyanatları yıllardır işitmekteyiz. Geçmişte vardı, bugün de var, yarın da var olacaktır. Ancak Allah’ın dinini kimse bozup saptıramayacaktır. Ve bu tevhîdî hakikatlerin öğrenilmesine hiçbir belam ve Samirî’nin gücü yetmeyecektir. Bu tevhidin mahiyeti, nelerin insanı şirke düşürebileceği, âhiret sorumluluğunun ve âhirette yardımın ancak Allah tarafından olabileceği, adaletin ancak inzal olunan şeriat ile mümkün olacağı kulluğun ve duanın ancak Allah’a yapılmasının gerekliliği tüm bu konular Arapça bilmekle, profesör olmakla, akademisyen olmakla öğrenilebilecek şeyler değildir. İhlâs, samimiyet biraz özgürce aklın çalıştırılması tüm bunları öğrenmek için yeterli donelerdir. (3/7, 13/19) Bir de en önemlisi elbette takva. (2/2)
Demokrasinin, laisizmin nemenem bir şirk ve küfür olduğunu bilmek için ileri derecede Arapça bilmeye, müctehid âlim olmaya gerek yok. İlgili kavramların ihdas edildiği batı dünyasına sorarsanız alacağınız cevap çok az kafası çalışan bir insanın bunlar küfür imiş diyeceği değerler olduğu görülecektir.  
Sözlüklerde demokrasi kelimesinin etimolojik kökeni, “demos” (halk) ve “kratos” (egemenlik) kelimelerine dayanır. Kısaca demokrasinin tanımı ise, halkın egemenliği anlamına gelir. Demokraside egemenliğin gerçek sahibi ise, “birey” ve bir devlet sınırları içinde yaşayan “halk”tır. Yani bir şeyin helal veya haram kılınmasına halk adına seçilmişler karar verir. Çok kıt bilgisi olan bir Müslüman bile bunun küfür olduğunu bilir ey profesörler! “laiklik,  din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasını öngören bir ilke olmasının yanında, aynı zamanda her alanda aklın, bilimin ve ulusal egemenliğe dayanan hukuk kurallarının temel alındığı bir yaşam biçimidir.”
Yani dinin bir önerisi yasa olarak kabul edilemez mesele bilimsel olmalıdır. Konunun din ve vicdan hürriyeti ile uzaktan yakından alâkası yoktur. Allah’ın dini o kadar saf ve berrak ki, anlamak isteyenler için açık…
“Andolsun Biz Kur’an’ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp düşünen var mı?” (54/22)
“Elif, Lam, Râ. (Bu) öyle bir kitaptır ki; her şeyi yerli yerinde yaratan, her şeyden haberdar olan Allah tarafından âyetleri (güzel bir düzen içinde) sağlamlaştırılmış, sonra da açıklanmıştır ki, Allah’tan başka hiçbir şeye ibadet etmeyesiniz. (De ki:) Ben, O Allah’tan (size gelen) bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.” (11/1-2)
Selam bu güzel zikre, rehbere, kılavuza, Furkan’a, Hablullaha uyanlara…
Hazırlayan: Hayati İSAOĞLU

05.07.2024

1 yorum

Ahmet Özer 5 Temmuz 2024 - 16:34

Rabbimiz Allah bizleri doğru yoldan ayırmasın…
Elhamdülillah…
İsa abimizin ilmin hayırlısı ile faylanmayı nasip etti..

Reply

Yorum yazın

* Bu formu kullanarak girdiğiniz bilgilerinizin saklanmasını ve size ulaşım için kullanılabileceğini onaylıyorsunuz.

İLKAV


İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı

Editör'ün Seçimi

Son Yazılar

İLKAV Teknik Komisyon