Perşembe, Haziran 13, 2024
Ana sayfa CUMA HUTBELERİ Hutbe: Gerçek din İslâm’dır kaynağı Kur’an’dır.

Hutbe: Gerçek din İslâm’dır kaynağı Kur’an’dır.

by İlkav Editor
302 👁
A+A-
Reset

Hutbe: Gerçek din İslâm’dır kaynağı Kur’an’dır.
“Kim İslam’dan başka bir din ararsa ondan asla kabul edilmeyecek ve o âhirette de hüsrana uğrayanlardan olacaktır.” (Âli İmran: 85)
Kıymetli Müminler bugün Hicrî Rebiu’l-Evvel ayının 21’i 1445/Cuma.

Rabbimiz bizleri dinini dosdoğru bir şekilde öğrenip yaşayanlardan eylesin.
Allah Teâlâ insanı Ahsen-i takvim üzere yaratarak hidayet etmiş ve hedefini belirlemiştir. Fakat insan ekseriya hevasına uyup, nefsine zulmetmiş rabbin verdiği tüm güzellikleri kirletmiştir. İlk insandan günümüze hayatın her döneminde kişiliğin kirletilmesine dönük şeytanın ve dostlarının, arzu ve isteklerin cazibesi hep olagelmiştir. Kur’an’ın beyanı ile az sayıda insan bu konuda dirençli davranıp, kendisini bu kötülüklerden muhafaza etmeyi başarmıştır.
İstikametin, sırât-ı müstakîmin, hidayetin tek ve muhkem kaynağı Kur’an-ı Kerim’dir. Rabbimiz “Kur'an'ı şüphesiz Biz indirdik. O'nu koruyacak olan da şüphesiz Biziz.” (Hicr: 9), “Sen, sana vahyolunana sımsıkı tutun. Çünkü sen, dosdoğru bir yol üzerindesin! O vahyettiğimiz Kur’an, sana ve kavmine bir öğüttür ve kesinlikle Kur’an’dan sorulacaksınız” (Zuhruf: 43, 44) gibi beyanları ile bu söylediklerimize işaret etmektedir.
İnsanların çoğu ilk nebiden günümüze hep Rasullere ve hak din taraftarlarına din adına, dini sâiklerle karşı çıkmışlar elçileri ve taraftarlarını meczuplukla fitnecilikle, bölücülükle, karıştırıcılıkla, dinlerini bozmakla, teröristlikle dışlamışlar, taşlamışlar, sürmüşler, eziyet ve işkence etmişler hatta katletmişlerdir. Ne adına din adına. Yani dine dinle karşı koymuşlar, karşı gelmişlerdir.
Makam mevki sahipleri, haksızlıkla elde ettiklerini kaybetmek istemeyenler, atalarından devraldıkları dini anlayıştan vazgeçmek istemeyenler, dinden veya davetçilerden mucize bekleyenler, dinden geçinenler, davetçileri ayak takımı sıradan basit insan görenler hep bu beklentilerle dine karşı koymuşlardır. Ama dinin içinde kendilerini de dindar olarak vasıflandırmak sureti ile gerçek dini temsil adına…
Tarihten örnek vermek gerekirse Nuh nebi gece-gündüz, açık-gizli davetin her türlüsü ile kavmini daveti neticesinde kendisine kavminin cevabı atalarımızın bize miras bıraktığı dini sembolleri senin gibi sıradan bir insan için bırakmayız, senin derdin bize üstünlük taslamak diyerek onu ve etrafındakileri reddetmişlerdir. Musa (a) hâkezâ; elimizde büyüttüğümüz, ekmeğimizi yedirdiğimiz, okuttuğumuz kişi bizim dini anlayışlarımızı reddedip yeni bir anlayış, her konuda son söz Allah’a ait olacakmış. Yüce olan Allah ne diye dünyaya karışacakmış. Musa’ya verilen cevap bu.
İbrahim (a) da babasının ve atalarının sevdiklerini ilah edindiklerini reddedip, hayatın her alanının yegâne ilah olan Allah tarafından tanzim edilmesi gerektiğini ifade ettiğinde muhatapları İbrahim’i ateşe atarak tecziye etmişlerdir. Bu durumlar tüm elçiler için vaki olmuş bir akıbettir.
Asr-ı saadet sonrası süreçte de âdil, hak bir yönetim için mücadele edenler hep cezalandırılmış ve sindirilmiştir. Zalimler ve taraftarları sanki sırat-ı müstakîmin temsilcileri imişcesine bir rahatlık üzere gasp ettikleri yönetim gücü ile elde ettikleri dünyalıklarının tadını çıkarmaya devam etmişlerdir. Birçok sahabe ve ehl-i beyt akıl almaz muamelelere tabi tutulmuşlardır.
Günümüzde ise bir takım insanlar kırıntı nev’inden bilgilerle gene İslam’ın kimi  ritüellerini yerine getirmekle kendilerini İslam’a nispet eden, fakat özünde Kur’an temelli bir anlayışa sahip olmayan geleneksel hurafeleri, yine geleneksel fıkhî bilgileri esas almak suretiyle sahip oldukları anlayış ile kendilerini dindar zannetmektedirler. Bu kesimlerin sık sık medyada reyting için ya da izleyenlerin kafa karışıklığına sebep olması için olsa gerek boy gösterdiklerine şâhid oluruz.
Bu taifelerin sahip oldukları temelsiz din algılarını tabulaştırarak atalarından devraldıkları dînî anlayışı savunmak, ona amansızca sarılmak sureti ile tarihte hak dinle mücadele edenlerden bir farkları yoktur. Bunların İslam’dan bazı unsurları taşıyor olmaları yeri geldikçe bazı rivayetleri hadis diye nakletmeleri veya namaz kılıyor olmaları, Kur’an okumaları Müslüman olmaları için yeterli değildir. Bunlar yeri geldikçe sisteme destek açıklamaları da yaparlar. Ayrıca taraftarlarını da sandığa çağırmak sureti ile temsil ettikleri bu batıl yolları için maddî destek elde ederek güçlenirler.
Kimileri de iktidar odaklı bir anlayış ile siyasal sistem içerisinde bir takım makam ve dünyevi kazanımlar elde etmeyi hedeflemek sureti ile yaşadıkları düzenin bir çarkı haline gelmektedirler. Bu kesimler hevaya dayalı olarak oluşturulmuş veya oluşturulacak olan yasalarla topluma yön verirler. Hâlbuki vahiyden kaynaklanmayan tüm çözümler, öneriler, yollar, kaostur cahiliyedir. Bu kesimler namaz kılmakla, baş örtmekle, İmam Hatip okullarını çoğaltmakla, cami yaptırmakla dindar olunacağını zannetmektedirler. Bunlar için halkın büyük kısmı yokluk, yoksulluk ve geçim sıkıntısından çaresizlik içinde kıvranırken, yandaşlara büyük ihaleler dağıtmak dînî ve vicdânî bir rahatsızlık oluşturmaz. Hatta dar gelirlilerden fakirliğe karşı fedakârlık yapıp sabretmesi istenir. Zira âhirette dünyada çektiği sıkıntılara sabredip isyan etmedikleri için cennet onları beklemektedir demek sureti ile dini argümanları da kullanırlar.
Bir başka taife ise; söz ile Müslümanlık iddiasının yeterli olduğu zannı ile az önce kısmen değinilen sözde dindarlara(!) bakarak kalp temizliğinin önemine sığınıp İslam’ı yalan söylememekten, yolsuzluk, hırsızlık yapmamak, kimseye kötü gözle bakmamak, gerici olmamak, modern ve çağdaş olmaktan ibaret zannetmektedirler. Ne gariptir ki bu zümre tekke ve türbeden bir beklentiye girmeyi hurafe olarak görür iken, modern anıt türbelerden gerek yazılı gerek sözlü beklenti ve yakarışları saygı duruşlarını normal olarak görebilmektedirler.
Oysaki Rabbimiz görevlendirdiği tüm nebilerinin dili ile “Allah’ın yanı sıra bir başka kişiyi veya kurumu helal ve haram belirleyen olarak kabul etmemizi yasaklamıştır. Bu yetkinin sadece Allah’a has kılınmasını, adaleti, terazinin dosdoğru yapılmasını, hak dağıtımında ölçülü davranmayı, tüm emir ve yasakların Allah’tan alınmasını, bireysel ve toplumsal olarak emrettiklerine gönülden bir teslimiyet göstermenin kulluk gereği olduğunu” tüm insanlığa duyurmuştur.
Kısacası hak din; “Emrolunduğun gibi istikamet üzere ol”mayı ve her Cuma hutbede okunan “Allah adaleti, ihsanı, akrabaya vermeyi emreder, fahşa (edepsizlikten)dan, münker (fenalık)den ve bağy (azgınlık)den meneder. O düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.”  şeklindebuyrulan âyetleri yaşamayı gerektirir.
06.10.2023
Hazırlayan: Hayati İSAOĞLU

Yorum yazın

* Bu formu kullanarak girdiğiniz bilgilerinizin saklanmasını ve size ulaşım için kullanılabileceğini onaylıyorsunuz.

İLKAV


İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı

Editör'ün Seçimi

Son Yazılar

İLKAV Teknik Komisyon