Cumartesi, Nisan 18, 2026
Ana sayfa CUMA KONFERANSLARI Ayan; Birr sahibi, Allah’a, Allah’ın istediği gibi iman eden kimsedir

Ayan; Birr sahibi, Allah’a, Allah’ın istediği gibi iman eden kimsedir

by İlkav Editor
7 👁
A+A-
Reset

Ayan; Birr sahibi, Allah’a, Allah’ın istediği gibi iman eden kimsedir

Emrullah Ayan, İLKAV Cuma Konferansında, “Bakara Suresi 177. âyet bağlamında Birr Kavramı” konulu bir sunum yaptı.

Ayan, konferansında şu konulara değindi:
Bu ülkede yüz yıldır, büyük bir baskı ile pozitivist, materyalist ve kemalist bir eğitim dayatılıyor! Bu eğitimin sonunda; deprem gibi felaketleri bile, menfaate tahvil eden; düzenbaz ve seri katil bir nesil yetişti! Konu sadece okullardaki cinayetler değildir.
14 yaşındaki çocuk, okuduğu okula gidip öğretmenini ve arkadaşlarını tereddütsüz silahlarla tarıyor;  9 ölü ve bir o kadar da yaralı! Bu tür eylemleri sadece bilgisayar oyunları veya cep telefonu mübtelâlığıyla izah edemezsiniz. Bu hal, Allahsız, Kur’ansız, Rasulsüz ve âhiretsiz bir eğitimden uzak durmanın sonucudur! İşte 100 yıl sonra, dayatılan bu eğitimin neslimizi getirildiği yer burasıdır.
~~2.177~
~~2.177~
“Yüzlerinizi doğu veya batıya çevirmeniz birr değildir. Ama birr; Allah’a, âhiret gününe, meleklere, kitaplara ve nebilere iman eden, malı sevmekle beraber yakınlarına, yetimlere, miskinlere, yolda kalmışlara, ihtiyaçtan isteyenlere, köle ve esirlere veren; namazı ikâme edip zekâtı veren, söz verdiklerinde ahidlerini yerine getirenlerin, sıkıntı, hastalık ve savaşın kızıştığı anlarda sabredenlerin davranışlarıdır. İşte bunlar sâdıklardır ve muttakîler de bunlardır.” (Bakara: 177)
Kıblenin değişiminden sonra Yahudi-Hıristiyanların, herkesin kendi kıblesine dönmesi gerektiğine dair dedikoduları üstüne gelen bu âyet, Yahudi ve Hıristiyanlara diyor ki: Şeklî olarak doğu veya batıya dönmenizin bir anlamı yoktur. Sonra insanlığa der ki; ibâdetlerin şekline önem vermenizin değeri yoktur. Namazda yüzünüzü şeklî olarak doğu veya batıya döndürmeniz gerçek iman ve birr değildir. Ruhsuz, şeklî bazı dini form ve törenleri icra edip dindarlık gösterisinde bulunmak iman ve takva değildir.
Gerçek birr sahiplerinin özellikleri şöyle sıralanabilir:
1- Birr sahibi, Allah’a, Allah’ın istediği gibi iman eden kimsedir.
Ebu Cehil’in, Aristo’nun ya da ehl-i kitabın inandığı gibi değil. Bunlar da Allah’a inandıklarını iddia ederler. Meselâ, Aristo Allah’a inanır ve der ki: Allah, dünyayı yarattı, sonra onu basit ve bayağı bulup vazgeçti, dünya işini bize bıraktı. İşte demokrasinin temeli budur. Demokrasinin ilâhı, Aristo, Jean Jaques Rousseau’dur. Dünyayı yaratıp onunla ilgilenmeyip insanlara bırakan, hukuk, eğitim ve ekonomiden anlamayan, dünya işleriyle ilgilenmeyen bir Allah’a inanırlar.
Yahudilerin inandığı gibi, altı günde dünyayı yaratıp yorulduktan sonra çekilip dünyanın idaresini insanlara bırakan bir Allah…
Kimi Müslümanlar da; hayatlarının bazı bölümlerine Allah’ı karıştırır bazılarına karıştırmaz. Eğitim, hukuk, ekonomi, kılık-kıyafet, yiyip-içmesine karışmayan bir Allah’a iman eder. Böyle bir iman değil de, Allah’a, Kitab’ında istediği gibi hayatın tümünde kulluk isteyen Allah’a inanıyorsak; bu iman gerçek ve makbul bir imandır.
2- Birr sahipleri, âhiret gününe iman eden kimselerdir.
Âhirete iman, hesap vermeye imandır. Âhirete inanan kişi, hesapla ilgili korkusu olan demektir. İşte mü’min budur. Aç kalma, borcunu ödeyememe, ele âleme rezil olma, polis, maliyeci korkusu, hapse girme, işten atılma, statü kaybetme korkuları. Bunların yanında âhiret korkusu yoktur. Dilleriyle âhirete iman edenler, hayat programlarıyla yalanlarlar. İşi, gelecek planları, kazanma hırsı ve hedefleriyle âhireti inkâr ederler. Birr ve takva sahipleri, gerçekten dil ve hayat programlarıyla âhirete iman edenlerdir.
3- Birr sahipleri, meleklere iman eden kimselerdir.
Meleklere iman; Allah’ın melekler vasıtasıyla bizimle diyalog kurduğuna imandır. Yani Allah’ın her an melekleriyle dünyayı idare ettiğine, yanımızda olup onlarla yeryüzüne karıştığına, rasullerine, melekleriyle hayatımızın düzeni için vahiy gönderdiğine iman demektir. Meleklere amellerimizi kaydettirdiğine, bize isabet edecek musîbetlerden koruduğuna iman demektir. Yoksa sadece meleklerin varlığına iman demek değildir.
4-  Birr sahipleri, Allah’ın kitabına iman eden kimselerdir
Kitab’a iman; hayatı onunla düzenlemek için doğru ve uygulanması gerektiğine iman demektir. Yani, Allah’ın kelâmıyla diyalog kurup Rasul örnekliliğinde amele dökmektir.
5- Birr sahipleri, Allah’ın nebilerine iman eden kimselerdir.
Nebilere iman; örnekliklerine imandır. Allah’ın istediği kulluğu yaparken uyulması gereken model oluşuna, Allah’tan alıp haber verdiklerinin tümünün doğruluğuna iman demektir. Nebilere iman; onların doğru söylediklerini, gelen âyetleri gizlemeden eksiksiz tebliğ edip örneklediğine iman etmektir. Bugün çevrelerinde örnek ve model şahsiyet arayanlar, rasulleri tanıma zahmetine katlanmaktan kaçanlardır.
6- Birr sahipleri, malı sevmekle beraber yakınlarına, yetimlere, miskinlere, yolda kalmışlara, (ihtiyaçtan) isteyenlere, köle ve esirlere veren kişidir.
Bunun manâsı; malı sevmekle beraber mala ihtiyaçları varken onu; yakın akrabalara, yetimlere, miskinlere verenler. Yolda kalmışlara, dilenmek istemeyip de dilenmek zorunda kalanlara, köle ve esirlere hürriyetlerini kazanmaları için yardım ederler.
7- Birr sahipleri, namazı ikâme edip zekâtı veren, söz verdiklerinde ahidlerini yerine getirenlerdir.
a- Namazı ikâme; onu birtakım hareketler veya şeklî olarak bir yöne yönelmekten ibaret değil, dinlerinin direği, sosyal hayatlarının düzenleyicisi olarak ikâmedir.
b- Zekâtı verirler. Mallarında Allah’ı söz sahibi kabul ederler. Mallarının sahibi olarak bilip iman ettikleri Allah’ın emri olarak mallarının zekâtını verirler.
c- Söz verdiklerinde ahidlerini yerine getirirler. Allah’a verdikleri ahid olarak Allah’tan başka Rab kabul etmezler. Kendi aralarındaki ahidlerine riâyet ederler..
8- Birr sahipleri, sıkıntı, hastalık ve şiddetli savaşta sabredenlerdir.
a- Sıkıntılara ve fakirliğe sabrederler: Allah’ın taksimine razıdırlar. Allah kendilerine bir şey ayırmışsa, onu başkalarına vermeyecek kadar âdil, başkalarına ayırdığını da ne yaparlarsa yapsınlar onlara vermeyecek kadar ilim sahibidir.
b- Hastalığa sabrederler. Allah kullarını çeşitli hastalıklarla imtihan eder. Sosyal, ailevî ve bedenî hastalıklar. Mü’minler kesinlikle bilirler ki; bunlar günahlara kefarettir. Bu yüzden isyan etmezler, sapıtıp dağıtmazlar.
c- Savaşta, cihadda sabrederler. Allah adına yapılan cihad nefse ağır gelir. Çünkü savaşta ölüm, yaralanma, maddî ve manevî kayıplar vardır. Sevdiklerini kaybetme vardır. Mü’minler buna sabrederler. Allah bazen mü’minlere acılar tattırıp zaferi geciktirebilir. Zaferin gecikmesinde de mü’minler için çok büyük faydalar vardır. Ne Müslümanım demek savaşın kazanılmasında yeterlidir, ne de sadece kâfir olmak savaşın kaybedilmesi için kâfi sebeptir.
“…İşte bunlar sâdıklardır ve işte gerçek takva sahipleri de bunlardır.”
Bunlara sabretmeden imanın tadını tatmak mümkün değildir. Gerçek mü’min, zor zamanlarda belli olur. İmanlarında sâdık olanlar ancak bunlardır. Bu sıfatlara sahip olan ve inandıklarını pratiğe aktaran kişi birr sahibi ebrardır, takva sahibidir.

Konferansın videosu istifadenize sunulmuştur.

Yorum yazın

* Bu formu kullanarak girdiğiniz bilgilerinizin saklanmasını ve size ulaşım için kullanılabileceğini onaylıyorsunuz.

İLKAV


İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı

Editör'ün Seçimi

Son Yazılar

İLKAV Teknik Komisyon