Cumartesi, Ocak 31, 2026
Ana sayfa CUMA HUTBELERİ Hutbe: Allah’ın hükmünü reddedenler mü’min değildir.

Hutbe: Allah’ın hükmünü reddedenler mü’min değildir.

by İlkav Editor
22 👁
A+A-
Reset

Hutbe: Allah’ın hükmünü reddedenler mü’min değildir.
“(Münafıklar), ‘Allah’a ve Rasule inandık ve itaat ettik’ derler. Sonra da onların bir kısmı bunun ardından yüz çevirirler. Halbuki onlar iman etmiş değillerdir. Aralarında hüküm vermesi için Allah’a (Kur’an’a) Rasulüne çağırıldıkları zaman, bir de bakarsın ki içlerinden bir grup yüz çevirmektedir.” (Nur: 47,48)
Kardeşlerim, bugün Hicrî Şaban ay’ının 11’i 1447/Cuma
Hutbemize konu olan âyetlerdeki bu kimseler ağızlarıyla “Allah’a ve Rasulüne iman edip itaat ettik” derler. Ama sadece ağızlarıyla derler. Sözün gereklerini hayatlarında görmek mümkün değildir. Dilleriyle dediklerini amelleriyle yalanlayıp gerisin geriye dönenlerdir. Bunlar, iddialarını davranışlarıyla ispatlamayan kimselerdir.
“Bunlar mü’min değildir.”
Çünkü mü’minler; sözlerini fiilleriyle doğrulayanlardır. İman, kişinin eğlenmesini sağlayan oyuncak değildir. Hem iman iddiasında olmak hem de imanı oyuncak yapmak bir arada olmaz. Zira iman, nefisteki bir keyfiyet, kalbe yerleşen bir karakterdir. Eğer bu hakikat gönülde yerleşmişse ondan dönüşe imkan yoktur. İman iddia edip de yalpalı ve kaypak davranışlar içinde olanlara gelince, onlar her zaman ve her yerdeki Müslümanlıkları gösteriş sınırında kalan tipik münafık örneklerdir. Bunlar, Allah’ın şeriatine başvurmak istemeyen ve ilahî kanunun hükmünden razı olmayan kimselerdir.
“Bunlar mü’min değildir.”
Hem iman, hem de Allah hükmünü reddetme bir arada olamaz. Allah’ın şeriat ve hükmüne, çıkarına uygun gördü mü hemen başvuranlar, münafıklardan başkası değildir. Gerçek bir imanın delili, Allah ve Rasulü’nün hükmüne razı olmaktır. İman hakikatinin gönülde yerleşip yerleşmediğini anlamanın alâmeti budur. Allah ve Rasulü’nün hükmünü, İslâmî terbiyeden uzak ve iman nuruyla gönlü aydınlanmamışlardan başkası, mümkün değil reddetmez. Çünkü Allah’ın hükmü, zulüm töhmetinden uzak tek hükümdür. Allah hiçbir kuluna asla zulüm etmeyen adil yaratandır. Katında tüm yaratıkları eşittir.
Kanun ve hüküm koyan eğer bir ferd ise, kendi kişilik ve çıkarlarını korumak zorundadır. Bir sınıfın diğer bir sınıf için veya bir devletin diğer bir devlet için kanunlar koymasında da durum aynıdır. Ama Allah kanun koyunca bir himaye, çıkar ve menfaatten söz edilemez.Çünkü O’nunki mutlak adalettir. Bu Allah’ın şeriat ve hükmünden başka bir yolla uygulanıp gerçekleşmeyen adalettir. Bir mü’min, tereddüt edip tartışmadan ve sapmadan işitip itaat eder.
Bu dinleme ve itaatin kaynağı ise Allah ve Rasulü’nün hükmüne mutlak bir güvendir. Yegâne hükmün, sadece Allah ve Rasulü’nün hükmü olduğuna güvenmek ve ötesinin de hevaperestlik olduğuna inanmaktır. Çünkü dinleyip itaat etmek, bize hayatımızı bağışlayıp bu hayatta dilediği gibi tasarruf eden Allah’a teslimiyetin bir ürünüdür. Ayrıca bu; Allah’ın insanlar için dilediğinin, insanların kendileri için dilediğinden çok daha iyi olacağına inanmanın bir gereğidir. Çünkü yaradan Allah, yarattıklarını en iyi bilendir.
Nifak, şiddet anlarındaki bocalayışın, münzevîliğin, ürkeklik ve korkaklığın; bolluktaki böbürlenme ve uzun dilliliğin, uzaktan bir tehlike hissedildiğindeyse cimriliğin, hiçbir çaba göstermeyişin, ürkeklik ve huzursuzluğun somut şeklidir. Bunlar mücadeleden geri duran ve başkasını da oturmaya davet edenlerdir.
Bu tipler hiç eksilmez. Bunlar her ortam ve kuşakta görülebilen örnek tiplerdir. Eğer bolluk ve güvenli bir ortam varsa, bunlar kahramandır, konuşkandır ve er kişilerdir. Eğer şiddet ve korku varsa bu defa aynı kimseler korkak, suskun, münzevî, cimri, iyilik ve iyilikseverlere karşı elleri sıkıdır. İyilik seven insanlarla inciten, sivri bir dille konuşurlar.
Nifak, iki görüş arasında bocalayıp durmanın biçimidir. Gerçekte insan, bir ufuktan fazlasına yönelemez ve tek hayat sisteminden başkasını izleyemez. Aksi takdirde nifak ve adımların birbirine karışması söz konusudur:
“Allah hiç kimseyi, içinde iki kalple yaratmamıştır.” (Ahzâb: 4)
Mademki insanın bir tek kalbi vardır, öyleyse tek ilaha yönelmek, bir tek hayat sistemini izlemek ve bunun dışında kalan her tür alışkanlık, gelenek, tavır ve âdetlerini terk etmek zorundadır. Kalp tek ise, izlenecek hayat nizamı da tek olmalıdır. Hayat ve kâinâta bakış açısı tek evrensel düşünceye dayanmalıdır. Değerlendirmelere esas, eşya ve olaylara dayanak olacak tek ölçüsü olmalıdır. Aksi halde parçalanır, çöker, münafık olur, kaypaklaşır ve doğru istikametten uzaklaşır. İnsanın ahlâk ve terbiyesini, şeriat ve yasalarını bir kaynaktan, sosyal veya ekonomik düzenlerini başka bir kaynaktan, sanat ve düşüncesini de başka bir kaynaktan alması mümkün değildir. Bu karmaşa, mümkün değil bir tek kalbe sahip insanın yapacağı iş değildir. Çünkü bu durumda ayaksız ve dayanaksız bir çöküntü yığını, bir parçalanmış yapı meydana gelmiştir.
Öyleyse bir tek hayat sistemi, bir tek yol, bir tek vahiy, bir tek bakış açısı ve tek Allah’a teslimiyet vardır. Bir kalp, iki ilaha ibadet edemez, iki efendiye hizmet edemez, iki sistemi izleyemez ve iki tarafa yönelemez. Aksi takdirde, bölünme, parçalanma, kaos, yıkıntı ve molozlara dönüşme söz konusudur.

30.01.2026
Hazırlayan: Emrullah AYAN

Yorum yazın

* Bu formu kullanarak girdiğiniz bilgilerinizin saklanmasını ve size ulaşım için kullanılabileceğini onaylıyorsunuz.

İLKAV


İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı

Editör'ün Seçimi

Son Yazılar

İLKAV Teknik Komisyon