Pazar, Temmuz 21, 2024
Ana sayfa HABERLER Isparta Son Söz Gazetesi´nin Mehmet Pamak´la Röpörtajı

Isparta Son Söz Gazetesi´nin Mehmet Pamak´la Röpörtajı

by İlkav Editor
2,7K 👁
A+A-
Reset
Isparta Son Söz Gazetesi’nden Ayşegül Sağlam’ın, 10 Ocak Cumartesi günü Isparta’da bir konferans veren İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı -İLKAV Genel Başkanı Mehmet Pamak ile gerçekleştirdiği röportaj: (Bu röportaj Sonsöz Gazetesinin 14 Ocak 2009 tarihli sayısında yayınlanmıştır)
 
 
 
Ayşegül Sağlam: Kendisiyle bu röportajı gerçekleştirdiğimiz Mehmet Pamak’ı kitaplarındaki bilgilere dayanarak tanıtacak olursak: Üniversite yıllarında Ankara SBF’de ilk Ülkü Ocağı’nın kurucuları arasında bulunmuş. Üniversiteden sonraki hayatında önce bürokrasi içinde görev aldı. Maliye Bakanlığında Gelirler Genel Müdür Yardımcısı olduğu 1980’den sonraki süreçte TBMM’nin lağvedildiği darbe döneminde kurulan Danışma Meclisinde Çanakkale temsilcisi olarak yer aldı. Ülkücü döneminde Tercüman, Hergün, Ortadoğu ve Yeni Düşünce gazetelerinde yazılar yazdı. Danışma Meclisi üyeliğinden sonra başta Alparslan Türkeş ve Necmettin Erbakan olmak üzere “milliyetçi-muhafazakar” kesimlerin teşviki ve desteğiyle, sonradan bugünkü MHP’ye dönüşen Muhafazakar Parti’yi kurdu ve kurucu genel başkanlığını üstlendi. M. Pamak’ın, bundan sonraki gelişimi şu şekilde gerçekleşti; yaklaşık olarak 1986 yılından sonra, rahmetli şehidimiz Seyyit Kutup’un “Yoldaki İşaretler” adlı kitabından etkilenerek, ölü kitabı haline getirilen Kur’an’ı, ilk defa anlamak üzere okumaya başladı. Bu okuma sonucunda Allah’ın lütfuyla tevhidi İslam ile şereflendi ve cahili geçmişini sorgulayarak tevbe etti, kavmiyetçilik dahil bütün cahili geçmişini reddetti. M. Pamak, İslami kimliği net olarak benimsedikten sonra, bu yeni tevhidi kimlikli döneminde, Mazlum-Der’in kuruluşunda görev aldı. Ve daha sonra İslami kimliği bırakarak liberalleşen bu derneğin ilk İslami kimlikli döneminde kurucu genel başkanlığını yaptı. Zaman, Yeryüzü, Selam ve Haksöz başta olmak üzere değişik İslami yayın organlarında yazılar yazdı. Halen Genel Merkezi Ankara’da bulunan, İslami ilmi araştırmalar, tebliğ, eğitim faaliyetleri ile adalet ve özgürlük mücadelesi içinde bulunan İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı (İLKAV)’ın Genel Başkanlığını sürdürmektedir.
 
 
 
 
 
A. S. : Filistin probleminin özünde yatan nedir? Yıllarca acılı bir şekilde sürüp gitmesi nasıl izah edilir?
 
 
 
Mehmet Pamak : Bismillahirrahmanirrahim. İslam ümmeti, saltanata geçişle başlayan ve yozlaşmaya yol açan uzun tarihsel süreçte Kur’an’ı terk edilmiş bırakmış, hayat kitabını ölü kitabı haline dönüştürerek varis kılındığı kitaba ihanet etmiş, Resulullah (s)in sahih sünnetinden uzaklaşmış ve sonuçta tevhidi kimlik ve zindeliğini kaybederek zillete sürüklenmiştir. Kur’an’ın ayetlerinde zikredildiği üzere, izzet ve şerefin tamamı Allah’ın yanındadır. Bu sebeple İslam ümmeti, “hablullah” (Allah’ın ipi) olan Kur’an’a topluca sarılarak tevhidi bilincini diri tuttuğu, “Allah taraftarı” olma vasfını koruduğu süreçlerde izzetli ve galip bir konumda bulunmasına rağmen, Kur’an’dan ve Resulden uzaklaştığı, tevhidi ilkelerini terk ettiği yozlaşma sürecinde ise bu izzetini kaybederek mağlup konuma sürüklenmiş ve sömürge olmaya müsait hale gelmiştir. İşte bu yozlaşma sürecinde onurunu yitirip zillete sürüklenen ümmet, onurunu temsil eden Mescid-i Aksa ve Kudüs’ü de kaybetmiştir. Mescid-i Aksa’nın İslam ümmetinin ilk kıblesi ve İsra mekanı olması, çevresinin mübarek kılındığının Kur’an’da beyan edilmesi, Kudüs’ün İbrahim, Musa, İsa (as) başta olmak üzere bir çok Peygamber’in şehri olması sebepleriyle, Filistin, İslam ümmeti için önemli, mübarek ve ümmetin onuruyla özdeş bir beldedir. Ümmet coğrafyasını işgal eden emperyalist Batılı devletler, bir yandan bölge halklarını, neredeyse her kabileye bir devlet kurduracak şekilde, suni sınırlarla küçük “ulus devlet”lere bölmüşler, aralarında sürekli çatışmalarını sağlayacak fitne tohumları ekmişlerdir. Diğer yandan da, Filistin’i Yahudilere tahsis etmişler ve Siyonist İsrail terör devletini bir bıçak gibi Müslüman halkların böğrüne saplamışlardır. İstemişlerdir ki, İslam ümmetinin kalbinde sürekli bir kanayan yara var olsun ve ümmet bir daha hiç belini doğrultamasın. İstemişlerdir ki, ümmet yeniden Kur’an’a ve Resule sarılarak, tevhid akıdesi ortak paydasında bütünleşip kardeşleşerek o izzetli günlerine dönemesin. İşte böylece Hakka dönüşü, yeniden izzetli günlere götürecek dirilişi, bu fitne odaklarının faaliyetiyle, kavmiyetçilik, ulusçuluk çatışmasıyla ve İsrail terör devletinin bölgeyi kan ve gözyaşına boğacak fitnesini sürekli destekleyerek engellemeye çalışmışlardır. Bu zilletin ve çok boyutlu fitnenin arkasında, öncelikle bizim kendi tercihimizle Kur’an’ı terk edilmiş bırakarak sömürge olmaya müsait hale gelmemize yol açan yozlaşma serüvenimiz ve ondan sonra da hep Batılı emperyalist devletler ve bölgedeki işbirlikçileri olan despot yönetimler vardır.
 
A. S. : Günümüzde herhangi bir insanın ya da toplumun sıkıntı yaşadığı zaman "onlar bunu hak etmiştir" şeklinde değerlendirmeler yapılır. Filistin içinde zaman zaman bu tür değerlendirmeler dillendiriliyor. Deniliyor ki "Filistinliler kim bilir hangi suçları hangi hataları yaptılar ki bunlar başına geliyor yoksa durduk yerde musibetler gelmez" benzeri ifadelere tanık oluyoruz. Bunların haklılık payı var mı? Bu tarz tabirler ne kadar doğru?
 
M. P. : Filistin halkı için bu tür ifadeler, çirkin olduğu kadar, asılsız ve insafsız bir iftiradan ibarettir. Ancak, Kur’an’ı ve Resulün güzel örnekliğini terk ederek sömürge olmaya müsait olma konumuna sürüklenen bizler de dâhil ümmetin bütünü için böyle bir şey söylenebilir. Daha önce söylediğim gibi, biz elimizdeki korunmuş Kur’an’a rağmen, onu hakkıyla okuyup anlamayı, öğüt alıp hayata hakim kılmayı terk ettiğimiz için, kitabı ve dini parçalayarak, din algı ve anlayışını tahrif ederek, bid’at ve hurafeleri dine katarak, geleneksel ve modern cahiliyeyi üreterek, maalesef Yahudileşmenin bütün boyutlarını yaşadık ve bu zillete topluca sürüklendik. Sömürge olmaya müsait hale geldiğimiz için de, işgal ve istilaya muhatap olduk ve onurumuzu, Filistin’imizi, Aksa ve Kudüs’ümüzü bu süreçte kaybettik. O halde bu vebal ve sorumluluk ümmet olarak hepimizin omuzlarındadır. Türkçü İttihat Terakki (İT) çetesi, Batılı güçlerle ve özellikle Siyonist Yahudilerle işbirliği halinde yaptıkları darbeyle Osmanlı yönetimini ele geçirip, Siyonistlerin Filistin’i ele geçirmesinin önünde önemli bir engel olarak gördükleri Sultan Abdülhamid’i zorbalıkla görevden uzaklaştırdılar. Devleti ele geçiren bu İttihat Terakki (İT) çetesi, koca imparatorluğu 5-10 yıl içinde tasfiye edip dağıtmayı da başardı. Filistin’de bulunan Cemal Paşa, Ermeni tehcirinin tersine bir başka tehciri de dayatarak, Filistinli binlerce aileyi Anadolu’ya göçe zorlamıştır. Göçe yanaşmayanlar hakkında yargısız infazla idam cezası verip uygulatmış ve bu amaçla çok cana kıymıştır. Böylece bir yandan Osmanlıyı batı işbirliğiyle tasfiye eden İT’çi Türkçü kadrolar, aynı zamanda Filistin’li Müslüman aileleri tehcir etme zulmü ile bölgeyi boşaltma ahmaklığını da gerçekleştirmişlerdir. Yani hem Batılı devletlerin ve Siyonistlerin işbirliğiyle Abdulhamit’i yönetimden uzaklaştırarak ve böylece bölgenin Batılı emperyalistlerce işgal edilmesine giden yolu açarak, hem de Müslüman halkı tehcir edip bölgedeki Müslüman varlığını zayıflatarak Siyonistlerin önünü açanlar bizzat İT’çi Türkçü Batıcı kadrolardır. Bundan sonraki süreçte ise, I. Dünya savaşını müteakip bölgeyi işgal eden emperyalist İngilizler, Batılı Yahudileri Filistin’e yerleştirerek ilk fitne tohumlarını ektiler.
 
A. S. : Yani Türkiye’yi kuran kadroların da içinden çıktığı İT çetesinin ulusalcı politikaları ve ümmetin topluca yaşadığı vahiyden kopuş ve yozlaşma süreci sonunda bölge insanının içine sürüklendiği ıstırabın faturasını bu direnişçi halka kesmek düpedüz bir ahlaksızlık oluyor öyle değil mi?
 
M. P. : Evet çok doğru. Bölgenin işgali ve daha sonra Yahudilerin emperyalist devletlerce bölgeye yerleştirilmelerinin sonucunda bu halkın hepimiz yüzünden ve hepimiz adına çektikleri acılardan dolayı büyük vebal ve sorumluluklarımızın olduğunu unutmamalı ve onlara yardım için seferber olmalıyız. Bölgeye işgalci emperyalistlerce yerleştirilen Yahudiler, önce terör örgütleri haline geldiler ve Batı desteğinde mazlum Filistin halkına karşı büyük katliamlara giriştiler. Buna rağmen bölgede yaşayan Filistinli halk sonuna kadar bu Siyonist teröre ve işgale karşı direndi ve yaklaşık bir asra yakın bir zamandan beri de bu onurlu direnişi sürdürüyor. Bu mazlum ve güçsüz halk, hepimizin onurunu (Mescid-i Aksa’mızı, Kudüs’ümüzü) korumak için cansiperane bir mücadeleyi her şeye rağmen ısrarla sürdürmektedir. Aslında bu onurlu direnişle, sorumluluklarını yeterince yerine getirmedikleri halde, üstelik bir de onurlu direnişçilerin aleyhinde dedikodu üretmekten utanmayanların başını yere eğdirecek bir kahramanlığı ortaya koymaktadırlar. Kanaatimce, bizler Filistinli-Gazze’li kardeşlerimize nazaran daha zelil şartlarda bulunuyoruz. Onlar, acınacak insanlar ve “yaptıkları hatalar” sebebiyle “hak ettikleri musibetlere muhatap olmuş” mücrimler topluluğu değil, onurlu İslami direnişçilerdir. En azından onlar, başörtülü oldukları için okullarından kovulmuyorlar. Filistinli başörtülü hanımlar askeri birliklerin kapılarından aşağılanarak geri çevrilmiyorlar. Gazzelilerin, askeri birlikleri de, okulları da, halkla birlikte aynı İslami kimlik ve değerleri canları pahasına savunup hayata hâkim kılmaya çalışıyorlar. Onlar bu vahyi değerleri hayata hakim kılma uğrunda ve Allah yolunda can feda ederek şehid olup cennete uçuyorlar. Bütün bunlar, onların ne kadar izzetli ve onurlu bir hayat ve şerefli bir mücadele içinde olduklarını ortaya koyarken, bizim tam tersi şartlar altında, İslami kimliğin horlandığı, tehdit ve düşman ilan edildiği, İslami kimlik ve değerlerin, başörtüsünün garnizon ve okul kapılarından aşağılanarak kovulduğu bir ülkede, nasıl zelil şartlarda bulunduğumuzu ortaya koymaktadır. Üstelik onlar, böylesine onurlu ve ilkeli bir İslami direniş sürecinde bütün ümmetin ve insanlığın onurunu savunarak şehadet bilinciyle cennete uçmak suretiyle onurlu bir zafer kazanırken, bizler daha zelil şartlarda, çoğunlukla hak ve özgürlüklerimizi savunma bilincinden bile çok uzakta, zulme ve zalimlere meyleden bir hayatı zelil bir biçimde yaşarken ölüp gidiyoruz.
 
Onlara dua ve yardım edelim, ama hor görüp eleştirmeyelim. Yoksa şehid Şeyh Ahmet Yasin’in Allah’a şikayet ettiklerinin içine katılıp altından kalkamayacağımız ve Rabbimize hesabını veremeyeceğimiz konumlara düşeriz. Aziz şehidimiz, “bari aleyhimize olmayın” diyordu. Aslında eleştiriyi, hor görülmeyi hak edenler, hepimizin sorumluluklarını zayıf omuzlarıyla yüklenmiş bu onurlu İslami direnişçilerin kadrini bilmeyenlerdir. Utanması, başını yere eğmesi ve eleştirilmesi gerekenler, hepimizi eğiten bu muhteşem direnişin idrakinde olmayıp, kendini iyi ve haklı, Filistinli İslami direnişçileri ise hatalı ve suçlu konumda gören ahmaklardır.
 
A. S. : Filistin sorununun köklü ve kapsamlı çözümü nasıl olabilir?
 
M. P. : Filistin sorunu ümmetin sorunlarının merkezinde yer alan en temel sorundur. Çünkü daha önce ifade ettiğim gibi, Mescid- Aksa, Kudüs ve Filistin ümmetin onurunu temsil etmektedir. Bu sebeple de köklü, kalıcı ve adil bir çözüm, yani bölgeye Kur’an’ın hükümleriyle adaletle hükmedecek İslami bir sistemin hâkim kılınması, ancak, ümmetin terk ettiği Kur’an ve sünnete yeniden dönmesiyle, ümmetin vahiy ekseninde yeniden inşa edilmesi ve ümmetin tevhid akıdesinde bütünleşerek birlik oluşturmasıyla ulaşılabilecek bir sonuçtur. Bu sonuç da, ancak ümmetin Allah’ın yardımını hak edecek Kur’ani, tevhidi bir nitelik kazanmasıyla mümkün olabilecektir. Çünkü ancak Allah’ın yardımıyla galibiyet söz konusu olabilecektir. Ümmet, Allah’ın yardımına müstahak olmaktan henüz çok uzakta bulunduğu için, bu yardım ümmet çapında gelmemekte ve zillet sürmektedir. Filistinli kardeşlerimiz ise, bu mübarek yardımı hak edecek Kur’ani bir nitelik kazandıkları ve Allah’ı razı edecek onurlu bir İslami direnişle üzerlerine düşen sorumluluğu sonuna kadar yerine getirdikleri ve Allah yolunda bedel ödemekten kaçınmadıkları için Allah’ın yardımı sadece onlara kadar gelmektedir. Bu sebeple onlar 60 yılı aşkın bir direnişi onurlu bir biçimde ve çok uzun soluklu olarak ve ısrarla, bıkmadan, yılmadan, yorulmadan, büyük bir azimle sürdürme iradesini kuşanmış bulunmaktadırlar. Her türlü imkandan, silahtan ve zaruri ihtiyaç maddelerinden bile yoksun bir avuç mücahid, silah bakımından dünyanın 3. güçlü ordusuna hem de başta ABD olmak üzere bütün Batılı emperyalistlerin de desteğine rağmen, Allah’ın yardımıyla 2 haftadır direnmekte ve Gazze’ye sokmamaktadır. Ayrıca canlarını Allah yolunda feda edenler de cennetle ödüllendirilecekleri şehadet mertebesine ulaşmaktadırlar. İşte bütün bunlar onlar için önemli bir galibiyet ve zaferdir. Ümmetin vahiy ve sünnet eksenli ıslah ve inşa çabalarıyla yeniden tevhidi niteliğini kazanması halinde, kaybettiği izzete kavuşması ve vahdeti sağlaması mümkün olabilecek ve işte o zaman gelecek Allah’ın yardımıyla küresel galibiyet ve zafer söz konusu olabilecektir. Ancak böylece sağlanabilecek köklü ve kapsamlı çözümde ise, bütün bölge adaletle yönetilecek bir İslami sisteme kavuşacak, İsrail terör devletinin sonu gelecek, Siyonistler ise, hamileri ABD ve AB’ye sığınacaklardır. Zaten onların yeri orasıdır, işgal ve zulümle girdikleri bölgemizden defolmak zorundadırlar. Böylece, Müslümanların mübarek beldesi Kur’an’ın gölgesinde gerçek özgürlüğe kavuşacaktır inşallah. İslam hâkimiyeti altında, sadece Müslümanlar değil bütün dinlere müntesip insanlar, Allah’ın bütün kulları, insanca, özgürce yaşama ve adaletle muamele görme imkanını kavuşacak, bütün insanlara bu imtihan dünyasında kendilerini özgürce gerçekleştirebilecekleri adalet ve özgürlük vasatı Müslümanlarca sağlanacaktır.
 

A.S. : İslam dünyasının Filistine ilişkin duyarlılığını nasıl değerlendiriyorsunuz?

 
M. P. : İslam coğrafyasında, emperyalistlerin çizdiği suni sınırlarla bölünmüş ulus devletler, despot yönetimler, çoğunlukla emperyalist devletlerin işbirlikçisi konumundaki kadroların elinde bulunmaktadır. Bu sebeple, bu ülkelerin halkları meydanları doldurarak Filistin İslami direnişini desteklerken, yönetimler çoğunlukla, İsrail’in ve ABD’nin işbirlikçisi konumunda utanmaz bir suskunluğu, hatta HAMAS’ı eleştiren bir konumu tercih etmektedirler. Çünkü onlar halklarına dayanmak yerine, ABD ve diğer emperyalist devletlere sırtlarını dayamakta ve halklarına rağmen sürdürdükleri despot iktidarlarını bu emperyalist devletlere borçlu bulunmaktadırlar. ABD-İsrail işbirlikçisi olan, emperyalist devletlerin arzu ve isteklerini esas alan ve bu konumunu sorgulamayan, halkın taleplerine kulak vermeyen yönetimlerin, Filistin halkına hiçbir yarar sağlama ihtimali de ve Siyonist terörü engelleme imkânı da yoktur. Müslüman halkların duyarlılığı ise, bu son katliam karşısında geçmişe göre elhamdülillah daha ileri bir seviyeye ulaşmış bulunmaktadır. Ancak yine de olması gerekene göre yetersiz olduğunu bilmeliyiz. Yaptığımız eylemlerde, sadece İsrail terör devletini ve Batılı destekçilerini değil, onlardan daha fazla kendi ülkelerimizdeki işbirlikçileri hedef almalı ve onları Siyonist katillerle kurdukları bu utandırıcı ilişkileri ve katillere verdikleri desteği kesmeye zorlamalıyız.
 
A. S. : Bizler Filistin halkını desteklerken bu büyük zulme karşı çıkarken, yaptığımız faaliyetlerle neyi amaçlıyoruz?
 
M. P. : Öncelikle Allah’ı, sonra da Filistinli kardeşlerimizi, şehitlerimizi razı etmeye çalışıyoruz. İslami, ibadi ve insani sorumluluklarımızı yerine getirmek istiyoruz. Rabbimizin huzuruna gidince, hesap gününde, hiç olmazsa O’nun koyduğu hudutları ve ilkeleri dikkate alarak yapmaya çalıştıklarımızı, yetersiz de olsa bir mazeret olarak sunabilmeye yüzümüz olsun istiyoruz. O halde Allah’ın koyduğu hudutları aşarak, tevhid akidesine aykırı davranarak Allah’ı razı edemeyeceğimizi bilmeliyiz. Filistin İslami Direnişini sürdüren kardeşlerimizin, uğrunda can feda ettikleri halde, büyük kuşatma ve zulme rağmen taviz vermedikleri İslami kimlik ve ilkelerden hem de onlara destek amacıyla taviz vererek, onları razı edemeyeceğimizi, bu değerler uğrunda can veren Şehid Şeyh Ahmet Yasin’in şikayetinin muhatabı olmaktan kurtulamayacağımızı unutmamalıyız.
 
A. S. : Sadece Müslümanların değil, bütün erdemli insanların da Gazze direnişini desteklemesi gerekmiyor mu?
 
M. P. : Evet bütün Müslümanlar ve tüm erdemli insanlar olarak, İslami ve insani/fıtri bir sorumlulukla, hepimizin İslami ve insani onurumuz için direnen mazlum Filistin halkının şanlı direnişine çok boyutlu destek vermek üzere seferber olmamız gerekiyor. Çünkü Gazze’de ve Filistin’de yalnızca İslami kimlik ve Müslüman bir halk saldırıya uğramış olmuyor. Aslında bölgede bütün bir insanlık aşağılanıyor. İnsani değerler, fıtri erdemler yok ediliyor. İnsanlık onuru çiğneniyor. İnsanın tükendiği, fesadın küreselleştiği günlerden geçiliyor. Dünyanın insan yanı katlediliyor. Bu sebeple, bu büyük katliam ve çürümeye karşı bütün insanlık ve Müslümanlar topluca ayağa kalkmalıdır. Hepimiz topluca meydanları, salonları doldurarak Siyonist terör devletine karşı kardeşlerimizin safında yer aldığımızı göstermeli, onların direnişlerini ve davalarını gündemleştirip kamuoyu oluşturmalıyız. Bütün imkânlarımızla ve dualarımızla yardımlarına koşmalıyız. Ve en önemlisi, sahici, kalıcı ve adil çözüm için gerekli olan ümmeti vahiy ekseninde yeniden inşa etme projemizi ısrarla uygulamalı, terk ederek zillete sürüklendiğimiz Kur’an ve sünnete yeniden sarılarak izzete kavuşmanın yoluna yönelmeliyiz. İlk Kur’an neslinin örnekliğinde çağımızın Kur’an neslini, günümüzün Kur’an toplumunu oluşturmaya be bu neslin öncülüğünde ümmeti yeniden vahiy ekseninde inşa ederek İslam birliğine giden yolun taşlarını döşemeliyiz. Nuh (as) misali kurtuluşa taşıyacak tevhid gemimizi inşayı ısrarla ve tavizsiz bir biçimde sürdürerek, Rabbimizin yardımına müstahak hali kazanmalıyız. Sonuçta izzete ve galibiyete taşıyacak tek yol olan bu Kur’an yolunda ve Kur’an nesli öncülüğünde emin, adil, güvenilir bir örneklikle/şahidlikle, uzun soluklu ve stratejik bir tevhidi yürüyüşü istikrarlı ve sürekli kılarak, küresel küfre karşı küresel intifadanın ateşini yakmalıyız.
 
A.S. : Sizi kitaplarınızdan tanıyoruz şu anda üzerinde çalıştığınız kitap var mı?
 
M. P. : Yıllara sâri araştırmalarım, yazılarım birikerek yeni kitapların alt yapısını oluşturuyor. Bu birikim sonucunda bugün yaklaşık on ayrı konuda belli bölümleri tamamlanmış kitap alt yapısının oluştuğunu söyleyebilirim. Fakat tebliğ, eğitim çalışmalarımız ve zulme karşı adalet ve özgürlük mücadelemiz o kadar çok vaktimizi alıyor ki, bu kitapları sonlandırıp yayınlamak gecikiyor. İnşallah uygun bir zaman bulduğumda bu çalışmalarımı yayına sunmaya çalışacağım.
 
A.S. : Teşekkür ediyorum..Allah yar ve yardımcınız olsun inşallah. Hayırlı günler.
 
M. P. : Filistin konusundaki görüşlerimi Isparta halkına ulaştırmama aracılık yaptığınız için ben de size teşekkür ediyorum. Isparta halkına selamlarımı iletiyorum.

Yorum yazın

* Bu formu kullanarak girdiğiniz bilgilerinizin saklanmasını ve size ulaşım için kullanılabileceğini onaylıyorsunuz.

İLKAV


İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı

Editör'ün Seçimi

Son Yazılar

İLKAV Teknik Komisyon