Cuma, Temmuz 31, 2026
Ana sayfa CUMA HUTBELERİ Hutbe: Mücrimler, rasullerin de, mü’minlerin de düşmanıdır

Hutbe: Mücrimler, rasullerin de, mü’minlerin de düşmanıdır

by İlkav Editor
25 👁
A+A-
Reset

Hutbe: Mücrimler, rasullerin de, mü’minlerin de düşmanıdır
“Biz, işte böyle, her peygamber için suçlulardan bir düşman yarattık. Yol gösterici ve yardımcı olarak Rabbin yeter.” (Furkan: 31)                                                                                    
Kardeşlerim, bugün Hicrî Safer ayının 17’si 1448/Cuma
Ey Rasulüm! Her rasul için mücrimlerden bir düşman kıldık. Ama kesinlikle bil ki; Hâdî ve yardım edici olarak Rabbin sana yeter. Sen sadece Rabbine güven ve dayan, O’na teslim ol! Karşında düşmanlarının olması seni korkutmasın. Sadece senin için değil, senden önceki elçilerin karşısında da aynı düşmanlar vardı. Bu zalimlerin Hakka karşı çıkmaları yeryüzünde vazgeçilmez bir yasadır. Sen onları Bana bırak, yoluna devam et. Hâdî ve yardımcı olarak Ben yeterim.
Mekkeliler Allah’ın kitabını reddedip onsuz bir hayattan yana tavır aldılar. Bugün bizim çevremizdekiler ise, inandıkları kitabı reddediyorlar. Yani inandık dedikleri Kur’an kendi dünyalarına hizmet etmediği için terk ettiler. Ama bir gün Kur’an, onların, makam ve para elde etmesine, dünyalık devşirmesine hizmet ederse o zaman onu ellerine alacak ve Kur’an’ı pazarlayıp menfaatlerine âlet edeceklerdir. O gün Mekkeli müşrikler iman etmedikleri Kur’an’ı reddederken bugünküler inandıkları Kur’an’ı arkalarına atıp başka kitap, sistem ve yasaları Kur’an’ın önüne geçiriyorlar. Oyun-eğlence, felsefi hareket, mal-mülk hesabı, makam-mevki hedefi Kur’an’ın önüne geçmiş, Kur’an unutulmuş, insanlar başka sevdaların peşine düşmüşler.
Bu davayı sarsılmaz ve güçlü kılan, mücrimlerin peygamber ve davasına açtıkları savaştır. Bu, davalara tabiatlarıyla bağdaşan bir ciddiyeti veriyor. Hak davaları sahtelerinden ayıran ve gerçek dava adamlarını belirleyip sahtekârları dışlayan şey, dava adamlarının mücrimlere karşı verdikleri mücadeledir.                                                                                              
İslâm düşmanı mücrimlere karşı verilen mücadele dava adamlarına ne kadar meşakkat yüklerse yüklesin, davanın kendisini de ne kadar köstekleyici olursa olsun, durum budur. Çünkü bu mücadelenin sonunda dava yolunda, fedakâr ve yılmaz mü’minlerden başkası mücadele ortamında kalmayacaktır. 

Eğer davalar kolay olsaydı, etrafı çiçeklerle süslenmiş düşman ve inkârcılarla karşılaşılmayan yollar izlenirdi. O zaman herkes kolayca dava adamı olabilirdi. O takdirde hak ve bâtıl birbirine karışır, gürültü ve fitneler birbirini izlerdi. Demek ki davaların düşmanları olmasaydı, mücadele olmazdı. Davaya yardımı zorunlu kılan, dava uğrunda her acı ve fedakârlığı azık yapan mücadele de olmazdı. Çünkü savaşa girip fedakârlık ve acılara göğüs gerenler, hak davaya iman eden mü’minlerden başkası değildir. Davalarını, rahatlığa, şahsî çıkarlara, dünya metaına ve hatta gerekirse hayatlarına tercih edenlerden başkası davanın sıkıntılarına dayanamaz. Çile dolu mücadeleden yılmayan mü’minler, sarsılmaz, imanca en güçlü olan ve insanların vereceği mükâfaatı hiçe sayıp Allah’ın mükâfaatından başkasını istemeyen kimselerdir.
Hak davanın diğer davalardan ayrı nitelik kazanmasının yolu budur. Kadroların arınıp güçlülerle zayıfların birbirinden ayrılmasının yolu budur. Hak davası, ancak hakkı yılmadan savunan, imtihanları başarıp belaları atlatan insanlarla başarıya gidebilir. Çünkü bunlar, zaferin yükümlülük ve zorluklarını göğüsleyen dava eminleridir. Deney ve imtihanlar davetçilere, dava bayrağını çakıl ve diken dolu bir yolda nasıl taşıyacaklarını öğretir.
Genel nitelikte bir kâide vardır. Mücrimlerle dava adamlarının kavgalarını seyreden, yani büyük fedâkarlık ve acılara rağmen hak yolda sonuna kadar sebat ederek yürüyen dava adamlarını gören seyirci pek çok insan şunu söyleyecek veya anlayacaktır: “Eğer bu dava, bunca fedâkarlıktan daha üstün ve değerli olmasaydı, bu adamların bu kadar acı ve kayıplara rağmen sebat etmesi mümkün değildi.”
Seyredenler bu kanaate varacaktır. Bundan dolayı da merak edecektir. Acaba tüm dünyevî metalara, hatta dava erinin hayatına tercih edilen bu değerli, paha biçilmez şey nedir? Bunu görmek ister ve böylece bu akideye akın ederler. Uzun bir izleyiş ve beklemeden sonra davaya fevc fevc katılacaklardır. İşte Allah, tüm bunlardan dolayı her peygambere, hakkın muhalifi mücrimlerden bir düşman takdir etmiştir. Dava adamları, tüm güçleriyle bunlarla mücadele edeceklerdir. Mücadelenin sonucu, önceden belirlenmiştir. Allah’a güvenenler, bundan hiçbir kuşku duymazlar. Çünkü âkıbet, hakka yönelmektir. Sonuç ise zaferdir: “Hidayet veren ve yardım eden olarak Rabbin yeter.” 

Mücrimlerin dava yolunu tıkaması, tabii bir şeydir. Hak dava, tam istenilen bir zamanda gelir. Toplum veya insanlığın içinde bulunduğu fesadı, kalplerdeki, sosyal düzen ve yönetimlerdeki fesadı kaldırmak için gelir. Bu fesadın perde gerisinde olanlar ise, bir yönden fesad yayan, diğer yönden de bundan çıkar sağlayan mücrimlerdir. Çünkü bu fesad, onların hevâ ve çıkarlarına göredir. Şehvetleri bu mikroplu ortamda yayılmaktadır.
Fesad ortamı, mücrimlerin vazgeçilmez dayanağıdır. Zira onlar, varlıklarını bu ortama borçludurlar. Öyleyse mücrimlerin peygamber ve hak davalara düşman olup savaşmalarından daha tabii bir şey yoktur. Tabii olan başka bir şey de hakkın önünde sonunda zafer kazanmasıdır. Hak, hayat çizgisinde seyreder. Allah ile ilişki kuracağı ve kendisi için ilâhî iradenin gereği takdir edilmiş bir kemal derecesine erişeceği üstünlük dolu bir ufka yönelmiştir. Öyleyse Allah’a, O’nun hikmet ve zaferine inananlar sabretmelidir. Hak dava, önünde sonunda galip gelecektir. Öyleyse bu imtihana sabredenler direnmeye baksınlar.


31.07.2026
Hazırlayan: Emrullah AYAN

Ekitap için tıklayın

Yorum yazın

* Bu formu kullanarak girdiğiniz bilgilerinizin saklanmasını ve size ulaşım için kullanılabileceğini onaylıyorsunuz.

İLKAV


İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı

Editör'ün Seçimi

Son Yazılar