Hutbe: Kâfirler, dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşacaklar “…Kafirler, güç yetirebilseler, sizi dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşmayı sürdüreceklerdir…” (Bakara: 217) Kardeşlerim, bugün Hicrî Şevval ayının 15’i 1447/Cuma Bu açıklama her şeyi bilerek içyüzünden haberdar olan Allah’tan gelen bir bildirimdir. Burada kötülüğe ve Müslümanları dinlerinden koparmaya yönelik iğrenç bir ısrar açığa vuruluyor. Bu ısrarlı çaba, İslâm düşmanlarının sürekli hedefleri olmuştur. Bu çaba nerede ve hangi zaman diliminde olursa olsun Müslümanların düşmanlarının değişmez amacıdır. İslâm’ın yeryüzündeki varlığı, bu dinin düşmanları için başlı başına bir kin ve korku kaynağı olmuştur. Başlı başına İslâm onları rahatsız ediyor, korkutuyor, kinlerini kabartıyor. İslâm o kadar güçlü, o kadar sağlam bir dindir ki, bütün Batı, Batı taraftarları ve yerli işbirlikçileri ondan korkuyor, tüm haydutlar ondan ürküyor ve tüm bozguncular, müfsidler ona karşı antipati duyuyor. İslâm; gerek başlı başına, gerek içerdiği apaçık hak, gerek tutarlı sistemi ve gerekse de sağlıklı sosyal düzeniyle doğrudan doğruya Batı’ya ve bâtıla karşı somut bir savaştır. Tüm bu özellikleriyle batıla, haydutluk, bozgunculuk ve zulme karşı doğrudan somut bir savaştır. Bundan dolayı batıl yandaşı haydut ve bozguncular onun varlığına katlanamazlar. Bu yüzden Müslümanların karşısında hep pusudadırlar, onları dinlerinden koparmak, kâfirliğe döndürmek için yanıp tutuşurlar. Kâfirlik olsun da hangi türü olursa olsun, onlar için fark etmez. Zira yeryüzünde bu dine inanan, bu sistemin izinden giden, bu düzeni yaşayan bir tek Müslüman cemaat varken batıl düzenlerinin yaşayacağına, haydutluklarının ve bozgunculuklarının devam edebileceğine güvenemiyorlar. Rabbimiz, bu âyetle tüm cahilî yapıların İslâm’a karşı birlik olduklarını ifade buyuruyor. Bütün câhilî yapıların bu konuda hedef ve güç birliği vardır. Bu, çağlar boyunca, yani hiçbir zaman ve konuma bağlı kalınmadan ayakta tutulan ve ısrarla üzerinde durulan bir hedef birliğidir. Bu, İslâm ve câhiliye halklarının arasındaki ilişkilerin tabiatında var olan mecburî bir kanundur. Bu konu, İslâm davetçilerinin ince eleyip sık dokumaları gereken bir kanundur. Mü’minler bu kanundan kaynaklı somut gerçekleri, yine bu kanuna başvurarak yorumlamak zorundadırlar. Bu kanunu bilmeden İslâmî cihadın tabiatını, cahiliye ve İslâm yapılarının uzayıp giden çatışmalarının özelliğini, ilk İslâm Mücahidleri’nin hareket sebebini, İslâm fetihlerinin sırlarını ve aynı şekilde putperest veya haçlı seferlerinin esrarını anlamaya imkan yoktur. Haçlı ve putperest düşmanlar ki, on dört asır boyunca dur-durak bilmeden seferler düzenlediler ve düzenlemeye de devam etmektedirler. Şu halde bu, her şeyi bilip haberdar olan Allah’ın ifadesi zorunlu bir kanundur: “…Kafirler, güçleri yetse dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşmayı sürdüreceklerdir.” Bu; iğrenç niyetlerini ortaya koyan dosdoğru bir buyruktur. Şer yolundaki iğrenç kararlılığı ve mü’minleri dinlerinden çevirmenin amansız çabasını ortaya koyan bir buyruktur. Çünkü söz konusu olan, İslâm düşmanlarının değişmez ve sabit hedefleridir. Ve bu, İslâm düşmanlarının hiçbir zaman ve hiçbir ortamda değişmeyen asıl hedefleridir. Bu dinin ve İslâm cemaatinin düşmanları için İslâm’ın yeryüzünde varlığı bile başlı başına bir nefret ve korku kaynağıdır. Düşmanın her zamanki tavrı da budur. İslâm, bizâtihî onlara korku ve acı verip öfkelendirmektedir. Çünkü İslâm, her batılperesti korkutacak, her müfsidin nefretini çekecek ve her saldırganı ürkütecek bir güç ve metânetin dinidir. O, başlı başına, ihtiva ettiği hakkaniyetle, sahip olduğu güçlü hayat sistemi ve kusursuz nizamıyla bir savaştır. Evet o, tüm bu özellikleriyle batıla, fesâda ve isyankarlığa karşı açılan bir savaştır. İşte bundan dolayı batılperest ve müfsidler ona tahammül etmezler. Bu dinin halkını fitneye uğratıp pek çok küfür türlerinden birine döndürmek için didinip dururlar. Çünkü onlar; batılları ve fesadları elden gider diye endişe ediyorlar. Yeryüzünde bu dine inanan, bu dinin hayat sistemini kabullenip hayatına uygulayan bir İslâm cemaati bulunurken, batılperestlerin kendilerini güvende hissetmeleri mümkün değildir. İslâm düşmanlarının başvurduğu yöntem ve araçlar çeşitli olabilir; ama hedefleri hep aynıdır. Amaçları, sadık mü’minleri eğer güçleri yetse dinlerinden çevirmektir. Bu yüzden ellerindeki silah kırıldı mı başka bir silaha, ellerindeki araç işe yaramaz hâle geldi mi başka bir araca başvurmaktan geri kalmazlar. Her şeyi bilen ve her şeyden haberdar olan Allah’ın buyruğu elimizdedir. Bu buyruk, İslâm cemaatini onlara teslimiyetten sakındırmakta, tehlike uyarısını vermekte, savaşa ve hazırlanan tuzaklara karşı sabırlı ve dikkatli olmayı emretmektedir. Aksi takdirde hem dünyada hem de âhirette hüsran söz konusudur. Ayrıca geri çevrilmez, koruma tanımaz bir azap söz konusudur. Ve Rabbimiz, meselenin sonucu ile ilgili nihâî uyarısını şöyle yapıyor: “Sizden kim dininden dönüp de kâfir olarak ölürse, işte onların amelleri, hem dünyada hem de âhirette boşa gitmiştir. Ayrıca onlar cehennem ehlidir, orada ebedî kalıcılardır.” (Bakara: 217) 03.04.2026 Hazırlayan: Emrullah AYAN