Cumartesi, Şubat 28, 2026
Ana sayfa HABERLER Ayan; Kur’an’ın öğüt ve uyarı olabilmesi için manâsının anlaşılması mecburidir

Ayan; Kur’an’ın öğüt ve uyarı olabilmesi için manâsının anlaşılması mecburidir

by İlkav Editor
8 👁
A+A-
Reset

Ayan; Kur’an’ın öğüt ve uyarı olabilmesi için manâsının anlaşılması mecburidir

Emrullah Ayan, İLKAV Cuma Konferansında, “Kur’an’ı Okuma, Anlama ve Yaşama Mecburiyetimiz” konulu bir sunum yaptı.


Ayan, konferansında şu konulara değindi:
“Doğrusu o Kur’an, senin için de, kavmin için de bir uyarıdır/öğüttür ve siz yakında ondan sorguya çekileceksiniz.” (Zuhruf: 44)

Bu âyet bize, mes’ul olduğumuz, bu mes’ûliyetin bir gereği olarak da kendisinden âhirette sorguya çekileceğimiz bir kitapla muhatap olduğumuzu haber veriyor.
Bizim hayat kaynağımız Kur’an’dır. Biz, ancak Kur’an’ı yaşayıp hayatımızı Kur’an’a göre kurduğumuz zaman, gerçek manâda Müslüman oluruz. Yoksa Müslümanlığımız isim olmaktan öte geçemez.
Kur’an, hayat kitabıdır, günlük hayatta tüm emir ve yasaklarıyla eksiksiz yaşanmak için indirilmiştir. Ne yazık ki, yüzyıllardır, bilerek veya bilmeyerek Kur’an’ı hayattan uzaklaştırdık. Bunun sonunda biz de hayattan uzaklaştık. Dünya halklarına lider olmak üzere yeryüzüne gönderilmiş bir ümmetken, “Siz; insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz” (Âl-i İmran: 110) diye buyrulurken Kur’an’dan uzaklaşma sonucu başka halkların peşinden sürüklenen ölü bir kitle olduk.
Nasıl Müslümanlığımız sadece bir isimden ibaret hâle gelmişse, elimizdeki Kur’an da sadece klasik bir metin haline gelmiş bulunuyor. Biz bu metnin anlamını kavrayıp hayatımızda uygulamak yerine, onu; ölülerimiz için okunan bir dua ve hastalarımız için okunan bir şifa kitabı haline getirdik.
Âlimlerimiz; Kur’an’dan, yaşanan pratik bir hayat nizamı çıkaracaklarına, onun yalnızca dil ve üslûb özellikleri üzerinde durdular. Hatta kimileri faydasız akademik gevezeliklere daldılar. Kısaca, elbirliğiyle, Kur’an’ı hayatımızdan uzaklaştırdık. Kur’an’dan uzaklaşınca da hayattan uzaklaştık.
Kur’an’ı okumanın ne olduğuna dair şu sorulara dikkat çekelim:
Okumak nedir? Okumaktan amaç bir metnin harflerini telaffuz etmek, seslendirmek midir? Kur’an’ın bizden istediği metnini düşünmeden, anlamadan seslendirmek mi?                                                                                                              Kur’an’ı anlamak amacından yoksun metnini telaffuz okumak anlamına gelir mi?
Kur’an’ı anlamak amacından uzak telaffuz ile öğüt alınabilir mi?
                               Kur’an zikirdir, öğüttür, bir nasihattir, uyarıcıdır
~“O (Kur’an) âlemler için yalnızca bir zikir (öğüt, uyarı)dir.” (Sad: 87)
Kur’an zikir, nasihat doludur, unutulanları hatırlatıp gafletten uyandıran bir kitaptır.
“O (Kur’an) muttakiler için kesin bir tezkira’dır (öğüt ve uyarı).” (Hakka: 48)
“Gerçek (şu ki), o (Kur’an), elbette bir öğüttür. Artık kim dilerse öğüt alıp düşünür.” (Müddessir: 54, 55)

Görüldüğü üzere Kur’an ancak doğru yolda olup öğüt almak isteyenlere öğüt olur. Yoksa Kur’an’ı anlamını bilmeden dolayısıyla da düşünmeden telaffuz eden veya kültürel bilgi birikimi olsun diye okuyanlar ve okuduklarıyla da amel etmeyenler bu Kur’an’dan öğüt alamazlar. Manâsı anlaşılmadan okunan Kur’an insana hiçbir fayda sağlamaz. Kur’an’ın öğüt ve uyarı olabilmesi için manasının anlaşılması mecbûrîdir. Manâsı anlaşılsın ki, doğru yol bulunabilsin ve dalâlete düşülmesin.
Rabbimiz şöyle buyurur: “Andolsun Biz, Kur’an’ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?” (Kamer: 17, 22, 32, 40)
~Yani, Kur’an’ın şifa veren öğütlerini idrak ederek öğüt alıp düşünmeleri için, isteyene lafzını ve manâsını kolaylaştırdık. Ön yargılı olmadan hakkı arayan herkes Kur’an’ı okuyup anlayabilir. Çünkü Kur’an tüm insanlığı zulumâttan nur’a çıkarmak için indirilmiştir. Bu yüzden anlatmak istediği şeyler apaçıktır. Arapça bilenler Arapçasını, bilmeyenler meal ve tefsirini okuyup rahatlıkla anlayabilir. Çünkü Kur’an, insanın doğru yolu bulabilmesi için gerekli olan öğretileri apaçık izah etmektedir. Allah, onu tefsir, tafsîl ve beyan etmiştir.
Hal böyleyken, halka Kur’an’ı ancak belli kişilerin, sözüm ona “din adamlarının” anlayabileceği düşüncesi verilmiş ve kabul ettirilmiştir. Tıpkı Hıristiyanlıktaki ruhbanlık anlayışı gibi… Böyle olunca da Kur’an yalnızca ölülere okunan, duvarlara asılan, öpülen, içi boş bir saygının gösterildiği bir kitap olarak algılanır olmuştur.
“(Bu Kur’an) Âyetlerini iyiden iyiye düşünsünler ve temiz akıl sahipleri öğüt alsınlar diye indirdiğimiz mübarek bir Kitap’tır.” (Sad: 29)
Âyetler apaçık gösterir ki, düşünüp öğüt alabilmek için manasını bilmek gerek. Bunun için de mutlaka Arapça bilmek gerekmez, Arapçayı öğrenip bilmek en iyisidir. Fakat Arapçayı bilmeyen birinin “ben Arapça bilmiyorum” diyerek, Kur’an’ın manasını anlamaya çalışmaması ve bunu bir mazeret olarak ileri sürmesi akıl kârı değildir.
Arapça bilmeyen biri rahatlıkla Kur’an’ı Türkçe meal ve tefsirler aracılığı ile bu da mümkün değilse bilen birisinden ders almak suretiyle anlayabilir.
Kur’an, önyargılı olmaksızın kendisini, manâsını anlayarak okuyan ve dinleyenlere öğüt vererek yol gösterir, kötülükl ve batıldan sakındırır ve böyle fertlerden oluşan seçkin ve orta yollu bir ümmet yetiştirir.
Şüphesiz Kur’an, daha önce de vurguladığımız gibi, doğru yolu ancak önyargılı olmaksızın kendisini okuyanlara gösterir. Kur’an’ı okuyacak olanlar da elbette mü’minlerdir. Diğer bir ifadeyle Kur’an’a iman edenler onu hem kendilerine hem de başkalarına okumak zorundadırlar. Tıpkı Rasul (S)’in okuması gibi:
“(Rasul onlara Allah’ın) âyetlerini okuyor, onları arındırıp Kitab’ı ve Hikmet’i öğretiyor. Ondan önce ise onlar apaçık bir sapıklık içindeydiler.” (Âl-i İmran: 164)
Kur’an’ı okumaktan maksat; manasını bilip öğrenilenle amel etmek ve aynı zamanda öğrenilen âyetleri insanlara ulaştırıp tebliğ etmektir. Sadece anlamadan telaffuz veya kültür elde etmek için okunup amel edilmediğinde Kur’an’dan bir fayda elde edilemez. Anlamı bilinmeden Arapçasının telaffuzuyla da Kur’an’dan yararlanılamaz. Mü’minlerin Kur’an’ı okumalarını isteyen âyetlerden misaller verelim:
~~2.121~“Kendilerine verdiğimiz Kitab’ı gereği gibi okuyanlar var ya, işte ona iman edenler bunlardır…” (Bakara: 121)
“Ve Kur’an’ı okumakla emrolundum.” (Neml: 92)
“Sana Kitab’tan vahyedileni oku ve namazı ikâme et!” (Ankebut: 15)

Dikkat çektiğimiz son iki âyette hitap görünüşte Rasul (S)’e olsa da aslında tüm mü’minleri kapsıyor. Zira, Kur’an okuma ve namazı ikâme etme, mü’minin sadece batıl ve kötülüğün fırtınalarına cesaretle karşı koymasını değil, aynı zamanda onları yenmesini de sağlayan güçlü karakter ve mükemmel bir kapasiteye kavuşturan vazgeçilemez ve ertelenemez iki önemli imkândır.
Kur’an okumaya gelince; boğazdan aşağıya, kalbe ulaşmayan okumanın değil kişiye küfre karşı koyma gücü vermek, imanında sebat için yeterli güç veremeyecektir. Rasul (S) şöyle buyrur: “Onlar Kur’an okuyacaklar, ama o boğazlarından aşağıya inmeyecektir. Onlar okun yaydan çıktığı gibi imandan çıkarlar.” (Buharî, Müslim)
“Kur’an’ın haram kıldığını helâl kılan aslında hiç Kur’an’a inanmamıştır.” (Tirmizi)
Böyle bir okuma, kişinin istek ve arzularını ıslah edip güçlendirmez aksine onu Allah’a karşı daha küstah, vicdanına karşı inatçı yapar. Zira Kur’an’ın ilâhî bir kitap olduğuna inanan, onu okuyup Allah’ın emirlerini öğrenen, sonra da bu emirlere karşı gelenin durumu, bilmediği için değil, kanunu iyi bildiği halde suç işleyenin durumuna benzer. Rasul (S) bunu kısa bir cümleyle ifade eder: “Kur’an, lehinize de, aleyhinize de bir şâhiddir.” (Müslim)
Kur’an’ı anlamak, bir borç ve onu hayata geçirmek ise kaçınılmaz bir zaruret, bir mecbûriyettir. Allah’ın üzerimize yüklediği bir farzdır. Kur’an’ın gölgesinde yaşamak, ancak tadanların bilebileceği bir nimettir.

Konferansın videosu istifadenize sunulmuştur.  
  
 

Yorum yazın

* Bu formu kullanarak girdiğiniz bilgilerinizin saklanmasını ve size ulaşım için kullanılabileceğini onaylıyorsunuz.

İLKAV


İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı

Editör'ün Seçimi

Son Yazılar

İLKAV Teknik Komisyon