Cumartesi, Ocak 31, 2026
Ana sayfa CUMA HUTBELERİ Hutbe: Kur’ânî bir hayata bakış

Hutbe: Kur’ânî bir hayata bakış

by İlkav Editor
176 👁
A+A-
Reset

Hutbe: Kur’ânî bir hayata bakış
“Allah, Kur’an’la rızası peşinde olanları selamet yollarına iletir ve onları izniyle, karanlıklardan aydınlığa çıkarıp kendilerini sırât-ı müstakîme iletir.” (Mâide: 16)
Kardeşlerim, bugün Hicrî Cemâziye’l-Âhir ayının 14’ü 1447/Cuma
Allah, size gönderdiği nûr olup yol gösteren Kitab’ı ve sizin için sırf rahmet olan o elçisiyle rızasını gözetenleri, rızasını arayıp teslim olanları, yani o Kitap ve elçisinin sünnetine teslim olanları, Kitap ve Rasulünün örnekliğinde bir hayat yaşamaya yönelen kullarını selâmet, emniyet yollarına ulaştırır. Yol Allah’ın yolu, din O’nun dinidir. Rabbimiz rahmetiyle, vahyi ile, Rasulünün örnekliliğiyle kullarını küfür, şirk ve cehalet karanlıklarından iman ve hidâyet aydınlığına çıkarır. Değilse eğer Rabbimiz bizi vahiysiz, yolsuz-yordamsız bıraksaydı biz bu karanlıklardan nasıl kurtulurduk?
Bu Kur’an, bir ümmet meydana getirip bir yönetim kurmak, bir toplum yönetip ruh, ahlâk ve akılları eğitmek için Rasul (S)’in kalbine inmiştir. İslâm ümmeti; hayat ve hareket tarzını, tüm insanlığa dair tavır ve bakışını Kur’an’ın emir ve direktiflerine göre belirlemek zorundadır.
Kur’an; bu ümmetin mürşidi, hareket kaynağı ve yön verenidir. Bundan dolayı bu ümmet yenilmez. Çünkü düşmanlarıyla girdiği savaşta, doğrudan Rabbânî önderliğin emrindedir. Bu önderliğin emirleri, sonsuza kadar var olacaktır. Öyleyse bugün veya yarın İslâm davasını yüklenenler, tıpkı şu anda Kur’an kendileriyle konuşur gibi  Kur’ân’ın direktif ve beyanlarını tatbik etmek durumundadırlar. Değişik gruplara; çeşitli doktrin, inanç sistemi ve görüşlere karşı Kur’an’ın ilkeleri ışığında tavır takınmalarının yolu budur. Bugün, yarın ve Kıyamet Günü’ne değin bu böyle sürüp gidecektir.
Allah, insanlar için çıkardığı bu hayırlı ümmeti; büyük ve muazzam bir iş olan, gönderdiği hayat sistemini, yeryüzünde uygulama emanetini yüklemek üzere hazırlamıştır. Kendinden başka hiçbir ümmetin hayatına uygulayamadığı kadar, uygulanmak üzere görevlendirmiştir. Bundan dolayı bu ümmetin sıkı ve uzun sürecek bir eğitimden geçmesi şarttır.
Bu eğitimin; İslâm ümmetini cahiliyeden kurtarması; kendisini alçak cahilî ortamdan İslâm’ın göz kamaştırıcı yüce hayatına çıkarması şarttır. İslâmî hayata geçtikten sonra da düşünce, gelenek ve tüm duygularını cahilî tortulardan arındırması zorunludur. Hakkı yaymak ve bunun zorluklarına katlanmak için irade eğitiminden geçmesi zorunludur.
Bütün bunlar sağlandıktan sonra da hayatını, en ince ayrıntılarına varıncaya kadar İslâm’ın ölçülerine göre değerlendirmesi şarttır. Ta ki, böylece gerçekten Rabbânî olabilsin, beşerî yönünü en güzel biçimde değerlendirebilsin ve yine böylece nefis, Allah’ın mizanıyla değerine kavuşsun.
Bâtıl, şiştiğinde insanların gözünü büyüleyebilir. Dış görünüşüne bakılıp büyük ve güçlü sanılabilir. Ama Allah’ın mizanıyla eşyayı değerlendiren mü’min; bu şişirilmiş bâtıla baktığında eli kolu bağlanmaz. Gözleri korkmaz ve terazisi sapmaz. Zira onun elinde sadece nitelik ve yapısıyla, Allah’ın mizanındaki ağırlık ve metanetiyle ortada olan hak vardır.
Allah İslâm ümmetini, dininin emini olacak seviyeye getirinceye kadar Kur’ânî metotla eğitir. Bu, sadece ruh ve vicdan eğitimi değil, aynı zamanda ümmetin dünyadaki hayat ve geçimini ilgilendiren bir eğitimdir. Bu, dünya hayatını etkileyen arzu ve rağbetler, hevâ ve hevesler, çatışan çıkar ve fikirler göz önünde tutularak yapılan bir eğitimdir. Bu beşerî arzuların hepsini yönlendirip sonunda bir tek huzme haline getiren bir eğitimdir.
Kısacası bu; İslâm ümmetinin akîde ve düşüncesiyle, etki ve tepkileriyle, ahlâk ve amelleriyle, şeriat ve nizamıyla geçtiği bir eğitimdir. Bunun amacı; Allah’ın dinini yeryüzünde uygulayıp tüm insanlığı yöneten bir ümmet haline gelmektir. Allah, bu ümmet vasıtasıyla dilediği her şeyi gerçekleştirmiştir.
Allah, elbette ki işinde galiptir. Allah’ın aydınlık dolu dini, dünyanın günlük ve pratik hayatında fiilî uygulanmıştır. İnsanlık, bu uğurda Allah’tan yardım dileyip çaba göstereceği tüm zamanlarda da bu dini hayata geçirebilir. Bundan dolayı, Kur’an’ın gölgesinde yaşamak, onu mücerred şekilde inceleyip okumak veya sadece içindeki ilimlere vâkıf olmak demek değildir. Çünkü bu şekilde Kur’an’ın gölgesinde yaşanmaz.
Kur’ânî ortamdaki hayat, insanın, Kur’an’ın aynen indiği gün gibi gölgesinde, ortam ve hareketinde yaşaması, mücadele, zorluk ve görev dolu bir hayata atılmak demektir. Yani tüm yeryüzüne yayılmış cahiliyeye karşı koyup kalp, akıl ve hareketiyle Kur’an’ı yaşamak demektir. İslâm’ı hem nefsinde hem de insanların nefsinde, hem kendi hayatında hem de insanların hayatında yaşatması demektir. Cahilî her düşünce, gelenek ve pratiğe; cahiliyenin tüm baskı ve savaşlarına, İslâm akîde ve hayat sistemine karşı gösterdiği tüm tepkilere karşı koymaktır. Cahiliyenin Rabbânî kaynaklı İslâm akîdesine açtığı savaşa direnip mücadele ve cihad etmek demektir.                                                                                           
İşte insanın Kur’an’ın tadına varabileceği Kur’ânî ortamdaki hayatı yaşamanın yolu budur. Çünkü Kur’an, böyle bir ortamda inmiş ve böyle şartlarda işlemiştir. Böyle bir ortamda yaşamayanlar, Kur’an’ın inceleme, araştırma, okuma ve ilmî etüdüne dalmış olsalar bile ondan kopukturlar.
05.12.2025
Hazırlayan: Emrullah AYAN

Yorum yazın

* Bu formu kullanarak girdiğiniz bilgilerinizin saklanmasını ve size ulaşım için kullanılabileceğini onaylıyorsunuz.

İLKAV


İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı

Editör'ün Seçimi

Son Yazılar

İLKAV Teknik Komisyon