Cuma, Haziran 14, 2024
Ana sayfa KONFERANSLAR “Yolumuz: Sistem İçi Değişime Eklemlenmek Değil, Kur´anla Sistemi Değiştirmektir”

“Yolumuz: Sistem İçi Değişime Eklemlenmek Değil, Kur´anla Sistemi Değiştirmektir”

by İlkav Editor
21 👁
A+A-
Reset
İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı Altarnatif Eğitim Konferansları devam ediyor. Mehmet Pamak’ın sunduğu “ Emperyal Projeler İstikametinde Türkiye’de Değişim ve Müslümanlar” konulu konferans İsra suresinden okunan Kur’an ayetleriyle başladı. Osmanlı sonrası T.C sisteminin kurulması ve misyonunu anlatarak konuşmasına başlayan Mehmet Pamak, TC sisteminde 1923 yılında gerçekleştirilen ilk darbe ile I. Meclisteki muhaliflerin tasfiyesini müteakip kontrolu tamamen ele geçiren batıcıların jakoben modernleştirme ve batılılaştırma projesini yerli halklar üzerinde terör estirerek adım adım uygulamaya koyduğunu söyledi. Kemalist sistemin Batı ile anlaşarak üstlendiği bu misyonun gereğini yerine getirirken, kendi halkına ve komşu ülkelere karşı “yurtta Savaş bölgede savaş” şeklinde tezahür eden bir uygulamaya imza attığının üzerinde duran Pamak, halkın yıllarca iç düşman, dış düşman paranoyalarıyla oyalanıp baskı altında tutulduğunu söyledi.
 
Konferansta uygulamadan örnekler verilerek, 85 yıllık süreçte sistemin zaman zaman tıkandığı noktada kendini yeniden üretmeye yönelik bazı çabalar içine girdiği üzerinde duruldu. Pamak şunları söyledi: “Sistem tıkandı, çürüdü ve çürüttü, bu sebeple yine batı desteğinde kendini yeniden üretmeye yönelik çabalar gösteriyor. Bugün gelinen noktada artık sistemin tükendiğini fark eden görece özgürleşme peşindeki kimi yerli kadrolar ile bu bölgedeki çıkarlarını artık İslam düşmanı radikal laiklikle koruyamayacaklarını, Kürt kimliği ve İslami kimlikle savaşan radikal Kemalizmin artık Batı çıkarlarına zarar verdiğini anlayan emperyalist ülkeler (ABD ve AB) mevcut sistemi restore edecek yeni bir değişim hamlesinin şart olduğunu görerek harekete geçtiler. Böylece 85 yıldır süregelen ve aslında sistem de dahil her şeyi tüketip çıkmaza sürükleyen temel mesele olan, Kürt ve İslami kimliklerle savaşta, bir takım görece özgürleşme açılımları gerçekleştirilerek, görece bir barış sağlanmak, zulme itiraz eden kesimler rahatlatılmak ve böylece sistem restore edilerek ömrü uzatılmak isteniyor. İşte önceliği Kürt kimliğinde görece özgürleşmeye vererek başlatılan son açılım süreci de yerel ve küresel boyutta hissedilen bu ihtiyacın dayatmasıyla ortaya çıkmış bulunuyor.”
 
“Tıkanan, çürüyen, yozlaşan Kemalist Batıcı sistem, Menderes ve Özal döneminde olduğu gibi Erdoğan döneminde de ray değiştirip kendisini aynı kodlarla yeniden üreterek, aynı laik-seküler batı paradigması istikametindeki yürüyüşüne devam etmek, ancak bunu sağlamak için baskılardan, yasaklardan bunalan halkları da görece biz özgürleşmeyle rahatlatıp yanına çekmeye çalışmaktadır” diyen Pamak, sistem içi değişimi zorlayan sebepler üzerinde durdu. Bu sebepleri, 1 – sistemin derinlerinden başlayan iç çürüme, 2 – Müslümanların, seküler Kürt muhalefetinin, sol ve liberal kesimlerin on yıllardır büyük bedellere mal olan adalet ve özgürlük mücadeleleri, 3 – Anadolu esnaf, tüccar ve sanayicisinin mesleki ve siyasi örgütlenmeyle iktidar ve ranttan payını almaya yönelik bir mücadele ortaya koyması gibi iç, 4 – Batının da bu gelişmeleri doğru okuyarak kendi faşist dönemine takılı kalan sistemin Batının yeni kodlarına göre kendisini yenilemesinin Batı çıkarlarının sürekliliğini sağlamak için gerekliliğine inanması gibi dış sebepler olduğunu ifade etti.
 
Konuşmada AKP-Gülen Koalisyonunun Emperyalizme Sığınma Stratejisi başlığı altında sunulan bölümde Pamak şunları söyledi: “ABD’de, son seçimlerden sonra etkili olmaya çalışan, mevcut İslam düşmanı radikal laiklik yanlısı baskıcı politikanın, Türkiye’de “radikal İslami eğilimleri” tetiklediği, Amerikan düşmanlığını tırmandırdığı, sonuçta artık Amerikan çıkarlarına zarar vermekte olduğu, böyle baskıcı ve İslam’la savaşan bir Türkiye’nin, dönüştürmek istedikleri Müslüman halklara model olarak sunulamaması gibi zaaflara yol açtığı gibi nedenlerle, artık sopayı temsil edenleri terbiye ya da tasfiye edip havuç politikasını öne çıkarmak isteyen, iktidardaki Obama ile kendisini ifade eden ve TC hükümetini etkileyen bir kanat da var. İşte bu kanat, hem ABD içinde, hem de dışarıda, ilk neo-con’cu kanatla ve dünyadaki işbirlikçileriyle bir ip çekme konumuna gelmiş bulunmaktadır. Henüz ipi kimin çekeceği ve gelişmelerin hangi istikamete oturacağı tam belli değildir. Bu havuç politikası yanlısı kanat, Türkiye’yi İslam alemine sunabileceği daha tutarlı batı standartlarında özgürlükçü laik-seküler bir model haline getirebilmek için eski baskıcı, İslam’la savaşan laikliği ve sopacı kadroları tasfiye ve terbiye etmeye çalışırken, tabii ki yerli güçlerden de eskilerin yerine ikame edeceği işbirlikçiler edinmek zorundadır. Bunlar da gelişen şartların gereği olarak AKP ve Gülen hareketi olmuştur. Türkiye içinde de henüz kimin başarılı olacağı belli değildir. Ve halen hükmünü sürdüren baskıcı radikal Kemalist kadronun dış desteğini arttırarak galebe çalması ve yenileri tasfiye için darbeler yapması ihtimali de her zaman vardır ve son çıkan planlar da bunun göstergesidir.”
 
“Hükümet ve sivil bürokrasiyi bir ölçüde elinde bulunduran AKP-Gülen koalisyonu ise, arkalarında var olan büyük ve kitlesel halk desteğini öne çıkarıp, meydanlardan yükselecek milyonların adalet ve özgürlük taleplerini organize etmek zahmetine katlanmadıkları için, stratejilerini yerli despotlarla küresel despotlar arasındaki dengeye oturtmuş bulunuyorlar. Yerli despotların şerrinden onların da efendisi olan küresel despotlara, yani kâhyanın zulmünden ağaya sığınarak kendilerini ve iktidarlarını güvence altına almaya çalışmak gibi yanlış bir yol tutturmuş bulunuyorlar. Böyle olunca da, sığındıkları gücün oyununa alet olmaktan kurtulamıyorlar. Tabii ki, bu tespit yerli aktörlerin hiçbir inisiyatifleri olmadan dikte edilen küresel projeyi uyguladıkları anlamına gelmemektedir. Öncelikle küresel ve yerel dengeleri de gözeterek geliştirilen iyi niyetli yerli inisiyatif, arayış ve çabalarla, küresel proje, arayış ve yönlendirmelerin örtüşmesi sonucunda iç ve dış açılımlar daha sorunsuz ve kolay gerçekleşebilmektedir. Ancak bu tür ilişkilerde, iyi niyetli olmak bir anlam ifade etmemekte, nihayet güçlü olan taraf diğerini daha fazla kullanabilme, yönlendirebilme imkânına sahip bulunmaktadır. İşte küresel güçlerin bu yönlendirmesinden azade olmak, konjonktürel gelişmeler içinden rol kaparak inisiyatif geliştirebilme zaafından ve sonuçta küresel güçlerin projelerinde kullanılmaktan kurtulmak, ancak halk kitlelerini, meydanları doldurup yerli despotlara ve emperyal güçlere karşı adalet ve özgürlük taleplerini haykırması için organize ederek ve kitlelerin bu gücüne dayanarak mümkün kılınabilir. Bu emperyal oyunu, ancak meydanlardan yükselen bu kitlesel haykırışın rüzgârını arkasına alarak, küresel ve yerel despotlara sığınmadan kendi özgün politikasını sürdürecek ve değişimi halkın gücüyle sağlayacak bir siyasi güç bozabilir. Ama maalesef Türkiye’de sistem içi değişimi gerçekleştirmek isteyen siyasi kadro, halktan ziyade yerli oligarşi ve küresel güçler arasında kurmaya çalıştığı denge stratejisi üzerine harekette ısrar etmektedir.”
 
 
Gelinen noktada pek çok Müslüman’ın seküler bir hayat tarzını kanıksadığına, kapitalistçe üretip kapitalistçe yaşamayı içselleştirdiğine dair örnekler veren Pamak, bir takım imkanlar devşirmek adına AKP-Gülen koalisyonuna ve onlar üzerinden sisteme eklemlenmekten çekinmeyen bir çok İslami öbeğin varlığına dikkat çekti ve artık baskıcı modernleşme dönemi bittiğini ve liberallerin mihmandarlığı ve teşvikiyle “gönüllü modernleşme-sekülerleşme” sürecine geçildiğini ve bunun sari bir hastalık yayılma emareleri gösterdiğini ifade ederek şunları söyledi:
 
“Mesela tevhidi kesim içinde sayılan pek çok vakıf ve derneğin de üyesi olduğu TGTV’nin faaliyetleri genelde laik demokratik küresel ve yerel sisteme eklemlenmeye ve uzlaşmaya yönelik bir istikamet takip etmektedir. Birkaç tevhidi öbek haricinde sağcı, “milliyetçi”, mukaddesatçı ve kendini tevhide nispet eden dernek ve vakıflar bu liberal-laik-demokratik mücadelenin içinde yer alıp katkıda bulunabilmekte, sistemin bir partisine oy çağrısı yapabilmekte, önce bu partiye sonra da sisteme eklemlenebilmekte ve bundan rahatsız olmamakta hatta bizleri böyle bir savrulmaya karşı çıktığımız için aşırılıkla suçlayabilmektedirler. Bu kesimin, liberal, demokrat, seküler özgürlük mücadelesi için oluşturdukları “Ortak Akıl”, “Darbelere Karşı Bir Milyon Adım” benzeri platformlarda, liberal özgürlüğün sınır tanımayan yaklaşımıyla “eş cinselliği de hak kabul edip”, onların da bu kimlikli dernekleriyle temsil edilmesine razı olabilmektedirler. Mesela bu organizasyonlardan olan ‘ORTAK AKIL platformu’nun caddelere astığı afişlerde ‘Türkiye Cumhuriyeti Demokratik, Laik sosyal bir hukuk devletidir: Ne bir eksik Ne bir fazla!’ ‘Hakimiyet kayıtsız şartsız Milletin!’ sloganlarının yazıldığını ibret ve hayretle takip etmiştik.”
 
“Aslında 85 yıldır sistemin zora dayalı politikalarla elde etmeye çalıştığı sonucu bugün artık kimi zenginleşen, kapitalizme eklemlenen, liberalleşen namazlı tesettürlü insanlar gönüllü olarak gerçekleştirmeye talipler. Darbecilere karşı, laik demokratik kapitalist sisteme sahip çıkan sloganlarla tepki gösterenler, aslında tam da darbecilerin ve arkalarındaki emperyalist güçlerin elde etmek istedikleri sonuca ulaştıklarını görseler, nasıl bir konuma düştüklerini anlayacaklardır. Yani artık darbelere de 85 yıllık baskıcı Kemalizme de gerek kalmamıştır, çünkü kendini Müslüman olarak tanımlayanlar ve geçmişte sistem için potansiyel tehlike teşkil edenler, bugün çok büyük oranda onların istedikleri yeri kanıksamış ve benimsemiş görünmektedirler.”
 
“Şirk sistemi içinde görece özgürlükçü bir değişiminin gerçekleşmesine razı olmak, bu değişimi sağlayanlarla bütünleşmek, laik-demokrat bir mücadelenin içinde yer almak, o istikamette mücadele etmek, sırat-ı müstakimi terk edip, tevhid mücadelesinden vazgeçip, şirk sistemi içindeki gri yollara savrulmak anlamına geleceği için Müslümanların uzak durması gereken bir haldir. Yani Müslüman her zaman ve şartta insanlığı kurtaracak tek şerefli yol olan tevhid ve Kur’an yolunu temsil etmek, taviz vermeden ve ilkeli şahidliğini yaparak bu yola daveti sürdürmek durumundadır. Müslüman, mevcut zulme karşı mücadele ederken, mü’min ferasetiyle, eskisinin yerine ikame edilmeye çalışılan yeni zulümleri, yeni zulüm projelerini de fark edip, ifşa ederek, onun da önünü kesmeye çalışmakla da, her şartta sadece tevhidi mücadeleyi gündemleştirmekle de mükelleftir.”
 
Mehmet Pamak konuşmasının sonunda Türkiye Müslümanlarının geliştirmesi gereken tutum üzerinde durdu ve şunları söyledi: “ Emperyalizmin ve yerli işbirlikçilerinin sopa ve havuç politikalarının tümüne karşı çıkıp özgün Tevhidi Projemizi gündemleştirmeliyiz”.
 
“O halde biz, bu gasp edilmiş haklarımızın kısmen iadesini de bir imkân olarak değerlendirip, zaten bizden gasp edilmiş olanların kısmen bize iade edilmesi karşılığında AKP-Gülen koalisyonu üzerinden sisteme eklemlenmeden, doğrudan Rabbimize hamd ederek ve zaten bizim olan bu imkânları da kullanarak, bir yandan esas zalim ve gerçek faşist iktidar olmayı sürdüren Kemalizmi tasfiye etmeye çalışırken, bir yandan da yerine ikame edilmek istenen yeni sekülerleştirme, dönüştürme projelerini de ifşa edip karşısında durmalıyız. Ve bu zeminde esas stratejimizi hiç terk etmeden tevhidi davet, şahitlik, eğitim ve adalet mücadelemizi ilkeli bir biçimde sürdürmeli ve toplumun önünde, gerçek adalet ve kurtuluş yolunu gösteren SAHİCİ alternatif olduğumuzu göstermeliyiz.”
 
“velev ki şirk sistemi içinde değişim gerçekleştirenler çok güzel açılımlar yapmayı ve halkı daha özgür bir vasata taşımayı başarsalar bile, nihayet yaşanan şirk sistemi içinde bir değişimdir. Yani daha zalim bir şirk sisteminden daha özgürlükçü bir şirk sistemine geçişten ibarettir. Bu halde de bizler, görece rahatlatan şirk sistemini de benimseyemeyiz, destekleyemeyiz. Allah’ı razı etmek istiyorsak, ahrete ve din gününe imanda samimiysek, bu daha özgürlükçü şirk sistemine karşı da tevhid ve adalet mücadelemizi, ta ki Kur’an’ın hükümleri hakim olana kadar sürdürmek mecburiyetindeyiz” diyerek, Müslümanların İslami kimliklerinden ve ilkelerinden asla taviz vermeden Allah’ın rızasını kazanmak için ihlasla verecekleri bir mücadeleye talip olmaları gerektiğinin altını çizdi.
 
 
Konu ile ilgili Kur’an ayetlerinden örnekler vererek, Kur’an’ın, ilk nesli inşa sürecinde ortaya konan; şirk sistemine itaatsizliğe, onunla asla uzlaşmamaya, yönetimde ortaklaşmamaya, şirk sistemiyle mutlaka ayrışmaya, ondan ayrı İslami nadiyeler/meclisler oluşturmaya, hak ile batılı asla karıştırmamaya, hak-batıl arasında sentezler oluşturmamaya çağıran, sürekli ve tavizsiz bir biçimde arı duru tevhid yolunu takibe yönlendiren “yoldaki işaretler”i hatırlattı.
 
 

 

Yorum yazın

* Bu formu kullanarak girdiğiniz bilgilerinizin saklanmasını ve size ulaşım için kullanılabileceğini onaylıyorsunuz.

İLKAV


İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı

Editör'ün Seçimi

Son Yazılar

İLKAV Teknik Komisyon