Cuma, Haziran 14, 2024
Ana sayfa HABERLER Hutbe: Takvâ, Hayatın Tümünü Allah İçin Yaşamaktır…

Hutbe: Takvâ, Hayatın Tümünü Allah İçin Yaşamaktır…

by İlkav Editor
1,4K 👁
A+A-
Reset
Hutbe: Takvâ, Hayatın Tümünü Allah İçin Yaşamaktır…
"Takva ile kuşanıp donanmak ise daha hayırlıdır. Bu, Allah'ın âyetlerindendir.
Umulur ki öğüt alıp düşünürler.”
Kardeşlerim, bugün Hicrî Şevval ay’ının 1’i 1442/Cuma
Yeryüzünü kan ve gözyaşına boğan, Müslümanları mağdur ve mazlum eden bütün zalimleri bertaraf etmesini, Müslümanları bir ve beraber kılmasını ve yeryüzünün salah bulmasını Rabbimiz Allah’tan niyaz ederek Ramazan bayramınızı tebrik
ederim.
Bizi Ramazan’la buluşturup bayrama eriştiren ve Kur’an’a layık gören Rabbimize hamdolsun. İnşâAllah, bu Kur’an ayında kazanmış olduğumuz Kur’ân’a yakınlık, bilinç ve idrâkimizi bütün ömrümüze hakim kılarız.
Kardeşlerim, Ramazan ayında elde ettiğimizi düşündüğümüz takvâ bilincini hutbemizin konusu yaptık.
Takvâ, hayatın tümünü Allah için yaşamaktır. Kur’an’ın anlattığı takvâ, basit bir savunma, sıradan bir korku, kolay bir nefis koruması değil iman ve amelle desteklenen bir aksiyon şeklinde bizzat iman edip Allah’a teslim olmak, imanın gereklerini bilinçli bir korku ve titizlikle yapmak, Allah’a karşı mesuliyet bilinci taşımak anlamındadır.
Kur’an’ın takvâ konusunda bizden istediği onun ne olduğunu, nasıl gerçekleştiğini sadece bilmek değil bu bilinen üzerine düşünceyi, ameli, tavrı fiiliyata geçirmek, hayatta tatbikata koymak, görünür kılmak, amele dönüştürmektir. Yoksa takvâ hakkında çok bilgi sahibi olmak insanı muttakî yapmaz.
Hutbemin başında verdiğim A’raf 26. âyette “takvâ, insanı sarmalayan en hayırlı elbisedir” buyurulur ve insan takvâyı kuşanarak kendini korur. Takvâyı kuşanmak ise öğüt olarak Rabbimizin indirdiği âyetlere bağlı tavır geliştirmekle mümkündür. Yani emredilene uymak nehy edilenden kaçınmakla mümkündür. Bizi sarmalayan dışa dönük kuşatmayı biliyoruz. İfsadın sarmaladığı insanlar olarak çevremize bakmak
A’raf 26. âyetin bir gereği olarak düşünülebilir. Önce çemberin dışından başlayıp sonra da çemberi daraltarak kendimize gelelim.
İnsanlar kendilerini ilahî ölçülerle donatmadıkları için gözleri ve gönülleri aralıksız kirletiliyor. Ardı arkası kesilmez faaliyetlerle yani güzellik yarışmaları, futbol şölenleri,
müzik festivalleri, fuhuş gösterileri v.b. insanlar meşgul ediliyor. Rüşvet vermek veya almak, ya da mafyaya iş yaptırmak sıradan hatta özenilen bir durum olmuş ve yağmacılık tüm insanların gözü önünde cereyan ederken eli kolu bağlı olmak bir
kader olarak algılanıyorsa orta yerde sakınılması yani ittikâ edilmesi gereken çok şey var demektir. Hele de medya tüm bu olup biteni, çizgi filmlerden tutun konulu filmlerine; tartışma programlarından haberlere kadar adeta bir film gibi
sıradanlaştırarak aktarıp zihinleri bulandırıyorsa, sakınmanın boyutları daha bir karmaşık hal almıştır.
Şüphesiz “…. Herkes kendi varlık yapısına uygun iş görür/amelde bulunur…” (İsra: 84) peki Mü’minler bu durumda nasıl tavır almalı, bu durumdan nasıl sakınmalılar, ittikâ etmeliler? Bu sorulara verilecek cevap mü’min olma iddiasındaki insanların neye ve nasıl iman ettikleri ile ilgilidir.
Takvâ, korku duygusunu da içerisine alan bir çekinmenin bir korunmanın ve saygının ahlâk, davranış ve ibadet olarak gösterilmesidir. İnsandaki korku ve ümit duygusunu işleterek bu duyguların övülen bir sıfat haline gelmesini ancak takvâ bilinci sağlayabilir. Kur’an, insandaki sıradan korku ve sığınma hissini geliştirerek kişinin manevî olarak yücelmesinin yolunu açıyor. Takvâ bilinci, yaratılıştaki korkunun düzene konularak bir korunma ahlâkı, bir yücelme faaliyeti, bir sorumluluk bilinci
haline getirilmesidir.
Takvâ, insanın kendisini Allah’ın koruması altına koyarak Âhiret’te zarar ve acı verecek şeylerden sakınması ya da günahlardan uzak durması ve iyiliklere sarılmasıdır.
Kur’an ısrarlı bir şekilde “Allah” fikrini yani O’na ait ulûhiyeti gündeme getirir. Zaten insan için en önemli olay; yaratılışın sebebi, yaratıcının varlığı ve yaratılan insanın bu yaratıcı karşısındaki durumudur. İnsan öncelikli olarak kendini var edeni tanımak ve
O’nun razı olacağı bir hayatı yaşamaktan sorumludur. Hayatın ve nimetlerin sahibi olan Allah (c.c.) en sonunda bütün insanları ölümle beraber kendisine döndürüyor.
Bu bakımdan insan başıboş değildir ve hayatının hesabını vermek üzere ölecektir. Kur’an âlemlerin Rabbi Allah’ı bütün sıfatlarıyla O’na ait en üstün yücelik ve makamlarıyla tanıtıyor sonra da insanın bu yücelik karşısında kendine çeki düzen
vermesini, kendini iyi amellerle korumaya almasını tavsiye ediyor. İnsan, her halde kendinden yüce gördüğü ve bir makam sahibi olan kimselerin gözü önünde kötü ve çirkin iş yapmaktan çekinir. Bu çirkin işleri daha çok gizli yapmayı tercih eder. Allah’a kuvvetli bir imanla bağlanan ve O’nun her yerde kendisini gördüğünü bilen, yaptığı her şeyin kayıt altına alındığının şuurunda olan bir kişi, şüphesiz kendine çeki düzen verir. Allah’ın yüce makamı karşısında çekinir ve kendini rezil edecek ya da Allah’tan beklediği rahmete engel olacak amelleri
yapmaktan sakınır. İşte takvânın özünde yatan incelik bu iman, denetim ve mesuliyet duygusudur.
Allah’ın karşısında kul olduğunun farkına varıp onun gereğini yapma, O’nun Rabbliğine yaraşır bir şekilde O’na itaat etme, yalnızca O’na ibadet etme anlayışıdır. Şüphesiz ibadet takvânın kendisi değil fakat takvâya götüren davranış ya da takvâ
bilinci ile gerçekleşen bir faaliyettir. İbadet, ilahî emir ve yasakları yerine getirmek, takvâ ise onları yerine getirme titizliliğidir. Müslüman öncelikli olarak Allah’a ve
O’nun indirdiklerine iman ederek yalnızca O’na ibadet ettiğini yani yalnızca O’nun önünde kul olduğunu, kulluğun bütün görüntülerini yalnızca O’na has kılacağını ortaya koyar sonra da bu imanın ilkelerini amel olarak pratikte uygular. O, bunu takvâ bilinciyle yapar, ibadete devam ettikçe de takvâsı artar ve güç kazanır. Takvâsı arttıkça da ilahî ölçüler karşısındaki tavrı güzelleşir, ibadetini daha da bilinçli yapar.
Takvâ kuşanıldığında hayata müdahale yönü de ortaya çıkar. Takvâ olumsuz anlamda pasif bir perhizkârlık ya da münzevî bir hayatı tercih etme değildir. O aktif bir şuur, diri bir uyanıklık ve insanı ayakta tutan bir canlılıktır.
 
13.05.2021
Hazırlayan: Emrullah AYAN

Yorum yazın

* Bu formu kullanarak girdiğiniz bilgilerinizin saklanmasını ve size ulaşım için kullanılabileceğini onaylıyorsunuz.

İLKAV


İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı

Editör'ün Seçimi

Son Yazılar

İLKAV Teknik Komisyon