Cumartesi, Haziran 22, 2024
Ana sayfa CUMA HUTBELERİ Hutbe: Kur’ân Terkedilmiş Bulunmaktadır

Hutbe: Kur’ân Terkedilmiş Bulunmaktadır

by İlkav Editor
655 👁
A+A-
Reset
Hutbe:  Kur’ân Terkedilmiş Bulunmaktadır
“Peygamber, ‘Ey Rabbim! Kavmim şu Kur’ân’ı terkedilmiş bir şey haline getirdi’ dedi” (Furkan: 30)
Kardeşlerim, bugün Hicrî Ramazan ayının 21’i 1443/Cuma
Her Ramazan ayında aynı içi burukluğunu yaşıyoruz. Yüreklerimiz kan ağlıyor. İslâm coğrafyasının pek çok bölgesi, İslâm düşmanlarının azgın saldırı ve sömürüsüne muhatap bulunmaktadır. Her tarafta kan ve gözyaşı var. Müslüman halklar, işgaller, istilâlar, darbeler, işkenceler, tecavüzler, katliâm ve soykırımlarla yok edilmeye, zora ya da gönüllülüğe dayalı değişik adlardaki projelerle dönüştürülmeye, kendisi olmaktan çıkarılmaya çalışılıyor. 
Arakan’da Budist azgınlarca Müslümanlara katliamlar uygulanırken Doğu Türkistan’da zalim Çin yönetimi tarafından Uygur Müslümanlarının İslâm’a yönelişlerini engellemek ve onları asimile etmek için bütün zulüm ve baskı çeşitlerini üzerlerinde uyguluyor. Yine Gazze’de Müslüman Filistinli kardeşlerimiz, siyonist İsrail tarafından işgal ve ambargo ile baskı altında tutuluyor, katlediliyorlar. Katil İsrâil, her fırsatta Filistinli kardeşlerimize katliâm uyguluyor. Suriye’de, Irak’ta, Mısır’da, Yemen’de olanlar aynı minval üzere sürüyor. Maalesef konuya dâir örnekleri çoğaltmamız mümkün…
İslâm ümmeti olarak içinde bulunduğumuz bu zillete sürüklenmemizin arka planında, şüphesiz ki, Kur’an’dan ve Rasulullah (S)’in güzel örnekliğinden kopuşumuz yatmaktadır. Bu halimizin sebeplerinin en başında Kitap eksenli din anlayışımızı ve kulluk merkezli hayat tasavvurumuzu yitirerek yolumuzu ve istikâmetimizi kaybetmemiz vardır. Dinimizin din, ibadetlerimizin ibadet, Ramazanlarımızın Ramazan, oruçlarımızın oruç olmaktan çıkışı, içerikten, ihlastan, derinlikten uzaklaşıp sığlaşması, anlam ve istikamet kaybına uğrayarak şekle indirgenmesi vardır. Bizi biz yapan, bize anlam, değer ve şahsiyet kazandıran vahye dayalı özgün bakış açımızdan, modelimizden ve “Muhammedü’l-Emin” kimliğinden kopup, dünyevîleşmeye doğru zelilce savruluşumuz vardır.
Hutbemin başında okuduğum âyette geçen "mehcur" kelimesi çok çeşitli anlamlara gelebilir. Bunlara göre âyetin anlamı şöyledir: "Kavmim Kur'an'ı dikkate değer görmedi. Kabul etmedikleri gibi, ardından da gitmedi. Onu anlamsız ve deli saçması bir şey yerine koydular. Onu eğlenme ve alay konusu haline getirdiler."
Rasul (a.s.) bu şekilde kavminin duyarsızlığını, muarızlığını şikâyet konusu ederken bugün de kendisine bağlı olduğunu iddia eden ümmetinin durumu da bu şikâyetteki hâlin benzerini oluşturuyor. Yani, dünyevî istek ve tutkularına aykırı buldukları için ya da zamanın değişen şartları karşısında “geçerliliğini yitirmiş” bir öğreti olarak gördükleri için şikâyet ediyor. 
Bu şikâyetin muhatapları, özne olan Kur’an’ı nesneleştirip hayattan dışlayanlardır. Kur’an’ın nesneleştirilmesi birbirine bağlı dört aşamalı bir süreçte gerçekleşti:
1- Anlam üretilmeyince tüketildi.
2- Tüketilen anlamdan doğan açık form yüceltilerek kapatıldı.
3- Yüceltilen form anlamanın konusu olmaktan çıkıp nesneleşti.
4- Nesneleşen forma ise “mukaddes ölü metin” muamelesi yapıldı.
Evet, ümmet de bu Kur’an’dan hicret etti. Ümmet bu Kuran’ı kendilerinden hicret ettirdiler. Kendileri değil, onu kendilerinden hicret ettirdiler. Bu Kur’an’ı sosyal hayatlarından uzaklaştırdılar. Bu Kur’an’ı mekteplerinden, hukuklarından, eğitimlerinden uzaklaştırdılar. Bu Kur’an’ı âile hayatlarından, evlerinden, mutfaklarından, kazanma harcama anlayışlarından uzaklaştırdılar. Bu Kur’an’ı terkedilmiş olarak, metruk olarak, kendisine başvurulmaz olarak bıraktılar. Bu Kur’an’ı dikkate değer görmediler. Bu kitapla amel etmeyi terk ettiler. Hayatlarını bu kitaba göre yaşamaktan vaz geçtiler. Hayat problemlerini bu kitaba sormaz oldular. Bu kitabın önüne başkalarının kitaplarını, başkalarının yasalarını geçirdiler ve mevcut gelinen noktayı kendi elleriyle hazırlamış oldular vesselam…
22.04.2022
Hazırlayan: Emrullah AYAN
 

Yorum yazın

* Bu formu kullanarak girdiğiniz bilgilerinizin saklanmasını ve size ulaşım için kullanılabileceğini onaylıyorsunuz.

Hutbe: Kur’ân Terkedilmiş Bulunmaktadır

by İlkav Editor
2,1K 👁
A+A-
Reset
Hutbe:  Kur’ân Terkedilmiş Bulunmaktadır                                                             
“Peygamber, ‘Ey Rabbim! Kavmim şu Kur’ân’ı terkedilmiş bir şey haline getirdi’ dedi” (Furkan: 30)
 
Her Ramazan ayında aynı içi burukluğunu yaşıyoruz. Yüreklerimiz kan ağlıyor. İslâm coğrafyasının pek çok bölgesi, İslâm düşmanlarının azgın saldırı ve sömürüsüne muhatap bulunmaktadır. Her tarafta kan ve gözyaşı var. Müslüman halklar, işgaller, istilâlar, darbeler, işkenceler, tecavüzler, katliâm ve soykırımlarla yok edilmeye, zora ya da gönüllülüğe dayalı değişik adlardaki projelerle dönüştürülmeye, kendisi olmaktan çıkarılmaya çalışılıyor. Bu Ramazan ayında da, Arakan’da Budist azgınlarca Müslümanlara katliamlar uygulanırken Doğu Türkistan’da zalim Çin yönetimi tarafından Uygur Müslümanlarının İslam’a yönelişlerini engellemek ve onları asimile etmek için bütün zulüm ve baskı çeşitlerini üzerlerinde uyguluyor. Yine Gazze’de Müslüman Filistinli kardeşlerimiz, siyonist İsrail tarafından işgal ve ambargo ile baskı altında tutuluyor, katlediliyorlar. Katil İsrâil, her fırsatta Filistinli kardeşlerimize katliâm uyguluyor.  Çeçenistan’da Rusya’nın baskı, işkence ve sindirmeye yönelik zulümleri devam ediyor. Suriye’de, Irak’ta, Mısır’da, Yemen’de olanlar aynı minval üzere sürüyor. Maalesef konuya dâir örnekleri çoğaltmak mümkün.                                                                                                                     
İslâm ümmeti olarak içinde bulunduğumuz bu zillete sürüklenmemizin arka planında, şüphesiz ki, Kur’an’dan ve Rasulullah (S)’in güzel örnekliğinden kopuşumuz yatmaktadır. Bu halimizin sebeplerinin en başında Kitap eksenli din anlayışımızı ve kulluk merkezli hayat tasavvurumuzu yitirerek yolumuzu ve istikâmetimizi kaybetmemiz vardır. Dinimizin din, ibadetlerimizin ibadet, Ramazanlarımızın Ramazan, oruçlarımızın oruç olmaktan çıkışı, içerikten, ihlastan, derinlikten uzaklaşıp sığlaşması, anlam ve istikamet kaybına uğrayarak şekle indirgenmesi vardır. Bizi biz yapan, bize anlam, değer ve şahsiyet kazandıran vahye dayalı özgün bakış açımızdan, modelimizden ve “Muhammedü’l-Emin” kimliğinden kopup, dünyevîleşmeye doğru zelilce savruluşumuz vardır.                                                                           
İslâm toplumlarının bozulma ve kaynaktan uzaklaşma süreci, birçok konuda olduğu gibi Ramazan algısında da önemli sapmalara yol açmış bulunmaktadır. Rabbimiz, Kur’an’ı  “bin aydan daha hayırlı olan Kadir’in Gecesinde”, Ramazan ayında indirmeye başladığını beyan etmektedir. “O Ramazan ayı ki, insanlara yol gösteren, hakkı batıldan ayırma ölçüsü ve hidayetten belgeler taşıyan Kur’an O’nda indirilmiştir…” âyetiyle de Ramazan’a değer ve anlam kazandıran olaya vurgu yapılmıştır. İnsanlar için hidayet rehberi olan, hakkı batıldan ayırma ölçüsü furkânı ve hidayet için belgeleri ihtivâ eden Kur’ân’ın bu ayda indirildiği bildirilmiştir. O halde, Ramazan’ın değerli ve mübarek oluşu, insanlığı kurtaracak mesajın bu ay ve bu gecede indirilmesinden kaynaklanmakta ve bu değere bizzat Kur’an işaret etmektedir. Bu açıklama şu sonucu doğurmalıydı; madem Kur’an’ın indirilmeye başlandığı gece bin aydan hayırlıydı, o halde Kur’an’ı okumaya, anlamaya ve yaşamaya tahsis edilmiş bir gün de yine bin aydan daha hayırlı olarak algılanıp, her günün ve gecenin Kur’ân’a  uygun olarak ihyâ edilmesi için seferber olunmalıydı. Buna rağmen yüzyıllar süren, kaynaktan kopuş ve bozulma süreci sonunda, Kur’an bir kenara bırakılmış, Ramazan ise içi boşaltılarak yüceltilmiştir. Böylece, anlamın tüketilmesi sonucunda içeriksiz formları yücelten bir süreç başlamıştır. Bu süreç, vahyin özne olmaktan çıkarılmasına, bu durum da insanların rehbersiz kalmasına, hak ile batılı ayıramaz hallere sürüklenilmesine yol açmıştır.
Gelinen noktada, “Müslümanım” diyenlerin büyük çoğunluğu, Kur’ân’ı hayat dışına çıkarırken, pek çok bid’at ve hurâfeyi Kur’ân’ın getirdiği dinin yerine ikâme edip kutsallaştırmışlar, Ramazan ayı ile Kadir Gecesi’ni de, vahiyden soyutlanmış bir kutsallıkla ihya etmeye yönelmişlerdir. Kadir Gecesi’ni ve hele çoğu bid’at olan diğer “kandil geceleri”ni kutlamak ve sonradan icad edilmiş bu gecelere has bid’at ibadetlerle “ihya etmek” öne çıkarılmıştır. Ne Kur’ân’da ne de sahih sünnette yer almayan kutlamalar, bid’at ibadetler, bu gecelerde ısrarla ve yaygın olarak yaşanırken, Kadir Gecesi’nde inen ve bu geceye anlam ve değer kazandıran, okunup amel edilmesi ve insanları kurtuluşa götürecek rehberlik için indirilmiş bulunan Kur’an ise terk edilmiş bulunmaktadır. Yani insanları, zulumâttan nûra, karanlıklardan aydınlığa çıkaracak Kur’ân’ın indiği ay ve gece, Kur’ân’dan daha çok önemsenirken, Kur’an ihmal edilmiştir. Bu durum çok büyük bir çelişki oluştursa da, ancak Kur’an’ın sağlayabileceği bilinçten yoksun olmak, bu çelişkinin fark edilmesini de engellemiştir.
Ramazan ve oruçla yüzeysel boyutta kalmayan, özlü, derinlikli, kalbî boyutu ve tefekkürü, arınmayı öne çıkaran doğru bir ilişki kurabilmek için, Ramazan’a anlam ve değer kazandıran Kur’an’la samimi, ilkeli ve ciddî bir ilişki kurmak gerekir. Tıpkı ilk neslin Kur’an’la kurduğu nitelikli ve ihlâslı ilişki gibi bir bağ kurulmadan, Kur’an’ın doğduğu ay olan Ramazan ve onda tutulan oruç gerçek anlamına kavuşturulamaz. 
Oruç, ruhun ve kalbin Kur’an’ın nuruyla aydınlatılması, mutmain hale getirilmesi sonucunu elde etmek amacıyla bedenin açlıkla ve şehevî arzulara sınırlar koyarak terbiye edilmesidir. Kulluk ve ibadet bilincimizi yükseltmek, imanın, arınmanın, tekamülün yolunu açmak, akleden kalbi harekete geçirmek, dünyanın süslerinin azdırıcı etkisinden, şehevî arzuların, hevânın, hırsların etki alanından kurtulmak için bir terbiye yöntemidir. Beşerî, hayvânî arzuları, vahyin ölçüleriyle kontrol ve denetim altına alarak, nefsini ve Rabbini bilmenin bilincine vardırarak insanlaşmanın yolunu açar. 
Bu sebeple her Ramazan’ı bu önemli uyanış ve dirilişin, yeniden ihyâ ve inşânın vesîlesi kılmak gerekir. Ramazan’ı fırsat bilerek, her Ramazan’ı, kendisine anlam ve değer kazandırmış bulunan Kur’an’la çok yakın ve kopmaz ilişkilerin kurulmasının başlangıcı kılmak gerekir. Ramazan vesilesiyle, nefsanî arzu ve isteklerimizi denetim altına almalı, dünyevîleşmeye yönelik sapkın eğilimleri terbiye etmeli, kendimizi, hayatımızı vahyin yeniden inşâ etmesinin zeminini hazırlamalıyız.
10.05.2019
Hazırlayan: Emrullah AYAN
 

Yorum yazın

* Bu formu kullanarak girdiğiniz bilgilerinizin saklanmasını ve size ulaşım için kullanılabileceğini onaylıyorsunuz.

İLKAV


İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı

Editör'ün Seçimi

Son Yazılar

İLKAV Teknik Komisyon