AK; Allah’a iman etmek, ahid ve misak sorumluluğunu üstlenmek demektir
İLKAV Cuma Konferansında, Yıldırım AK, “Ahde Vefa ve Misak Bilinci” konulu bir sunum gerçekleştirdi.
Cuma konferansında bu hafta “ahd ve misak” konusu ele alınarak, Müslümanın Allah ile yaptığı ahde bağlılığının hayatındaki yeri ve sorumlulukları üzerinde duruldu. Sohbette, iman etmenin yalnızca sözlü bir kabulden ibaret olmadığı, bunun hayatın tamamına yansıması gereken bir sorumluluk olduğu vurgulandı.
Konuşmaya Kur’an’dan ayet ve dualarla başlandı, Allah’ın insanlığa vahyi ulaştırmak üzere gönderdiği rasullerin tebliğ görevini eksiksiz yerine getirdiği ifade edildi. Ardından A’râf: 172’de anlatılan “Elest Bezmi” ve insanın yaratılıştan itibaren Allah ile olan bağı üzerinde duruldu. İnsanların fıtrat üzere yaratıldığı ve bu fıtratın Allah’ın dinine yöneliş açısından önemli bir temel oluşturduğu belirtildi.
Sohbette, insanın akıl ve irade sahibi olduğu dönemde tercihiyle iman etmesinin bir anlamda ahd ve misak sorumluluğunu üstlenmesi olduğu dile getirildi. Âl-i İmrân Suresi’nde yer alan, “Rabbimiz, iman etmeye çağıran bir davetçiyi işittik ve iman ettik” anlamındaki duaya dikkat çekilerek, mü’minin imanının Allah’a karşı üstlendiği sorumlulukları beraberinde getirdiği ifade edildi.
Konuşmada Bakara: 177. ayeti üzerinden “birr” sahibi kimselerin özelliklerine de değinildi. Gerçek iyiliğin yalnızca birtakım şekli davranışlardan ibaret olmadığı, Allah’ın emirlerine göre yaşamak ve verilen ahidleri yerine getirmekle yakından ilişkili olduğu belirtildi. Mü’minin sözünün arkasında durması, imanını hayatına taşıması ve Rasulullah’ın getirdiği davaya tabi olması gerektiği vurgulandı.
Sohbette ayrıca ahd ve misakın yalnızca belli bir döneme ait bir sorumluluk olmadığı, insanın hayatının sonuna kadar bu sorumluluğu taşıması gerektiği ifade edildi. Allah’ın insanları ahidlerini bozmaya götürebilecek dünya sevgisi, nefsin arzuları ve dünyevi çıkarlar konusunda uyardığı belirtilerek, kişinin hevasını hayatında belirleyici hale getirmesinin iman ve kulluk bilincini zedeleyebileceği anlatıldı.
Konuşmanın önemli başlıklarından biri de Gazze’de yaşananlar oldu. Gazze’de zulüm ve saldırılarla karşı karşıya kalan Müslümanların sabır ve direnç göstererek imanlarında sebat etmelerinin, ahd ve misak bilinci açısından değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi. Buna karşılık, zulme şahid olanların da kendi sorumluluklarını hatırlaması gerektiği belirtildi.
Dünyevi çıkarların insanı Allah’a karşı sorumluluklarından uzaklaştırabileceğine dikkat çekilen sohbette, mal, makam, güç ve imkânların geçici olduğu; buna karşılık Allah’ın rızasının ve âhiret hayatının kalıcı olduğu vurgulandı. Mü’minin, sahip olduğu imkânları yalnızca kendi çıkarları için değil, Allah’ın rızası doğrultusunda değerlendirmesi gerektiği ifade edildi.
Sohbetin son bölümünde ise dava bilinci, ahde vefa ve dünyevileşme üzerinde duruldu. Dünya sevgisi, makam, şöhret, mal ve nefsin arzularının insanı aslî sorumluluklarından uzaklaştırabileceği anlatılarak, Müslümanın hayatı boyunca imanını koruması ve verdiği sözlere sahip çıkması gerektiği belirtildi.
Konferans, “Rabbimiz üzerimize sabır yağdır, ayaklarımızı dinde sabit kıl ve bizi Müslümanlar olarak canımızı al” duasıyla sona erdi.
Konferansın videosu istifadenize sunulmuştur.