Cuma, Ağustos 7, 2026
Ana sayfa CUMA HUTBELERİ Hutbe : Hak din İslâm’dır

Hutbe : Hak din İslâm’dır

by İlkav Editor
19 👁
A+A-
Reset

Hutbe : Hak din İslâm’dır
“Hiç şüphesiz, Allah katında (tek gerçek) din İslâm’dır…“ (Âl-i İmran: 19)
Kıymetli kardeşlerim, bugün Hicrî Safer ayının 24’ü 1448/Cuma.

Bugünkü hutbemiz hak ve gerçek olan tek din İslâm üzerine olacak. Din kelimesi “de-ye-ne” kökünden bir kelimedir. Sözlük anlamı olarak din; boyun eğmek, ödünç almak, hesaba çekmek, egemenlik, mülk, ceza ve mükâfaat vermek anlamlarına gelir. Terim olarak din; Kişinin yaşam tarzıdır. Hak din ise; Akıl sahibi insanların kendi irade ve arzularıyla hayırlı olan şeylere sevk eden ilahi bir kanundur. Rasullerin vahye dayalı oldukları tebliğlerdir.  Allah’tan vahiy yoluyla indirilen, insanları dünya ve âhiret saadetine çağıran itikâdî ve amelî bir nizamdır. Halk nezdinde ve resmi otoritelerce kabul gören ama eksik olan anlayışa göre ise; Allah ile kul arasında bazı ilişkileri tanzim eden namaz, oruç, hac gibi ibadetlerin nasıl yapılacağını açıklayan görüşler manzumesidir. Bu anlayışa göre din; insanların sadece âhiretini ilgilendiren bir olgudur. Yine onlara göre; çağdaş devlet idaresi 14 asır önceki dînî hükümlerle değil; çağdaş ve medenî olan hükümlerle mümkün olacaktır.Rabbimiz, din gerçeğini kendi görüş ve çıkarlarına göre tanımlamaya kalkan böyle kimselere: “Deki siz Allah’a dininizi mi öğreteceksiniz? Oysa Allah, göklerde ve yerde olanları bilir. Allah her şeyi bilendir.” (Hucurât: 16) buyurarak hem bu anlayışın Kur’ânî olmadığı hem de din gerçeğini öğretecek mercinin ancak Allah olduğu belirtilmektedir. İşte Allah’ın razı olacağı hak gerçek ve yegane din olan İslâm Allah’tan ve Rasulünden öğrenildiği zaman yıllardır anlatılan din algısının safsata olduğu gerçeği kavranmış olacaktır. Böylece şu hakikat ortaya çıkmış olmaktadır ki; temelde ilk insandan bu güne tüm elçilerin getirmiş olduğu ve şu an adı İslam olan tek bir tane hak din vardır. Yanı sıra bol miktarda da ilahi hak din iken bozulmuş onlarca ve fazlasıyla da uydurulmuş beşeri batıl dinler vardır. İnsanların ortaya koyduğu sistem ve ideolojiler hak din değil batıl dinlerdir. Her yaşayış biçimi bir dindir. Her dinin kendine has bir yaşam tarzı, bakışı, modeli vardır. Üstünlüğü kabul edilen kanun ve kurallarla belirlenmiş yaşama şekline din denir. Dolayısıyla her din bir hayat şeklidir ve her hayat şekli bir dindir.  Hak dinin koyucusu ve sahibi Allah’tır. Hiç bir insan hatta peygamberler dahi kendilerince bir din meydana getiremezler. “İyi bilin ki, halis (katışıksız) din Allah’ındır.” (Zümer: 3) Din akıl sahibi insanlara hitap eder. Akıl üstüdür fakat akıl dışı değildir. Dinde serbest seçme hakkı vardır.Yani iman edip etmeme insanları özgür iradelerine bağlıdır.“Dinde zorlama yoktur. Artık hak ile batıl açıkça ayrılmıştır.” (Bakara: 256) Din getirdiği hükümlerle insanların din, akıl, can, mal ve nesillerini koruma altına almıştır.Hak din olduğu Kur’an’da ve diğer kaynaklarda belirtilen ve insanlığın kurtuluş reçetesi olarak sunulan İslâm’ı gereği gibi dosdoğru, rabbimizin razı olacağı şekilde anlayıp yaşama konusunda büyük sapmalar ortaya çıkmaktadır. Kur’an’ı bütüncül ve doğru anlamlandıramamaktan kaynaklı şâz ve indî yorumlar bu sapmanın temelini oluşturmaktadır. Bazıları, “Kendilerine okunmakta olan kitabı indirmemiz onlara yetmiyor mu?” 29/51, “Sen sadece vahyedilene uy!” (6/106) gibi ayetleri anlamaya çalışırken Kur’an’ın emrettiği bazı konuların nasıl ifa edileceğini rasulün uygulamasından almak yerine namaz, oruç, hac vb. hususlarda saçma söylemlerle farkında olmadan hevalarını ilahlaştırıyorlar. Oysaki rabbimiz birçok ayetinde mesela; “Kim rasule itaat ederse, kesinlikle Allah’a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, bilsin ki biz seni onların başına bekçi olarak göndermedik.” (4/80)
“De ki: ‘Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.’ ” (3/31) Konu bu kadar açık ve basit iken nasıl ifa edileceği ayetlerde bulunmayan bazı hususların yorumunu yapmayı veya hüküm vermeyi kendilerinde görür iken bu yetkiyi peygambere vermemek ne yaman bir çelişkidir. Ayrıca yukarıdaki ayetlerin gereği böyle davranan mü’minleri şirkle itham etmek büyük bir zulümdür. Son zamanlarda sosyal medyanın da verdiği imkanla bu ve benzeri şeytânî düşünceler kolayca yaygınlaşmakta ve müşteri bulabilmektedir. Yeterli İslâmî eğitim almamış, Kur’an’a bütüncül yaklaşma kabiliyeti olmayan yarım hocalar insanları hak dinden uzaklaştırmaktadırlar. Rasulü sıradanlaştırma ve bir postacı olarak görme anlayışı, Kur’an’ın dışına itme modeli, hak din içinde batıl bir din anlayışıdır.Bir başka anlayış ise; bahsettiğimizin tam tersine Rasulü yarı ilah konumunda gören, gaybı bilen, nebiler nebisi, gölgesi olmayan, Allah’tan bağımsız istediğini yapan, hatta kimilerini cehennemden kurtaran, din konusunda kendi başına hükümler veren, her yaptığı ve konuştuğu vahiy olan insanüstü bir varlık, Hıristiyanların İsa algısından geri kalmayan bir peygamber… Bu da başka bir sapma. Oysaki, gerek ayetlerin bütünü gerek rasulün (hadisler dahil) sünneti her iki sapmayı da reddetmektedir. Kur’an açık bir şekilde ben sizin benzeriniz kendisine vahiy gelen elçiden başka bir şey değilim diyor. Mesele insaflı olarak vasatta durup Kur’an bütünlüğünde Allah’ın mesajını anlayıp yaşamaktır. Yoksa farkında olmadan kendimizi aldatırız da bize yazık olur.
“Şüphesiz bu şeytanlar onları yoldan alıkoyarlar; onlar ise kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.” (Zuhrûf: 37)
07.08.2026
Hazırlayan: Hayati İSAOĞLU                                                            

Yorum yazın

* Bu formu kullanarak girdiğiniz bilgilerinizin saklanmasını ve size ulaşım için kullanılabileceğini onaylıyorsunuz.

İLKAV


İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı

Editör'ün Seçimi

Son Yazılar