Hutbe: İman ettik demekle bırakılmayacağız “İnsanlar, (sadece) ‘İman ettik’ diyerek, denenmeden bırakılacaklarını mı sandılar?”(Ankebût: 2) Kardeşlerim, bugün Hicrî Muharrem ayının 11’i 1448/Cuma İnsanlar sadece “İman ettik” demekle bırakılacaklarını zannedip buna göre mi hesap yapıyorlar? İman ettik diyecekler, dünyada sıkıntı çekip denenmeyecek sonra da âhirette cennete gidip kurtulacaklar, öyle mi? Rabbimiz, bu âyette, “İman ettik” diyenlere diyor ki: “Böyle demeniz yetmez.” O, bu iddia sahiplerinin söz ve amelleri bir mi, değil mi? Öyleyse kişi, Kur’an’ın bir konudaki uyarısına “iman ettim” dese, sonra o konuda Allah imkân verip deneyince, kâfirler gibi davranıp Kur’an veya o âyetten habersiz yaşıyorsa o zaman o da onlardan olacaktır. Yani hangi konunun imanını gündem etmişsek o konuda mutlaka bir deneme gelecek ki, sağlam mı iman etmişiz yoksa zayıf mı? ortaya çıksın. Meselâ; bir Müslüman infaka ve zekâta inandığını mı iddia ediyor? Bol param olsaydı onu Allah yolunda infak ederdim mi? diyor. O konuda ona bir deneme gelecektir. Allah, bir gün ona bol para verecek ve sağlam mı yoksa zayıf mı iman ettiğini ortaya çıkaracaktır. İnandık dediğimiz bir konuda Allah bizi denemiyorsa iki şeyden biri geçerlidir: a- Ya ciddi inanmadığımızdan Allah o konuyu gerçekleştirme imkânı vermiyor. b- Veya daha önce aynı konuda Rabbimiz karşımıza imkânlar çıkarıp bizi denedi de biz bir şey yapmadık o yüzden yeni imkânlar çıkarmıyor demektir. Eğer hayatımız hep aynı noktada, bilgilenmemiz hep aynı yerdeyse, hep aynı iman seviyesinde duruyorsak, Kitap ile bağ kurup o imanı kuvvetlendirmeyip aynı seviyede kalıyorsak elbette yeni imtihanlar gelmeyecektir. Meselâ bir kişi çocukluğunda bazı Kur’an sûrelerini öğrenmiş ama kırk yıldır içindekileri tanımamışsa ona ne denemesi gelecek? Yeni şeyler öğrenip “bu duyduğuma da iman ettim ya Rabbi” diyecek ki, arkasından denenme gelsin. Bizden öncekiler de denendi. Sıkıntı, hastalık, savaş, zenginlik, fakirlik, ölüm ve yaralanmalarla denendiler ki, kim sadâkatle Allah’a bağlı, kim sahtekâr? Allah Teâlâ; Rab Ben miyim, başkası mı? Yaratıcı Ben miyim, başkası mı? Rezzak Ben miyim, başkası mı? Bu beden, hayat, mal-mülk sizin mi, Benim mi? Hayata egemen siz misiniz, Ben miyim? gibi temel konularda kulları dener. Allah bu konuların cevabını biliyor ama bizi bize ispat edecek ve yarın itiraz edemeyeceğiz. İşte Allah, sadıkları da, yalancıları da böyle denemelerden geçirip ortaya koymaktadır. Bugün bazıları, “bizden iyi Müslüman yok, biz Allah’ın istediği gibi yaşıyoruz, elbette Allah bizi cennetine koyacak, bizi değil kâfirleri mi koyacak” derler. Rabbimiz ise; “Siz denenmeden bırakılacağınızı mı zannediyorsunuz?” diyor. Bu âyet, Mekke’den hicret edemeyip oldukları yerde kalanlar için indirilmiştir. Allah, tüm Müslümanlara bulundukları yeri terk edip Medine İslâm devletine hicret ederek Müslümanlara güç katmalarını emretmişti. Onlar önce bu emre uyup Mekke’den hicret için harekete geçmiş, ama müşriklerin engellemesiyle geri dönmüşlerdi. Onları kınamak için gelen bu âyeti Müslümanlar yazıp onlara gönderdiler. “Dikkat edin! Durumunuz iyi değil!” diye onları uyardılar. Bu uyarı üzerine o Müslümanlar tekrar yola çıktılar, kendilerini engelleyen müşriklerle savaştılar, bir kısmı şehid oldu, bir kısmı Medine’ye ulaşabildi. Âyetin hükmü geneldir, kıyamete kadar bâkidir ve tüm Müslümanlara şamildir. Rabbimiz, “İman ettik demekle iş bitti mi zannediyorsunuz? İman yolunda; aile, çevre, toplum, düşman ve tâğutlardan bir takım belâ ve tepkiler gelmeden, işinizden, mal-mülk ve statülerinizden bir şeyler kaybetmeden bırakılacağınızı mı zannediyorsunuz?” diyor. Kurtubî der ki: “Belâ en çok rasullere, onların yolundaki âlimlere ve onları takip eden mü’minlere gelir. Belâ imanın derecesine göre gelir.” Unutmayalım ki, şu an kanları akıtılan, zindanlara tıkılıp türlü belâlara uğrayanlar, imanları bizden kuvvetli olanlar bu imtihanlara tabi tutulurlar. Ama dînî yönden tavizkâr ve ufak sıkıştırmalarda geri adım atmaya hazır olanlar daha az belâya uğrayacaklar, işleri tıkırında olacak, kasaları dolup makamları büyüyecektir. Yusuf: 106’da şöyle denir: “Onların çoğu ortak koşmadan Allah’a inanmazlar.” Onların pek çoğu Allah’a ancak şirk koşarak inanır. Yaratıcı olarak Allah’a inanır, O’nu, göklerde egemen bilirler ama yerde başka egemenler tanır ve kendileri gibilerini ilah konumuna getirirler. Bazen güneşi, ayı, yıldızları, bazen insanları, idarecileri, tâğutları, bazen de onların yasa, âdet ve modalarını ilah edinip “Hayatımızın bazı bölümlerine Allah, bazı bölümlerine de bunlar karışır” derler, hevâlarıyla uydurdukları sistemlere ve putlara kul olurlar. Allah’ın namazına inanır, ekonomisine inanmazlar. Orucuna inanır hukukuna inanmazlar. Haccına inanır ama tesettürüne inanmazlar. Allah’ın yasalarını uygulamaları gerekirken, insanların yasalarını da uygularlar. Allah’ı severler, ama tağutları da severler. Anlaşılan, iman kalplerde kökleşmemiş veya iman amele dönüşecek duruma gelmemiştir. Amel imanın muhafızıdır. Yani amelsiz iman muhafızsız kaldığı için yok olmaya mahkumdur. Resûl (S) der ki: “kalp rüzgarların sağa-sola savurduğu kuş tüyü gibidir, (şekilden şekle girip döner durur), onu her an kontrol edin!” (İbn Mâce, A. İbn Hanbel) Unutmayalım ki mürtedlik mü’minin kapı komşusudur. Yani mürtedlik mü’min için söz konusudur, kâfir için değil. 26.06.2026 Hazırlayan: Emrullah AYAN