Cumartesi, Temmuz 20, 2024
Ana sayfa CUMA HUTBELERİ Hutbe: Bize yollarımızı gösteren Allah’a güvenmeliyiz

Hutbe: Bize yollarımızı gösteren Allah’a güvenmeliyiz

by İlkav Editor
181 👁
A+A-
Reset

Hutbe: Bize yollarımızı gösteren Allah’a güvenmeliyiz
“Bize yollarımızı gösteren Allah’a niçin güvenmeyelim? Bize ettiğiniz eziyete elbette katlanacağız. Güvenenler ancak Allah’a güvensinler.” (İbrahim: 12)
Kardeşlerim, bugün Hicrî Zilhicce ayının 15’i 1445/Cuma

Bize ne oluyor ki Allah’a tevekkül etmeyelim? Bize ne oluyor ki vekâletimizi Allah’a vermeyelim? Bize ne oluyor ki Rabbimizi vekil bilip O’nun bizim adımıza aldığı kararlara teslim olmayalım? Bize yollarımızı açan O’dur. Bize yolumuzu gösteren O’dur. Bize hidâyet eden O’dur.
Rabbimiz lütfuyla bize kendi yolunu, kendi hidâyetini gösterdiği halde, bize bu dünyada nasıl bir hayat yaşayacağımızı, kendisine nasıl kulluk edeceğimizi, rızasını nasıl kazanacağımızı, cennetine nasıl ulaşabileceğimizi bildirdiği halde, bizim adımıza en güzel kararları aldığı halde, bizi bizden daha iyi düşündüğü halde neden O’nu kendimize velî ve vekil kabul etmeyelim?
Bizi yarattığı, bize çeşit çeşit rızık verdiği halde, bize peygamber seçip yolunu gösterdiği halde, biz neden böyle bir Allah’a teslim olmayalım?
Ey kâfir, müşrik ve münafıklar, her ne kadar sizin için iyilikten başka bir şey düşünmeyen, sizin için cennetten başka bir şey istemeyen bizlere inanmasanız da, bize getirdiğimiz bu hak dinden dolayı düşman kesilseniz de, bizi ve getirdiğimiz Allah mesajını kabullenmeye yanaşmasanız da, bizlerle alay etseniz de, bize işkenceler tattırmaya çalışsanız da biz sizin hidâyetiniz ve kurtuluşunuz hatırına yine de sizden gelenlere sabredecek ve dayanacağız.
Zaten tevekkül edenler, kendilerine vekil arayanlar, vekâletlerini devredip arzularını yerine getirecekleri, yasalarını uygulayacakları bir varlık arayanlar sadece Allah’a tevekkül etsinler. Sadece Allah’ın razı olduğu bir hayatı yaşasınlar diyordu tüm elçiler.
Evet, gerçekten nasıl teslim olup vekil bileceğiz Rabbimizi? Hutbemin başında okuduğum İbrahim sûresi 12. âyet ve diğerleri Rasulullah (S)’e nâzil oluyor. Bizim kendisine kulluğumuzun, teslimiyetimizin nasıl olacağı anlatılıp örneklendiği gibi bu âyetlerde örnek ve önderlerimiz gündeme alınıyor. Ve bizden önceki toplumların peygamberlerine karşı takındıkları tavırlar da gözlerimizin önüne seriliyor. Rabbimiz gerçekten bize karşı çok merhametlidir.
Şimdi artık elimizde bu kadar büyük nimetler varken bu nimetlere, bu rahmete kulak tıkayarak bir hayat yaşamaktan daha büyük bir zavallılık düşünülemez.
Evet, Allah bizi doğru yola ilettiğine göre, neden O’na dayanmayalım ki? Âyetimizdeki ifade; konumundan ve yolundan emin olan, velîsine ve kendisine yardım edene güvenen kendisine doğru yolu gösteren Allah’ın hiç kuşkusuz yardım ve desteğini de göndereceğini bilen mü’minin sözüdür. Doğru yolda olduktan sonra dünya hayatında zaferin gerçekleşmemesinin ne önemi var?
Adımlarını yönlendirenin, yolunu gösterenin Allah olduğunun bilincinde olan bir mü’min, Allah’a bağlanmış bir kişiliktir. Bu mü’min, Allah’ın varlığı, otoriter ve egemen ilahlığı hakkında bilinç planında bir yanılgıya düşmez. Böyle bir bilinçle Allah’ın yolunu takip etmekle tereddüt geçirme bir arada olmaz. Yoldaki engeller ne kadar zor ve aşılmaz olursa olsun, bu yolda pusu kuran tağutlar ne kadar güçlü olursa olsun durum değişmeyecektir.
Rasullerin verdikleri cevap ile Allah’ın kendilerini doğru yola ilettiğinin bilincinde oluşları, tağutlardan gelen ağır tehditler karşısında Allah’a dayanmaları, sonra bu tehditlere rağmen yollarını takip etmekte ısrarlı oluşları arasındaki bağlantı da bu yüzdendir. Bu gerçeği, yani mü’minin kalbinde yer eden Allah’ın yol göstericiliğinin bilincinde olmak ile O’na dayanmanın mecburiyeti arasındaki bağlantı gerçeğini, cahiliyenin zorbalarına karşı fiili bir harekette bulunan, derinliklerinde Allah’ı hisseden bir kalpten başkası algılayamaz.
Bütün aydınlık kapıları önüne açılmıştır bu mü’min kalbin. İman ve bilgi meltemlerini teneffüs ediyor, kendini bildik, tanıdık ve yakın bir çevrede hissediyordur. Böyle bir durumda yeryüzünü parsellemiş tağutların savurdukları sözlere aldırış bile etmez. Herhangi bir saptırma girişimine eğilim göstermesi ya da tehdide boyun eğmesi de imkânsız bir olaydır.
Mü’min, yeryüzünün tağutlarına, büyüklük taslama ve şımarma aracı olarak sahip oldukları güç ve kudrete küçümser bir gözle yaklaşmaktadır. Bu şekilde Allah’a bağlanmış bir kalbi ne korkutabilir ki? Şu zavallı kullar onu nasıl korkutabilirler?
Mü’minler olarak kesinlikle sabredeceğiz, görevimizi bırakmayacağız, zaaf göstermeyeceğiz, sarsılmayacağız, davamızın gerçekliğinden kuşku duymayacağız, elimizden geleni yapmaktan geri durmayacağız, yolumuzdan sapmayacağız.
İşte Gazze’nin yiğitleri tevekkülün zamanımızın en bâriz ve en yakın örnekleridirler. Onlar bu şuur ve tavırla bir duruş sergilemiş, terörist işgal örgütü İsrail’in bütün eziyet, öldürme ve katliamlarına rağmen tavır ve duruşlarını değiştirmemiş, yollarından dönmemiş ve direnmeye devam etmektedirler. Ve şu cümle tam bir teslimiyetle her birinin ağzından dökülüyor:
“Hasbunallahu ve ni’mel vekîl”  
21.06.2024
Hazırlayan: Emrullah AYAN



Yorum yazın

* Bu formu kullanarak girdiğiniz bilgilerinizin saklanmasını ve size ulaşım için kullanılabileceğini onaylıyorsunuz.

İLKAV


İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı

Editör'ün Seçimi

Son Yazılar

İLKAV Teknik Komisyon