Hutbe :Kur’an’da Karun kıssası ve günümüze yansımaları
“Mallarınızı aranızda haksızlıkla yemeyin. “ Bakara/188
Kıymetli mü’minler bugün Hicrî Cemaziye’l-Evvel ayının 26’sı 1448 /Cuma Bu haftaki hutbemizin konusu Karun kıssası ve güncel yansımaları üzerine olacak. Kıssalar Kur’an’da önemli ve kapsamlı yer tutar. Kur’an literatüründe kıssa; ibret alınacak olan, tarihî doğruluk ve gerçeklik niteliği taşıyan, içinden ders, öğüt çıkarılması gereken gerçek ve eğitici olaylardır. Hutbemize konu ettiğimiz Karun kıssası da; Musa (a) döneminde yaşamış Firavuna mali destek sağlamış, zenginliği dillere destan dönem kapitalistidir. Kıssa Kur’an’da şöyle geçer: “Şüphesiz Karun, Musa’nın kavmindendi. Ancak onlara karşı azgınlık etti. Biz ona anahtarlarını (bile) güçlü bir topluluğun zor taşıdığı hazineler vermiştik. Hani kavmi ona şöyle demişti: ‘Şımarma! Zira, Allah şımaranları sevmez. Allah’ın sana verdiğiyle âhiret yurdunu da ara! Dünyadan da nasibini unutma. Allah’ın sana iyilik ettiği gibi sen de iyilik et ve yeryüzünde bozgunculuk isteme! Çünkü Allah bozguncuları sevmez. Kârûn, ‘Bunlar bana, bendeki bilgi ve beceriden dolayı verildi’ dedi. O, Allah’ın kendinden önceki nesillerden, ondan daha kuvvetli ve daha çok mal biriktirmiş kimseleri helâk ettiğini bilmiyor muydu? Suçlulukları kesinleşmişlere günahları konusunda soru sorulmaz (Çünkü Allah hepsini bilir). Kârûn, zineti ve görkemi içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzu edenler, ‘Keşke Kârûn’a verilen (servet) gibi bizim de (servetimiz) olsaydı. Şüphesiz o büyük bir servet sahibidir’ dediler. Sonunda onu da, sarayını da yerin dibine batırdık. Allah’a karşı ona yardım edebilecek adamları da yoktu. Kendisini savunup kurtarabileceklerden de değildi! Daha dün onun yerinde olmayı arzu edenler, ‘Vay! Demek ki Allah, kullarından dilediği kimselere rızkı bol verir ve (dilediğine) kısarmış. Allah, bize lütfetmeseydi, bizi de yerin dibine geçirirdi. Demek ki kâfirler iflah olmayacak’ demeye başladılar.” (Kasas: 76-82) Kur’an kıyamete kadar tüm insanlığa ibret olması için “Karun” namı ile bilinen bir kıssayı önemine binaen hatırlatır. Geniş açıklamalarını tefsir kaynakları ayrıntılı olarak verir. Ancak şu kadarını ifade edelim ki; rivayetler bize Karun’unTevrat’a hakim İsrail oğullarından bir şahsiyet olduğu bildirilir. Ve kendisine anahtarlarını dahi taşımakta zorlanacak bir topluluğa ağır gelecek bir hazine verildiğini de haber verilir. Yönetimin tepesinde Firavun vardır. Sağında askeri gücün temsilcisi Haman, solunda Karun ve aşağıda da gene Firavnun destekçileri Belam, Samiri ve sihirbazlar vardır. En altta da İsrailoğulları. Böyle bir düzen üsttekiler para ve güçle nüfuzla zevk, eğlence, fısk ve fesadla apayrı bir dünya yaşamaktadırlar. Aşağıda fakir ve güçsüz halk ise yoksulluk ve zulüm içerisinde bir hayat sürmektedir. Bu tablo bizlere çok tanıdık geliyor sanki. Musa (a) ve ona inananların yaşadıkları bu hayatı tarihte birçok dönemde halklar yaşadı ve el anda yaşamaktadırlar. Kur’an bu kıssaları anlatırken bunların esatîru’l-evvelîn olmadıklarını vurgular ve yaşanan hayatla bağının kurulup ders çıkarılmasını, ibret alınmasını önceler.
Rabbimizin tüm insanlığa sunduğu nimet ve imkanlar fazlasıyla tüm canlılara yetip artacak bolluktadır. Buna rağmen insanların bir kısmı vahyi reddedip, fıtratlarını bozmak suretiyle bağyederek, zulmederek yiyip tüketemeyecekleri kadar yiyeceğe, yine kullanamayacakları kadar lüks ev, araba, yat ve katlara sahip olmak istemektedirler. Tabii ki bunu genellikle meşru olmayan yollarla ve fesad çıkararak gerçekleştirmektedirler, yani zulmetmektedirler. İslâm, dünyayı imarı ve üretmeyi kazanmayı elbette meşru kılmıştır. Ancak tabiatı kirletip katlederek fesad çıkararak ne pahasına olursa olsun değil yeterince ve sonraki kuşaklara tertemiz bir dünya bırakarak yapılmasını meşru görür.
Maalesef, gerek dünyanın birçok ülkesinde gerekse bu ülke de sıklıkla bunlar dikkate alınmadan fütursuzca aç gözlülükle gerek doğaya zarar vererek, gerekse finans sektörlerinde bir takım oyun ve aldatmacalarla telaffuz dahi etmekte zorlandığımız, zihnimizde canlandıramadığımız miktarlarda paraları yetkiyi ellerinde bulunduran güçlerle de işbirliği yaparak çok kısa zamanda elde edip büyük vurgunlar yapabilmektedirler. Sorduğunuzda da yaptıklarının yasal bir ticaret olduğunu ve helal(!) olduğunu ifade ederler. Bu Karunların çoğu bu şekilde vurgunları yaparken paralarını bankalara faiz haramdır diyerek yatırmayacak kadar da dindardırlar ha! Bu 160 milyon serveti olan hanım efendi bunu bankada değerlendirse idi bu miktar bu kısa zamanda en fazla 200 milyona yükselecekti. Bu, faiz olup haram olurken fondan elde edilen 2.2 milyar TL ise güya helâl oluyor. Bunu kamuoyunun vicdanına havale ediyorum. Toplamda bu fon vurgununda gerçekleşen rakam ise öyle söylendiği gibi küçük bir meblağ değil, 800 milyar liradan bahsediliyor.
Bu rakamın zihnimizde canlanması niçin örnek vermek gerekirse; bu paralarla; şu ABD’nin vermediği F 35 uçağından 227 tane alınabilmekte, aynı paralarla 100 şehre şehir hasta hanesi yapılabilmektedir. Bir tarafta İsrail oğulları misali market ve pazar artıklarıyla geçinmeye çalışan ama Kur’ânî hakikatlerden yoksun ve kendine zulmedenleri destekleyip onlara güç veren bir halk, diğer tarafta da bir elleri yağda, bir elleri balda misali kazandıkları gayr-i meşru kazançla onlarca yat, kat, jet, lüks araç sahipleri kahvaltılarını Japonya da, akşam yemeklerini Fransa da yapan gümüş yüzüklü Karunlar. Ve tüm bu olanları etkisizce takip eden sorumlular. Karunlaşma uğruna yapılan hırsızlık ve yolsuzluklar gelişen günlük olayların gölgesinde soğutularak unutturulamaz. Tüm sorumlulardan hesap sorulup çalınanlar fazlasıyla alınmalıdır.
Birçok katliam, cinayet, mafya yapılanmaları, fuhuş ticaretleri, uyuşturucu kullanım ve satışları, cinayet gibi yangın ve maden kazaları tüm bunlar vahyin kutsal mekanlara ve yüksek köşelere hapsedilip hayattan uzaklaştırılmasından kaynaklanmaktadır. Ama ahireti ve hesabı düşünmeyen hâlâ pozitivist, hazcı, laik, seküler bedavacı anlayış topluma parlatılıp özendirilerek sunulmaktadır. Kıymetli mü’minler, “Şüphesiz bu Kur’an en doğru yola yöneltir ve salih ameller işleyen mü’minleri, kendileri için büyük ecir olduğunu müjdeler.” buyuran ve “topluca Allah’ın ipine sarılın” diye emreden bir rehberimiz var. ”
Kuran; sıkıntıya düştüğümüzde, başımıza bela geldiğinde, hastalandığımızda veya mezarlıklarda ölüler için okunacak bir kitap değildir. Aksine, çarşı pazara aileye, ekonomiye, hukuka, eğitime, yönetime, topluma kısacası hayata okunması yani uygulanması gereken ilâhî bir kurtuluş rehberidir.
06.11.2026
Hazırlayan: Hayati İSAOĞLU