Hutbe : Nereye bu gidiş?
“Hal böyle iken nereye gidiyorsunuz?” (Tekvir: 26)
Kardeşlerim, bugün Hicrî Zi’l-Kâde ayının 7’si 1447/Cuma.
Değişik olaylar vesilesiyle aynı ayete işaret ederek olaylara dair hutbeler irad ettik. Günlerdir ülkede, Maraş’ta meydana gelen kan donduran okul katliamı ve benzeri olaylar konuşuluyor. Bu olaylar 2 aydır devam etmekte olan ABD ve İsrail terör devletlerinin İran, Lübnan ve Gazze’ye gerçekleştirdikleri katliamları dahi ikinci plana düşürdü. Bu arada İran katliamında bataklığa saplanan ABD, siyasî ve askerî olarak az zararla kurtulmanın hesaplarını yapmaktadır. Ve bu amaçla İran ile ateşkes yapmak zorunda kalmıştır. ABD, bu başarısızlığının ve yenilmişliğinin faturasını kâh Nato’ya, kâh körfez ülkelerine kesiyor.
İnsanlık, Türkiye de dahil, vahye sırt dönüp hevaya dayalı, laik hayat felsefe ve yönetim anlayışları ile Allah ve Kitabından uzak hayat modeli tercih etmiş ve el an yaşadıklarıyla bunun bedelini ödüyor. Son birkaç yılda bu ülkede meydana gelen üzücü kazaları, facia ve olayları özetle hatırlatalım: 2023 Maraş depremi, 2014 Soma, Amasra maden faciaları, 2021 Kastamonu, Adıyaman sel felaketi, 2018 Çorlu tren kazası, 2016 Aladağ öğrenci yurdu yangını, İliç maden faciası, Beşiktaş gece kulübü yangını, Kartalkaya otel faciası, Kocaeli’de fabrika yangını, yıllara sari tecavüz, cinayet, yolsuzluk, rüşvet, irtikap, akran zorbalık ve cinayetleri, aile içi şiddet, anne baba cinayetleri ve daha niceleri…
Tüm bu olayların temel nedeni pozitivist, materyalist eğitimdir. İnsanların vahiy terbiyesinden uzak yetiştirilmesidir. Bu olayların sorumluluğunu kimse üzerine almamakta, olayların tek faili ise kaderdir. Toplumda kabul gören ama kesin yanlış olan kolaycı bir suçlama ve kendini temize çıkarma. Ortada birçok olay ve ölüm var ama suçlu yok. Suçlu kader, ne kadar da inandırıcı değil mi? Sünnetullah’a uymayıp sel yatağı ve fay hattına dayanıklı binalar yerine dayanıksız ve çok katlı binalar yaparsanız kaçınılmaz olarak bunlar başınıza gelir. Sağlam, maden çıkarmaya elverişli maden ocakları yerine, alelâde mevzuata aykırı ocaklarda bu facialar kaçınılmazdır. Ne garip bir durumdur ki ne bu olaylarda, ne Maraş okul katliamında tek sorumlu da çıkmamaktadır.
Üç-beş zenginin zenginliği katmerleşsin için güzelim fındık ve zeytinlikleri yok etme pahasına HES ve JES çalışmalarına ruhsat vermek de faydamıza değildir. Bir bölgenin % 80’ini maden bölgesi ilan edip doğayı talan etmek yapılabilecek en büyük ihanettir.
Maraş’ta meydana gelen bu sarsıcı, düşündürücü ve üzücü olay üzerine medyada birçok uzman görüş beyan etmekte, her biri olayın meydana gelmesinin sebeplerine ve çözümüne dair parça öneri ve görüşler ortaya koymakta ve her birisinin de belki haklı yönleri bulunmaktadır. Bu olay özelinden öte son yıllarda çocuklarımız maalesef fazlaca şımartılıp her istekleri yerine getirilerek, öz güvenli olmaları adına sevgi zehirlenmesi ile en zeki, en çalışkan, en başarılı ve en kibirli birey olarak yetiştirilmişlerdir. Öğretmenlerin veya komşunun gerekli gördüğünde uyarmasına tahammül edilmemektedir. Çocuklar; aileleri tarafından 3-5 yaşlarından itibaren önce televizyon, sonra da telefon bağımlısı haline getirilmektedir.
Araştırmalara göre Türkiye’de “11-15 yaş grubundaki çocukların %86,2‘siakıllı telefon sahibidir ve günlük ortalama, 4 saat 36 dakika telefon kullandıkları tespit edilmiştir.” Televizyon dizileri ise hem yetişkinler için hem de çocuklar için tam bir felaket. Devlet kanallarında bile “2014-2024 yılları arasında yayınlanan 94 dizinin incelendiği 2024 yılı Kasım ayı BAREM Araştırması’na göre; dizilerin %97’si psikolojik şiddet içermektedir.” Bu anketin içine cinsellik ve gayr-i meşru ilişkileri de ekleyebilirsiniz.
Bu ülkede RTÜK diye bir kurum var. Bu kurum sanki, sadece hükümeti eleştirenler için kurulmuş. Bu dizilerdeki şiddeti, çeteleşmeyi, gayr-i meşru ilişkiler hiç görmüyor. Ayrıca bir takım oyun platformları üzerinden yapılan yazışma ve gruplaşmaları, yapacakları fiilleri takip eden bir kurum yok. İnternet üzerinden çeteleşmeler, yazışmalar bilişim suçları kurumunun görevleri içinde değil mi? İnsanlar bu dizilerle; zenginliğe, lüks hayata ve şiddete özendiriliyor. TBMM de, nihayet böylesi bir katliamdan sonra bu olayın sebepleri ile ilgili komisyon kurulmasına karar verilmiş. Gençlerimiz neden bu durumlara düşüyorlarmış? Onu, toplumlarından uzak vekiller araştıracaklarmış.
Birkaç gün önce haberlerde Ankara’da uzun zaman önce güvenlik tedbirlerini gerçekleştirmiş bir okul gıpta ile gösterildi. Hatta haberin altına okul değil hapishane yazmışlardı. Aman Allah’ım! Ne haldeyiz? Kötüler ve kötülükler polisiye tedbirlerle ne kadar engellenebilir ki…
Vahyin hayattan kovulup kutsallık adına raflara konulduğu, açılıp anlama faaliyetine girilmediği bir dünyada tecavüzlerin, yolsuzlukların, katliam ve cinayetlerin olmaması anormaldir.
Çocuklar masum doğarlar çevreleri onları şeytanlaştırır. Hadiste ifade edildiği gibi, “ her doğan çocuk İslâm fıtratı üzere doğar. Sonra onu ana-babası ve çevresi, Hıristiyan veya Yahudi, (Siyonist, mücrim, fasık, müşrik) yapar.” Âyette de vurgulandığı gibi: “Sonra yaptığının kötü veya iyi olduğunu ilham edene and olsun ki” 91/8 âyeti yaratılış felsefesine işaretle doğuştan insanda iyi veya kötü olma potansiyelinin bulunduğunu bildiriyor.
Vahiyden uzaklaşmak daha çok sosyal hayatta kendisini gösteriyor. Namaz kılıp oruç tuttuğu halde 100 milyona yapılabilecek bir işi torpille 1 milyara alıp zenginleşen niceleri var. Aylık 500 bin TL maaş aldığı halde 800 milyonluk kayıtlı servete sahip olabilmek. Hayatın akışına ters olduğu halde ne araştıran, ne de hesap soran var. Ama elbette ve şüphesiz hesap günü var, âhiret var, iyi ki de var. Herkes kazandıklarının hesabını er geç verecektir bu böyle biline…
Kısacası yaşadığımız Maraş okul katliamı da dahil tüm gayr-i meşrulukların yaşandığı bir ülkede yaşıyoruz. Tüm bu olumsuzlukların temel sebebi toplum olarak Kur’an’sız bir hayatı yaşıyor olmamızdır. Kur’an Ramazan’da veya sair günlerde orijinali veya Türkçesi okunup anlaşılmış ve yaşanmış olamaz. Toplum olarak eğitim, ekonomi, yönetim, ahlâk, aile, kazanma ve harcama anlayışlarında Allah’a teslim olup sarılmadıkça kurtuluş gelmeyecektir.
Son olarak rabbimiz mü’minlik iddiasında bulunanlara şöyle sesleniyor.
“Allah ve Resulü, bir işte hüküm verdiğinde, artık inanmış bir erkek ve kadının, o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Resulüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.” (Ahzâb: 36)
Hazırlayan : Hayati İSAOĞLU
24.04.2026