Cumartesi, Ocak 31, 2026
Ana sayfa CUMA KONFERANSLARI Ayan; Nebi ve rasul, aynı şahsın birbirini tamamlayan ve birbirinden ayrılmayan özelliklerdir

Ayan; Nebi ve rasul, aynı şahsın birbirini tamamlayan ve birbirinden ayrılmayan özelliklerdir

by İlkav Editor
9 👁
A+A-
Reset

Ayan; Nebi ve rasul, aynı şahsın birbirini tamamlayan ve birbirinden ayrılmayan özelliklerdir

Emrullah Ayan, İLKAV Cuma Konferansında, “Nebi ve Nebi Rasul Ayrımı” konulu bir sunum yaptı.

Ayan, konferansında şu konulara değindi:
Nebi,
her bakımdan yüksek makam sahibi, sağlam, doğru, faydalı ve önemli bir haber getiren elçi demektir.
İslâm literatüründe “nebi” ile “rasul” aynı anlamı ifade eder. Aralarında küçük bir fark vardır. Türkçe’de ise, Farsçadan gelen “peygamber” daha yaygın olarak kullanılır. Her üç kelime de “Allah’ın elçisi” anlamın gelir.
                             NEBİ VE RASUL ARASINDA FARK VAR MIDIR?
Kelimenin kök anlamı ve kavramsal Kur’ânî anlamı dikkate alındığında Nebi; peygamberlerin haber, vahyî mesaj alma vasıflarına işaret eder. Rasul ise; alınan mesajın elçiliğini yapıp tebliğ etme, şahidlik yapma sıfatlarını kendinde toplayan bir tanımlamadır. Tıpkı adalet ve takvayı şahsında birleştiren mü’min kavramı gibi. Nitelik olarak nebi ile rasul arasında da fark yoktur. Bir mü’minin aynı anda âdil ve muttakî olması nasıl çelişki arz etmiyorsa, bir peygamberin de aynı zamanda nebi ve rasul olması tenakuz teşkil etmez.
Nebi ve rasul arasındaki fark, sadece kelime anlamları itibarıyladır. Yoksa şeriat alıp almamak, kitap indirilmiş olup olmamak yönünden aralarında nitelik açısından fark yoktur. Geleneksel iddiaya göre Hz. İsmail gibi peygamberler sadece nebidir. Kendinden önceki Rasul’ü (babasını) tekrar eder. Oysa Kur’an’da Hz. İsmail için hem rasul hem de nebi sıfatlarını birlikte kullanılır: “Kitap’ta İsmail’i de an. Şüphesiz o, sözünde duran bir kimse idi. Bir resûl, bir nebî idi.” (Meryem: 54)
Geleneksel görüşün nebiyi önceki peygamberin ve kitabın mukallidi durumuna indirgemesi çok yanlıştır, çünkü birçok âyette nebilere kitap nispet edilmiştir:
“Allah nebilerden, ‘Andolsun, size vereceğim her kitap ve hikmetten sonra, elinizdekini doğrulayan bir rasul geldiğinde, ona mutlaka iman edip yardım edeceksiniz’ diye söz almış…” (Âl-i İmran: 81 Ayrıca bkz. Bakara: 247, 248, Mâide: 44, Meryem: 56, Ahzâb: 40, A’lâ: 19)
Bu âyetten kesin olarak anlaşılır ki, nebi kitap ve şeriat almayan biri değildir. Ahzâb: 7’de kendilerine kitap verildiği muhkem olarak Kur’an’da anlatılan peygamberleri nebi olarak vasfediyor: “Hani biz nebilerden sağlam söz almıştık. Senden, Nûh’tan, İbrahim, Mûsâ ve Meryem oğlu İsa’dan da…”
Geleneksel yaklaşım, yukarıdaki âyetlerle tenakuza düşer. Çünkü Kur’an, sakınan ve gerçekten Allah’ın dinine teslim olanlara yeter. Kur’an’a muttakîce yaklaşıldığında çelişkili sonuçlar çıkarılması imkânsızdır.
                                HER NEBİ RASUL HER RASUL DE NEBİDİR
Geleneksel bazı yaklaşımlarda ve çağdaş tahrif çabalarında iddia edildiği gibi Kur’an, nebi ile rasul arasında bir ayrım gözetmiyor. Ayrıca, Kur’an’ın “şu peygamberler nebi, şunlar da rasuldür” diye bir beyanı yoktur.
Nebi, peygamberlerin Allah’tan vahiy alma, haber alma yönünün, rasul ise, alınan vahyin elçiliğini yapma, tebliğ ve şahidliği ifade eden kavramlardır.
Her peygamber vahiy almıştır (nübüvvet-nebi) ve aldığı vahyi tebliğ etmiştir (risalet-rasul). Bu iki vasfı bünyesinde bulundurmayan birine de peygamber denemez. Yani kalbine indirilen vahyin elçiliğini/rasullüğünü, insanlara iletimini üstlenmeyen birine nebi denemeyeceği gibi ilâhî vahiy almayıp nebi olmayan birine de kavram olarak rasul de denemez.
Muhammed (S)’den sonra bir insan kavram anlamında ister rasul, isterse nebi olduğunu iddia etsin, siyerdeki adıyla Müseylemetü’l-Kezzâb’tır (Ahzâb: 40). Çünkü nebi de rasul de ıstılâhî açıdan peygamberliğe delalet eder. Başka bir ifade ile nebi, haber almaya, Allah’tan gelen ilâhî bildirime, rasul ise vahyin
elçiliğine, tebliğine işaret eder. Öz olarak, her nebi rasul, her rasul de nebidir.
                                      NEBİ’YE İTTİBA İTAAT DEMEKTİR
Burada ittiba kavramını tahlil edelim: “Tebia” ve “ittebeahû” fiilleri bir kişinin izinde gitmek anlamını taşır. Bu, bazen bizzat bedenle izlemeyi bazen de onu örnek, model almayı/lider edinmeyi ifade eder:
“…Ey kavmim, elçilere uyun. Sizden hiçbir ücret istemeyen kimselere uyun, onlar hidayet bulmuş kimselerdir.” (Yâsîn: 20, 21
İttiba
kavramı, itaat kavramını da içerir. Her ittiba, itaattir. Kur’an’da ittiba, tâbi olunana göre emredilmiş veya yasaklanmış, övülmüş veya yerilmiştir.
Allah’ın yoluna (Mü’min: 7), Allah’ın hidayetine (Tâhâ: 123), Allah’tan indirilen vahye (En’âm: 50), Şeriata (Câsiye: 18), Dine (Âl-i İmrân: 95), Sırâtı Mustaqîm’e, İslâm’a (En’âm: 153), Nebî’ye, Rasul’e (A’râf: 157) uymak emredilmiş ve övülmüştür.
         İTTİBA KAVRAMININ İTAAT ANLAMINA DA GELDİĞİNE DAİR ÂYETLER
“Onlar, yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de yazılı buldukları Resûle, o ümmî nebîye ittibâ eden (uyan) kimselerdir. O, onlara iyiliği emreder, onları kötülükten alıkoyar. Onlara iyi ve temiz şeyleri helâl, kötü ve pis şeyleri haram kılar. Üzerlerindeki ağır yükleri ve zincirleri kaldırır…” (A’râf: 157)
Âyet, diğer örnekleri gibi hem Rasulullah’ın aynı zamanda nebî olduğunu gösterir, hem de o rasul-nebi’ye tâbi olup uyanların kurtuluşa erenler olduğu vurgulanır. “er-Rasûlen’Nebiy” bileşik iki sıfattır.
“De ki: ‘Ey insanlar! Şüphesiz ben, yer ve göklerin hükümranlığı kendine ait olan Allah’ın hepinize gönderdiği rasûlüyüm. O’ndan başka bir ilâh yoktur. O, diriltir ve öldürür. O hâlde, Allah’a ve O’nun sözlerine iman eden Resûlüne, o ümmî nebiye iman edin ve ona ittibâ edin ki doğru yolu bulasınız.” (A’râf: 158)
Muhammed (s)’in ve diğer peygamberlerin hem nebi ve hem rasul olduğunu belirten, dolayısıyla aynı şahsın birbirini tamamlayan iki ayrı ve birbirinden ayrılmaz özellik ve görevini anlatan rasullük ve nebîliğin aynı şahsın özellikleri olduğunu ve aralarında herhangi bir farkın olmadığını görüyoruz.
Mü’minlerin hidayete ermeleri için Allah’ın rasulüne, o ümmî nebiye iman edip tabi olarak uymaları gerekiyor. Bu âyet aynı zamanda nebî ve rasûl ayrımının doğru olmadığını da içeriyor.

Konferansın videosu istifadenize sunulmuştur.

Yorum yazın

* Bu formu kullanarak girdiğiniz bilgilerinizin saklanmasını ve size ulaşım için kullanılabileceğini onaylıyorsunuz.

İLKAV


İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı

Editör'ün Seçimi

Son Yazılar

İLKAV Teknik Komisyon