Cumartesi, Mayıs 9, 2026
Ana sayfa CUMA KONFERANSLARI Ayan; Anne tek başına bir okuldur

Ayan; Anne tek başına bir okuldur

by İlkav Editor
5 👁
A+A-
Reset

Ayan; Anne tek başına bir okuldur  

Emrullah Ayan, İLKAV Cuma Konferansında, “Ailede Annenin Değeri ve Önemi” konulu bir sunum yaptı.

Ayan,
önce Ahqâf: 15. âyetin meal ve açıklamasını yaparak konuya giriş yaptı.
“Biz, insana ana babasına ihsan etmesini emrettik. Annesi onu ne zahmetle karnında taşıdı ve ne zahmetle doğurdu! Onun (anne karnında) taşınması ve sütten kesilme süresi (toplam) otuz aydır. Nihayet olgunluk çağına gelip kırk yaşına varınca şöyle der: ‘Bana ve ana-babama verdiğin nimetlere şükretmemi, Senin razı olacağın salih amel işlememi bana ilham et. Neslimi de salihler yap. Şüphesiz ben Sana döndüm. Muhakkak ki ben Sana teslim olanlardanım.”
Burada Rabbimiz; mü’minlerin ana-babaya ihsanını anlatıyor. İnsana ihsanı emrettikten sonra, annenin çocuğuna karşı üç durumundan söz ediyor:
1. Annesi onu karnında zorluk çekerek meşakkat içinde taşır.
2. Sonra onu güçlük ve meşakkatle doğurur.
3. Ana karnında taşınması ve sütten kesilmesi de otuz ay sürer.
Âyetten; ananın çocuğuna görevleri ve çocuğu üstündeki hakkı olduğunu anladığımız gibi, babaya nazaran evlât üzerinde ananın haklarının daha çok olduğunu anlıyoruz. Âyetin başında ana-babaya ihsan istendikten sonra, ana ayrıca zikrediliyor. Çünkü analarınız sizi otuz ay meşakkat içinde karnında taşımış, doğurmuş ve emzirmiştir.   
Hadiste şöyle anlatılır: “Bir sahabe gelip Resul (S)’e sorar: ‘Kime ihsan edeyim ya Rasulallah?’ O, ‘ihsanına layık olan annendir’ der. Adam peş peşe üç defa sorar, Rasul (S) ‘annendir’ der. Dördüncü defa sorunca ‘babandır’ der.” Öyleyse evlât üstünde ana hakkı, baba hakkından öndedir. (Buhari, Müslim)
Rabbimiz, ana-babaya ihsan ister. İhsan, Allah’ın gördüğü ve bildiği şuurunda olmaktır. Ana-babaya itaat ederken, Allah’ın gördüğünü hatırda tutacağız. Onların bizden istedikleri Allah’ı kızdırıp azabını gerektirirse, onlara itaat etmeyeceğiz. Zira Allah görüyor. Ne yapacaksak, O’nun rızasını aşmayacak şekilde yapma mecburiyetimizi asla unutmayacağız. Dikkat edin! Bizden itaat değil, ihsan isteniyor.
Ana-Babaya İhsanın Durumu
1. Ana-babamız varlık sebebimizdir. “İtaat edeceğiz, ama ana-babam İslâm’ı yaşamıyor.” Onlar anne-baban mı? O halde onlara itaat edeceksin, ölçü bu. Onların itaati hak etmeleri, ana-babamız olmalarıdır, iyi Müslüman olup olmamaları değildir.
2. Ana-baban şirk veya İslâm dışı istekte bulunurlarsa o zaman onları dinleme, itaat etme! Çünkü sen Allah’ın murakabesindesin. Öncelikle Allah’ın kulusun, O’nu dinleyip razı etmek zorundasın. Bedir’deki gibi baban veya annen Allah’ın dinini yok etmek için seni engellerlerse, o zaman onlarla mücadele et! Çünkü Resûl (S)’in sahabesinin onun safında yaptıkları savaşlarda babalarına böyle davrandıklarını iyi biliyoruz.
“Eğer ana-baban seni körü körüne Bana şirk koşmaya zorlarlarsa onlara itaat etme! Ama dünya işlerinde maruf veçhile onlarla geçin!” (Lokman: 15)
Dünya işlerinde onlarla geçin demek, onları dinle, dediklerinden çıkma, değil, geçinin demektir. İslâm dairesinde onlarla geçinin. Ölçü; onları gücendirip küstürmemektir. Onlar iyidir, Müslümandır diye değil, ana-baba olmaktan dolayı itaate lâyıktır.
Ardından Annenin Tanımı ve Önemi konusunu değerlendirdi:Anne; çocuğun kendisinden doğduğu kadın, yaygın anlamı yanında daha genel olarak, bir şeyin başlangıcında veya varlığında, yetiştirilip iyileştirilmesindeki temel unsuru ifade eder.
Çocuktaki her hatanın müsebbibi, şüphesiz ki ya ana, ya baba veya her ikisidir denilerek çocuk eğitimi açısından ana-baba faktörünün önemi vurgulanır.
Ailede anne faktörü, ana-çocuk arasındaki ilişki, çocuğun hem çevresini, hem kendi benliğini algılamasında ve değerlendirmesinde en önemli etkendir.
Şair Hafız İbrahim’e göre, anne tek başına bir okuldur.
Çocuğun kişiliğinin şekillenmesinde uzmanlar tarafından en etkili dönem olarak kabul edilen 0-6 yaş döneminin profesörü annedir.
“Cennet annelerin ayakları altındadır.” (Nesâî, Cihad, 6) hadisi Rasul’ün annelere verilen değeri, onlara hürmet edip rızalarını almanın cennete girmeye vesile olacağını vurgulayan meşhur bir hadisidir. Hadis, annelerin evlatları üstündeki hakkının büyüklüğüne ve onlara saygının önemi üzerine mecâzî bir ifadedir.  
Son olarak da Anne Olarak Kadın konusuna dair şunları söyledi:   
İslâm’da aile meselesinin ayrılmaz parçası olan “anne olarak kadın” konusuna menfi yaklaşımlar göz önüne alınırsa, şöyle deriz: İslâm’da kadın meselesi varsa, bu meselenin çözümünün adı annedir. İslâm’ın aileye, bilhassa kadına bakışıyla ilgili, kadının anneliğinin merkezî rolüne dair itirazlara, bu çözümü beğenmeyenlere şu cevap verilir: “İslâm kadını aşağılamamış, dışlamamıştır, bilakis anneyi siz aşağılıyorsunuz!”
Kadın için, insânî yasadan önce, üstün ve öncelikli seçim olarak annelik yasasını Allah’ın yarattığı tabiat tesbit etmiştir. Bu sebeple, ne yaratılış açısından, ne de İslâmî açıdan annelik kadın için asla aşağılayıcı değildir. Kadına özgürlük bahanesiyle “anne kadın” olmaktan çıkarıp “çalışan kadın” haline getirenlerin asıl niyetinin kadını özgürleştirmek mi, yoksa dünyanın en bol ve ucuz işgücü olarak onu sömürüp istismar etmek mi olduğu sorusu gözden uzak tutulmamalıdır.
Kaldı ki, kendi evindeki kadın, ana olduğu kadar, aynı zamanda bir eş, aşçı, sağlıkçı, hijyenist, pedagog, diyetisyen, ev ekonomisti, terzi, çiçekçi ve dekoratördür. Bazıları ona “ev mühendisi” de der. Kadının ne pahasına olursa olsun bağımsızlığını tavsiye edenlerin, kadın işçinin fabrikada çalışmasının, ev kadınının evdeki çalışmalarından daha yaratıcı ve daha az ve monoton olduğu iddiaları da aşırı bir genellemedir. Çalışan kadın, başkalarına ait çocukların terbiyesiyle bir öğretmen, çocuk bakıcısı vb. olarak ilgilenmeyi yaratıcı, ama kadının kendi çocuklarını yetiştirmesini aşağılayıcı, bıktırıcı, değersiz ve önemsiz bulmak ne kadar objektif ve tutarlı bir değerlendirmedir. Kadın, sadece anne olarak yeri doldurulamaz bir değere sahiptir. Kadının anneliğini yıkan, onun daha fazla saygı görüp önemsenmesine katkıda bulunamaz. Ülkemizde bazı yazılı-görüntülü medya tarafından bilinçli olarak zihinlere enjekte edilen, “Cinsel başıboşluk ve kontrolsüz cinsellik” aile kurumunun nasıl bir tehditle karşılaştığını açıklamaya yeter de artar.
Bu noktada, aile dışı başka birlikteliklerin de mümkün oluşunu savunup bunun propagandasını yapan sözümona antropolog ve sosyologların, aile birlikteliğini anormal gösterip bu süreci teşvik ettikleri söylenebilir. Bu bakımdan Batı’daki ailenin ölüm döşeğinde olduğu artık kimseye gizli değildir.

Konferansın videosu istifadenize sunulmuştur.

Yorum yazın

* Bu formu kullanarak girdiğiniz bilgilerinizin saklanmasını ve size ulaşım için kullanılabileceğini onaylıyorsunuz.

İLKAV


İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı

Editör'ün Seçimi

Son Yazılar

İLKAV Teknik Komisyon