Cumartesi, Şubat 21, 2026
Ana sayfa CUMA KONFERANSLARI Ayan; Ramazan, Kur’an’ın doğduğu aydır, o yüzden mübarektir

Ayan; Ramazan, Kur’an’ın doğduğu aydır, o yüzden mübarektir

by İlkav Editor
4 👁
A+A-
Reset

Ayan; Ramazan, Kur’an’ın doğduğu aydır, o yüzden mübarektir

Emrullah Ayan, İLKAV Cuma Konferansında, “Ramazan ile Kur’an İlişkisi ve İslâm Toplumunun İnşâsı” konulu bir sunum yaptı.

Ayan, konferansında şu konulara değindi:Kur’an, insanlık için hidâyettir, yol göstericidir. Hidâyetin açıklaması ondadır. Bu kitap Furkân’dır. Yani hakla bâtılı ayırt edip fark ettirme özelliğine sahip bir kitaptır. Bu kitabı tanıyıp  Furkan’a ulaşmadan, hak ile bâtılı tanıyıp hakka tabi olarak bâtıldan uzaklaşmamız kesinlikle mümkün değildir.
Bir de, değer yargı ve ölçüsü olarak bizim Allah’tan, O’nun kitabından başkasını kabul etme hakkımız yoktur. Yani bir şeye iyi veya kötü, haram ya da helâl deme yetkimiz yoktur. Bir şeye Allah iyi demişse iyidir, kötü demişse kötüdür.
Bu kitap aynı zamanda beyyinâttır. Her şey delilleriyle belli, âyetler, yasalar ve hukuk belli, ekonomi, siyaset belli, dünya-âhiret belli, cennet-cehennem belli, her şey en küçük bir şüpheye mahal bırakmayacak şekilde bellidir.
İslâm toplumlarının bozulup kaynaktan uzaklaşma süreci birçok konuda olduğu gibi Ramazan algısında da önemli sapmalara yol açmıştır. Rabbimiz, Kur’an’ı “bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesinde”, Ramazan’da indirmeye başladığını açıklar. “O Ramazan ayı ki, insanlara yol gösteren, hakkı batıldan ayırma ölçüsü ve hidayetten belgeler taşıyan Kur’an onda indirilmiştir…” âyetiyle de Ramazan’a değer ve anlam kazandıran olaya vurgu yapılır. İnsanlar için hidayet rehberi olan, hakkı batıldan ayırma ölçüsü furkanı ve hidayet için belgeleri içeren Kur’an’ın bu ayda indirildiği bildirilir. O halde, Ramazan ve Kadir Gecesi’nin mübarek oluşu, insanlığı kurtaracak mesajın bu ay ve bu gecede indirilmesinden kaynaklanır ve buna Kur’an işaret eder.
Bu açıklama şunu doğurmalıydı; madem Kur’an’ın indirilmeye başlandığı gece bin aydan hayırlıydı, o halde Kur’an’ı okuyup anlamaya ve yaşamaya tahsis edilmiş bir gün de yine bin aydan daha hayırlı olarak algılanıp her gün ve gecenin Kur’an’a uygun ihya edilmesi için seferber olunmalıydı. Buna rağmen yüzyıllar süren, kaynaktan kopuş ve bozulma süreci sonunda, Kur’an kenara bırakılmış, Ramazan ve Kadir Gecesi ise içi boşaltılıp yüceltilmiştir. Böylece, anlamın tüketilmesi sonucunda içeriksiz formları yücelten bir süreç başlamıştır. Bu süreç, vahyin özne olmaktan çıkarılmasına, bu da insanların rehbersiz kalmasına, hak ile batılı ayıramaz hâle sürüklenmesine yol açmıştır.
Gelinen noktada, Müslümanım diyenlerin büyük çoğunluğu, Kur’an’ı hayat dışına çıkarırken, pek çok bid’at ve hurafeyi Kur’an’ın getirdiği dinin yerine ikâme edip kutsallaştırmışlar, Ramazan ayı ile Kadir Gecesi’ni de, vahiyden soyutlanmış şekilde ihya etmeye yönelmişlerdir. Kadir Gecesi’ni ve çoğu bid’at olan diğer “kandil geceleri”ni kutlamak ve bunlara has bid’atlerle “ihya etmek” öne çıkmıştır. Kur’an ve sahih sünnette olmayan kutlama ve bid’at ibadetler, bu gecelerde ısrarla ve yaygın olarak yaşanırken, Kadir Gecesi’nde inen, bu geceye anlam ve değer kazandıran, okunup amel edilmesi ve insanları kurtuluşa götürecek rehberlik için indirilen Kur’an ise terk edilmiştir.
S. Kutub, Yoldaki İşaretler’de bu konuda ciddiyetle durur. Bir daha ilk Kur’an Nesli gibi bir neslin inşâ edilememesine dikkat çekip başarısızlığımızın sebepleri üstünde dururken, Kur’an Nesli inşâsının nasıl mümkün olacağı hakkında fikirlerini açıklar.
Kutub, ilk Kur’an neslinin oluşumunda temel rolü olan üç hususu şöyle sıralar:
1- Kur’an bu ilk neslin tek beslenme, davranış ve yetişme kaynağı idi.
Rasul (S), kalbi, aklı, şuur ve teşekkülü Kur’an’da beliren ilâhî metodun dışında kalan, her tür yabancı tesirden arındırılmış bir nesil meydana getirmek istiyordu. O nesil sadece tek kaynaktan beslendiği için tarihteki eşsiz rolü aldı. Daha sonraki nesillerin beslenme kaynaklarına eski Yunan felsefe ve mantığı, İran mitolojisi ile bunların oluşturduğu dünya görüşü, Yahudi hurafeleri ile Hıristiyan putları ve bunlara benzer kültür ve uygarlık tortuları karıştırıldı. Arkadan gelen nesiller hep bu bulanık kaynaktan beslendiler. Böyle olunca da o ilk neslin benzeri bir daha görülmedi.
2- S. Kutub ilk Kur’an nesli gibi yeni nesillerin yetişememesinin bir diğer sebebi olarak da kaynaktan yararlanma metodu üzerinde durur:
“İlk dönemin örnek nesli, Kur’an’a, kültürü geliştirme, bilgi edinme, haz duyup tatmin olma gibi maksatlarla yanaşmazlardı. Onların hiçbiri, sırf kültürlü olmak veya ilmî ve fıkhî konularda dağarcıklarını şişirmek için Kur’an’ı ele almazlardı. Onlar, kendileri ve toplumları ve toplumda uygulanacak hayat tarzının nasıl olması gerektiği hakkında Allah’ın emrini öğrenmek için Kur’an’ı ele alırlardı. Söz konusu emri de duyar duymaz hemen tatbik etmek için ele alırlardı. Bu şuur, uygulamak üzere öğrenme şuurudur. Böylece Kur’an, kişiliklerince sindirilerek hayatlarıyla kaynaşıyordu.”
İlk nesil uygulayıp yaşamaya dönük anlayışla Kur’an okumaya yönelirdi. Bugün ise Kur’an’a özellikle entelektüel ve akademik çevrelerde çoğunlukla inceleme ve bilgi edinmek amacıyla, meslek icabı, hatta çoğu kez müsteşrik gibi yaklaşılıyor. Geleneksel çevrelerde ise, haz duymak, manâsını anlamadan telaffuz edileni dinleyip duygulanmak, ölülere okuyup sevabını bağışlamak amaçlarıyla Kur’an’a yaklaşılıyor. Bu sebeplerle Kur’an’dan gereği gibi istifade edilememekte, Kur’an doğru, sağlıklı ve istikâmet üzere anlaşılıp tatbik edilemiyor. Geleneksel ve modern kirliliklerle ma’lul bir Kur’an anlayışı, bulanık bir kaynaktan beslenme, netleşememe sorununa yol açıyor.
Sonuçta Kur’an ahlâkıyla ahlâklanılmamakta, Kur’an hayata müdahale ettirilememekte, pratiğe ve sosyal hayata taşınıp sosyalleştirilememektedir. Böylece, Kur’an ya fildişi kulelerde, hayattan kopuk teorik tartışmaların fikir jimnastiği malzemesine indirgenmekte veya cenaze evlerinde, geleneğin “mübarek” gece ve günlerinde haz duymak amacı ile teğannîyi öne çıkaran bir müzik konusu haline dönüştürülmüştür. Şüphesiz bu iki hal Kur’an’ın indiriliş amacına taban tabana zıt bir sapmayı ifade etmektedir.
3- S. Kutub’un ilk Kur’an neslinin oluşumunda dikkat çektiği 3. faktör şudur:
“O zaman İslâm’a giren kişi, giriş kapısının eşiğinde cahiliye devrindeki geçmişinin tümünden sıyrılmanın şuurunda olurdu.”
“Mü’minin; cahiliye geçmişiyle İslâm’a girdikten sonraki hayatı arasında şuur alanında gerçekleşen kesin ayrılış vardı. Zihnî yaşanan bu hicret ve kopuş, hayata taşınıyor, İslâm’a girenlerin hayatında da, ahlâkî ve davranışlar planında büyük bir inkılâb yaşanıyordu. Cahiliyenin gelenek, kavram ve ilişkilerinden sıyrılma kişileri kuşatıyor ve tam bir yol ayrımı gerçekleşiyordu.”
“Bugün, İslâm öncesi cahiliyenin tıpkısı, belki daha koyusu içindeyiz. Çevremizdeki her şey cahiliye damgasını taşıyor. İnsanların bakış açıları ile inanç ve gelenekleri, kültür kaynakları, edebiyatları, yasa ve hukukları, hatta İslâm kültürü, kaynağı, İslâm düşünce ve görüşü olarak saydığımız değerlerin çoğu cahiliye ürünüdür! Bu yüzden İslâmî değerler vicdanımızda tutunamıyor, zihnimizde bir İslâm bakışı belirip İslâm’ın ilk döneminde yetişen o neslin bir benzeri grup aramızda meydana çıkamıyor.”
“Bu yolda atacağımız ilk adım, kendimizi cahiliyenin değer ve görüşünün üstüne çıkarıp dışında tutmaktır. Yol boyunca onunla uzlaşmak için değer hükümlerimizden ve bakış açılarımızdan, az ya da çok taviz verip sapmamaktır. Biz ve onlar ayrı yolun yolcularıyız. Onlara bir adım bile uyduğumuzda metodumuzun tümünü ve yolumuzu kaybederiz.”

Konferansın videosu istifadenize sunulmuştur.     
 

Yorum yazın

* Bu formu kullanarak girdiğiniz bilgilerinizin saklanmasını ve size ulaşım için kullanılabileceğini onaylıyorsunuz.

İLKAV


İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı

Editör'ün Seçimi

Son Yazılar

İLKAV Teknik Komisyon