Hutbe: Ramazan, Kur’an’ın doğduğu aydır, o yüzden de mübarek kılınmıştır
“O Ramazan ay’ı ki, insanlara yol gösteren, hidayeti, doğruyu ve yanlışı ayırt edip açıklayan Kur’an’ın indirildiği aydır. İçinizden kim o aya yetişirse oruç tutsun…”
(Bakara: 185)
Kardeşlerim, bugün Hicrî Ramazan Ayı’nın 3’ü 1447/Cuma
Her dinde değerli, kutsal kabul edilen zaman ve mekânlar vardır. Dini hayattan uzaklaştırma çabasında olan modern toplumlar bile kendilerince “kutsal” gün ve mekânlar icat etme ihtiyacı hissetmişlerdir. Ulusal günlerde her yıl ‘âyin’ler düzenlemekte, bir liderin mezarı ya da bazı anıtlara ta’zimde bulunup bunları ‘kutsal’ mekanlar olarak kabul etmektedirler.
Ka’be, Mekke, Kudüs gibi yerler; Ramazan, Cuma, Kadir Gecesi gibi zaman dilimleri de biz Müslümanlar için özeldir, mübarektir. Aslında zaman, bir nehir gibi kıyamete doğru akmakta, doğusundan batısına tüm yeryüzü Allah’a aittir. Hâl böyle iken bazı yerleri ve bazı zaman dilimlerini özel kılan nedir? Günler, aylar, değeri bizzat kendilerinden mi almaktadır?
İslâm’ın zaman ve mekân tasavvurunda mutlak iyi ve mutlak kötü yoktur. Hayırla, salih amelle geçirilen zaman ve hayırlı amellerin yapıldığı mekân değerlidir. Ka’be, değerini üzerine inşâ edildiği yer ya da yapısından almaz. O, Allah’a kulluk için yapılan ilk ‘ev’dir. İnsanların yaratılış gayesi olan kulluğu, tevhîdi simgeler. Hz. Âdem’den beri İslâm’ın en somut yapısıdır. Bu yüzden de haccın mekânıdır.
Gün ve geceleri, mekânları özel ve mübarek kılan Allah’tır. Mukaddes kılma yetkisi sadece ‘kuddûs’ olan Allah’ındır. Allah’ın dışında kimsenin böyle bir yetkisi yoktur. İnsanların hayra teşvik edildiği gün ve geceler eğer değerlerini bizâtihî kendilerinden almaya başlamışlarsa maksat aşılıyor demektir. Ramazan da, Kur’an’ın bu ayda indirilmeye başlanması ve Allah’ın, formu, şekli belli, en somut emirlerinden biri olan orucunu bu ay’a has kılması sebebiyle mübarektir.
Rabbimizin ‘bin aydan daha hayırlı’ diye vasfettiği Kadir Gecesi de değerini Kur’an’dan almaktadır. Kur’an indirilmeye başlandığı için o gece bin aya yaklaşık bir insan ömrüne değer sayılmıştır: “Biz onu (Kur’an’ı) Kadir’in Gecesinde indirdik. Kadir’in Gecesinin ne olduğunu sen nereden bileceksin? Kadir’in Gecesi bin aydan hayırlıdır. Melekler ve Ruh, o gece Rab’lerinin izniyle her iş için iner de iner. Esenliktir o, tâ tan yeri ağarıncaya kadar!” (Kadir: 1-5)
Ramazan ay’ının önemini vurgulayan Bakara 185. âyet Kur’an’ın üç önemli özelliğine işaret eder: İnsanlara yol göstermesi/hâdî, hidayeti açıklaması; beyyinâtin mine’l-hüdâ ve doğruyu yanlıştan ayırt eden olması/Furkandır.
Hayatımızı Kur’an’a göre ayarlıyor, gösterdiği yoldan yürümeye gayret ediyorsak Kur’an bizim için ‘hâdî’dir.
Haram-helal, hayır-şer, doğru-yanlış, güzel-çirkin, temiz-pis, faydalı-zararlı ayrımını Kur’an’a göre yapıyorsak Kur’an bizim için ‘Furkan’dır.
Kur’an’ı anlamaya çalışıyor, hayatımızı ona göre şekillendirmeye gayret ediyorsak bizim için ‘beyyinât’tır.
Değerli mü’minler, Ramazan’da ve diğer günlerde yapılan mukâbele ve hatimlerde anlam ve maksat ne kadar önemseniyor? Kur’an’ın anlam ve maksadını gözden kaçırarak sadece lafzını seslendirmek Kur’an’ın ruhuna uyar mı?
Kur’an’ı, ‘tefekkür, tedebbür, teakkul, tefekkuh’ gibi kavramların yerine ‘ziyafet, makamlı okuyuş’ kavramlarıyla birlikte zikretmek; akledilen bir kitap olma yerine duygulanılan, ağlanılan bir kitap haline getirmek normal mi?
Ramazan ayını değerli kılan bir diğer neden de “bizden öncekilere de farz kılınan” (Bakara: 183) orucun bu ayda tutuluyor olmasıdır. Âdeta Kur’an’ın doğumunun bir ibadetle, oruç ibadetiyle tebrik edilmesidir.
Oruç/savm; insanı diğer mahlukâttan ayıran en önemli salih amellerden biridir. Oruç; tutmak, yakalamak, kontrol etmek, zabt-u rabt altına almak demektir. Oruç ile insan kendini kontrol eder. İnsan, oruçla istek ve arzularını kontrol ederek onların mahkumu değil hâkimi olur.
Oruç, cehaletle hilmi ayıran en önemli kıstastır. Halim insan, içgüdülerini kontrol edip en doğru şekilde davranırken cahil, kaynayan suyun taşması gibi celallenir ve kendini kaybeder.
Oruç, doğruda sebat etme, ayakları sabit tutmak, sabretmek ve mukâvemettir.
Oruç ile insan kendini başkalarının yerine koyar, başkalarıyla hemhâl olur, diğergâmlığı öğrenir. Yeryüzünde zayıf bırakılıp sömürülen, ezilip aç bırakılan insanların halini kavrar.
Oruç, insanı her türlü fena işi yapmaktan alıkoyan bir kalkandır. İnsan oruç tutar, oruç da insanı tutar.
Oruç, insanın fucûr yönünün dizginlenip takvanın takviye edildiği ameldir.
Oruç, “bırakın yapsınlar, bırakın tüketsinler!” felsefesinin dünyayı getirdiği bataklığa karşı “dilediğin gibi tüketemezsin” uyarısıdır. Modernizme meydan okumadır.
20.02.2026
Hazırlayan: Emrullah AYAN