Hutbe: Kur’an Hakkıyla Okunmalıdır. “Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, onu gereği gibi okurlar. İşte bunlar ona inanırlar. Onu inkâr edenlere gelince, işte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.” (Bakara: 121) Kardeşlerim, bugün Hicrî Şaban ayının 4’ü 1447/Cuma Kur’an’ı gereğince takdir edip okumalıyız. Gereğince takdir etmek nedir? Onu zan ve vehme dayanan beşerî kuruntuların meşrulaştırıcı aracı kılmamaktır. Arınmak ve ma’ruf olanın yaygınlaştırılması için okumaktır. Öğrendikleri ile amel etmeyen veya amel etmek için değil, spekülasyon üretmek için Kitab’a başvuranlar belki ilâhî mesajı kısmen anlayabilir; ama asla engin bir kavrayışla onu idrak edemezler. Dolayısıyla öğrendikleri onları hidayete sevk etmez; dalâlet veya vehimlerini derinleştirmekten başka bir işe yaramaz. Kur’an’da, hidayete erip arınmak, arındırmak, uyanıp uyarmak için okunmalıdır: “Kur’an, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve âhirete de kesin olarak iman eden mü’minler için bir hidayet rehberi ve bir müjdedir.” (Neml: 2, 3) “Kulları arasından yalnızca ulemâ/gereğince anlama kavrama gayretinde olanlar, Allah’tan hakkıyla korkup çekinirler. (Bilirler ki) Allah Azîz ve Ğafûr’dur. Allah’ın vahyine uyanlar, namazlarında dikkatli, devamlı olanlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli-açık muhtaçlar için harcayanlar: İşte ancak bunlar (dünya-âhiret) kesintiye uğramayan bir kazanç umabilirler.” (Fâtır: 28, 29) Kur’an’a gereğince ilgi göstermek, “İlâhî mesajın gönülleri ısıtan aydınlığına kalbimizi tümüyle açmak” demektir. Salt bir anlama çabası, Rabbânî mesajı kavramak, hayatın kalbine onun aydınlık meşalesini dikmek için yeterli değildir. Çünkü İlâhî vahye gönül vermeyen biri bile, Kur’an’dan bir şeyler öğrenip anlayabilir. Fakat şeriatın maksatlarını gerçekleştirecek verimlilik, onu ancak bir iman kaynağı, bir eylem talimâtı olarak okumakla mümkün olur. Kur’an’ı, önceki ümmetlerin yaptığı gibi, gereğince amelden başka maksatları meşrulaştırma aracı kılmamak gerekir. Ona gerçek anlamına uygun kavrayışı amaç edinip tam anlamıyla uygulamak gayesiyle başvurmak gerekir. İlâhî kelamı gereğince okuyup anlamak için arınma niyetiyle takvayı kuşanmak lazımdır. Kur’an’ın mesajındaki derin hikmetleri kavramak için tam anlamıyla nüfuz etme gayesiyle okumak gerekir. Bununla ilâhî mesajı kavramak, ona malûmât edinmek için değil, uygulama düşüncesiyle başvurmak demektir. Hutbemin başında okuduğum âyet, İlâhî mesajı gereğince okumanın gönülden teslim olanlarca yapılabileceğini beyan eder: “Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu gereği gibi okurlar. İşte bunlar ona iman ederler. Onu inkâr edenlere gelince, işte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.” (Bakara: 121) Hikmetin temel kaynağı Kur’an’ın rehberliğinde oluşmamış her tür yorumlama şekline mesafeli yaklaşmalıyız. Değil mi ki, hayatı ve içindeki her tür olguyu İlâhî vahiy kılavuzluğunda anlamlandırmak lazım. Öyleyse anlayışlarımızı, tüm anlama çaba ve tefekkürlerimizi de İlâhî vahyin tek korunmuş kaynağı olan Kur’an’ın yönlendirmesine açık tutmak boynumuzun borcudur. Bu bağlamda Kur’an’ın ruhundan onay alması mümkün olmayan tarihselcilik yönteminin hiçbir değeri yoktur. Anlamı metnin dışında arayan tarihselciliğin en önemli açmazı, merkeze insanı koymak bakımından aşağıdan yukarıya doğru bir yorumlama usûlü ile konuları ele almasıdır. Kısaca Kur’an’ın denetim ve rehberliğinde oluşmayan tüm geleneksel ve modern yorumlamalar neticeleri itibarıyla asıl olan furûât, belirleyici olması gerekenin belirlenen, etkin olması gerekenin edilgen olması gibi zulümlere yol açmıştır. İmtihan alanı dünyada, tabiî ki denenme konularımız içinde İlâhî vahyin insana iletilmiş tek korunmuş kaynağı Kur’an’a, hayatımızda nasıl bir yer verdiğimiz de vardır. Her mü’minin, Kitapla ilişkisini bu bilinçle kurması da beklenmesi gerekendir. Kur’an’ı doğru anlamının yolu tefsir usûlünün doğru oluşuna bağlıdır. Yöntemin Kur’ânî olması gerektiği de “hikmet” çerçevesinde değerlendirilmelidir.Buraya kadar aktardığımız gibi, Allah’ın insanlara bahşettiği bilgi, inanç-bilinç ve eylem kılavuzu olan Kur’an’da tefsir yöntemine dair temel yaklaşımların neler olduğu açıklanmıştır. Bu köşe taşları oturtulmadan girişilen tefhim, tefsir ve fıkhetme çabaları vehâmetle sonuçlanmaktan kurtulamayacaktır. Kur’an tek kaynak değil temel kaynaktır.Kur’an onaylı gönderme yapılıp bize önemsetilen Sünnet ve ilk muhataplarla mesajın bağlantısını koparmak, Kur’an’ın doğru anlaşılma imkânının yollarının kapanmasına neden olacaktır. Bu sebeple her tür ikinci derece kaynak ve her tür bilgilenme aracının Kur’an’ı temel alarak değerlendirmeye tâbi tutulması gerekir. Capcanlı, ilginç bir kitap olan Kur’an’dan orijinal, şaşırtan bilgiler çıkarmak için yararlanmak mümkündür. Ancak elde edilen bu ma’lûmât, mesajın bütünlüğü ve gayeleri göz önüne alınmadan kullanıldığında işe yaramaz. Asıl amacı insanlardan muttakîlere hidayet etmek olan İlâhî vahyin kalpleri aydınlatıp gönülleri ısıtan mesajına ma’lûmât muamelesi yapmak doğru değildir. Özetle; küfür karanlığında kalıp ölüme terk edilmiş kalpleri, aydınlatıp hayat veren Kitabımızı, “sorunlarımızın nihâî çözüm kaynağı” gözü ile okumalıyız. İlâhî kökeni unutmadan, beşerî yöntemlere bel bağlamadan okumamız gereken ilâhî vahyin mesajlarını hayatımızın her anında varoluş gayemizi hatırlamak ve hatırlatmak için okumalıyız. Kur’an’ı belli bir plan ve programla, duyarlı bir şekilde, takvâ kuşanmış bir yürek duyarlılığıyla okumalı, Rabbimizin katından indirilmiş Kitab’a gönül verip ona başvurmalı, yoluna baş koymalıyız. 23.01.2026 Hazırlayan: Emrullah AYAN