İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı’nın her yıl Ramazan ayı içerisinde gerçekleştirdiği “Ramazan ve Kuran” panelinin bu yıl sekizincisi yapıldı. “Kur’an’ın, İlk Muhataplarını İnşa Süreci”nin konu edildiği panel www.ilkav.org sitesinden canlı olarak yayınlandı. Ramazan Koç’un Kur’an tilaveti ile başlayan panelin açılış konuşmasını Şeyho Duman yaptı. Şeyho Duman konuşmasında özetle şunları söyledi: “Allah’ın emanetini tevdi ettiği yeryüzünde halife kılınan insanlığın, bu emaneti yerine getirmek için ölçüye, değerlere, kurallara ve takip edilmesi gereken yolun işaretlerine ihtiyacı olduğunu bilen Rabbimiz, onlara vahiyle yol göstermiş, bu yolda rehberlik yapacak, insanı karanlıklardan aydınlığa çıkaracak, hak ile batılı ayrıştıracak Furkan’ı / Kur’an’ı inzal ederek, vahiyle fıtratı buluşturarak İslami şahsiyeti inşa edecek, cahiliyeden ayırıp tekâmül ettirecek önemli bir destek lütfetmiştir. İnsanlara, ancak vahyin gölgesinde hayatlarını devam ettirmeleri halinde üstlendikleri emaneti taşıyabileceklerini bildirmiştir. Ancak özellikle ilk nesilden sonra vahiy gereği gibi anlaşılmamış, hakkıyla okunup hayata hakim kılınmamıştır. Allah insanların Kuranı okuyarak, diğer insanlara da örnek olacak bir seviyeye yükselmelerini murat ettiği halde; insanlar Kuran’ı kendi cahili anlayışlarının, dünyevileşmeye dayalı yoz hayatlarının, heva ve heveslerinin seviyesine indirgemeye çalışmışlardır. Yani kendileri Kur’an’a uyacaklarına, Kur’an’ı, hevalarıyla tercih ettikleri hayata uydurmaya yeltenmişlerdir. Bundan dolayı Kuran aramızda varlığını garip olarak devam ettirmektedir” dedi. Kitabın ölülerin üzerine okunmak için değil, hayata taşınmak ve yaşamlaştırılmak için indirildiğini söyleyen Duman, Kuran ayetlerinden örnekler verdi.
Pamak, “Vahiyle ilk buluşma ve İslami şahsiyetin inşası” ile ilgili olarak ilk muhataplarda nasıl bir sürecin yaşandığı? Sorusunu OGÜ İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Yaşar Düzenli’ye yöneltti. Yaşar Düzenli, Allah’ın kitabının 610 yılında hicaz bölgesindeki Mekke’de inmeye başladığı ve 23 yıllık zaman dilimi içerisinde tükenmiş olan insanı, hak etmiş olduğu insani çizgiye ve kemale doğru çıkarmak için tedricen indirildiğini hatırlatarak bu süreçte dünyada meydana gelen gelişmelere paralel olarak vahiy sorunlara cevap veriyor ve insanlara yön veriyordu tespitini yaptı ve özetle şunları söyledi:
“Kur'an'ın indiği dönemdeki yanlış din anlayışları ve bunların ıslahı ya da tasfiyesi” konusunda ‘’Kur’an’ın ilk nesli nasıl yönlendirdiği?’’ sorusu da Almanya İnsana Hizmet Vakfı Başkanı Yalçın İçyer’e yöneltildi. Yalçın İçyer özetle şunları ifade etti:
Üçüncü konuşmacı Haksöz Dergisi yazarlarından Fevzi Zülaloğlu idi. Ona da “Velayet ve İman kardeşliğiyle İslami Yapının İnşa Sürecinin’’ nasıl gerçekleştiği sorusu yöneltildi. İmani ve ameli hicretle İslami şahsiyetin inşasından sonra ilk muhataplar bireysel bir hayat mı sürdüler, yoksa iman kardeşliğiyle bütünleşip cahiliye toplumuna alternatif İslami yapıyı mı inşa etmeye çalıştılar? İman kardeşliğinin ölçüleri neydi? soruları üzerine Fevzi Zülaloğlu; İslam’da bireyselliğin olmadığını, mü’minlerin cemaat, toplum olarak hayatlarını sürdürmelerinin hem fıtri hem de vahyi bir gereklilik olduğunu Kur’an’ın ilk muhataplarının da iman kardeşliği ve velayet bağı ile bir araya gelip kardeşleştiklerini ve cahiliyeye alternatif İslami yapıyı inşa ettiklerini hatırlatarak özetle şu hususları ifade etti:
Oturum Başkanı olan Mehmet Pamak aynı zamanda son konuşmacı olarak “Şirk Sisteminden Beraat, Uzlaşmazlık ve İtaatsizlik” konusunu ele aldı. Kur’an’ın Mekke’deki ilk muhataplarını imani ve ameli hicretle cahiliye inanç ve amelinden uzaklaştırarak, fıtratla vahyi bütünleştirerek İslami şahsiyetler olarak ortaya çıkmaya ve bilahare cahiliye toplumundan yapısal planda da bir ayrışma yaşayarak alternatif İslami yapıyı oluşturmaya yönlendirdiğini Mekki surelerden çok sayıda ayetle hatırlattı. Kur’an hem mü’minleri, hem de bu İslami yapıyı, cahiliye inancı, toplumu ve sistemiyle zihni, imani ve ameli olarak ayrışmaya, uzlaşmamaya, onlara itaat etmemeye, onlara taviz vermemeye çağırdığını, hep alternatif kalmaya yönlendirdiğini ve bunu hayatın içinde temin ettiğini söyleyerek şu hususları vurguladı:
“Kur’an’ın yolunu ve onun ilk şahidi Resulullah’ın mücadele sünnetini esas alarak, Mekke’deki bu onurlu ilk neslin örnekliğini günümüze taşımaya çalışalım. Vahyi hayatında sosyalleştirerek, cemaat planında şahidliğini yapacak, pratiğinde yaşamlaştırarak bu kurtarıcı mesajı insanlığa sunacak çağımızın Kur’an toplumunu, ümmet nüvesini oluşturalım. Bunun için bireysellikleri ve küçük öbekleri aşarak, hiç değilse dayatılmış sınırlar içinde çağımızın Kur’an toplumunu oluşturalım. Sonra da diğer bölgelerdeki Kur’an toplumlarıyla bütünleşerek küresel birliğe doğru yürüyelim. Bilelim ki, böyle ilk nesil gibi bir ümmet nüvesi oluşup Kur’an onun pratiğinde yaşanılır kılınmadan, cahiliye içinde ona uyum sağlayarak, uzlaşarak yaşayan teorik imanlı bireylerle bu mesajı insanlığa layıkıyla ulaştırmamız mümkün değildir. Bütün insanlık bu mesaja muhtaç iken ve karanlıklardan aydınlığa çıkarıp kurtuluşa taşıyacak mesajı ihtiva eden muhteşem Kur’an bizim elimizde olduğu ve biz bu kitabı okuduğumuzu iddia ettiğimiz halde, cahiliyeye alternatif oluşturmayı bırakıp egemen şirk sistemine ve küresel kapitalizme eklemlenme sonucu doğuran sistem içi yollara saparsak, hem Allah hesap sorar, hem de bu kitabın mesajına muhtaç oldukları halde bizim ilkesizliklerimiz ve doğru bir temsil ortaya koyamamamız yüzünden ona ulaşamayan bütün insanlık hesap sorar. Ve bu insanlar, Allah’a şu şikayette bulunma mazeretini elde ederler: ‘Rabbimiz, biz modern paradigmanın ürettiği şirk ideoloji ve sistemlerinin kuşatması altındaydık, Kur’an bizim elimizde değildi, ona yabancıydık. Kur’an’ı ellerinde bulunduran, indirdiğin bu kurtarıcı mesajdan haberdar olan Müslümanlar ise, kitabı okudukları halde, onurlu, ilkeli bir temsille, ahlaklı bir şahidlikle ve hayatlarında onu yaşamlaştırarak bize sunmaları gerekirken, onlar teorik olarak kitabın bilgisini elde etmekle yetinip, bizim sekülerizmimizin, liberalizmimizn, laik demokrasilerimizin, kapitalizmimizin peşine takıldılar ve hepimiz bu sapkınlıkla bugün huzuruna geldik. Allah’ım ellerinde Kur’an olduğu halde, onun mesajından haberdar oldukları halde bizi de kendilerini de kurtaracak bu mesaja sırt dönerek, hüsranımıza sebep olan bu insanlara iki kat azap ver. Bizi ahret yurdunda hangi akıbet bekliyorsa, bizi uyarmayan, şahidlik sorumluluğunu yerine getirmeyip bizim sistemlerimizin peşine takılan onlar bunun daha fazlasını hak etmiyorlar mı?’ İşte bu hesap bilinciyle ürpererek, Rabbimizi razı etmek ve sorumluluklarımızı yerine getirmek amacıyla, Kur’an’ın kurtarıcı mesajını, ferdi ve ümmet planında şahidliğini yaparak, hayatımızda örnekleyerek insanlığa sunalım. Cahiliye sistemleri, ideolojileri ile uzlaşmadan, onlara itaat etmeden, onlara eklemlenmeden, modern ve geleneksel bütün cahiliyeyi reddederek özgün bir alternatif oluşturmakta ısrarcı olalım. Gücümüzün yettiğini yaptığımız, sorumluluklarımızı yerine getirdiğimiz halde, dünyevi ölçülerle bakıldığında bir başarı elde edemesek bile, hiç değilse şehid Seyit Kutup misali “yoldaki İşaretler”i bir daha belirginleştiren, dikkat çeken bir çığlık da biz atarak, tavizsiz bir biçimde hakkı haykırarak can verelim ve gelecek nesillere takip edilmesi gereken ‘Yoldaki İşaretler’i hayatın içinde örnekleyerek bırakalım.”

.jpg)
.jpg)







.jpg)
