Üye Ol  -  Şifremi Unuttum?
Facebook
 
 
> Halimizi Sorgulamak – 7...

> Pamak: Halimizi Sorgulamak – 6...

> Pamak: Şu Hâlimize Bakın, Hâlâ Rabbimize Sığınıp Tevbe Etmeyecek ...

> Şu Hâlimize Bakın, Hâlâ Rabbimize Sığınıp Tevbe Etmeyecek miyiz? ...

> Hesap Gününde Yaşanan Kahredici Pişmanlığa Karşı Tedbir Alalım...

   
En Çok Okunanlar

Anasayfa  >   CUMA HUTBELERİ  >  2016
 
Hutbe: Ahiret Bilinci
Tarih: 26/02/2016
   


Evet dünya bir tarla gibi ekilen, dikilen, üretim için çaba harcanılan yerdir. Aynen bir çiftçi gibi sahibi olunan tarlanın iyi verimi için toprağın bakımı, ilaçlanması, ekimden sonra zararlılarıyla mücadele, sulama, gübreleme ne ise; hayatın da benzer uğraşıları vardır, olmalıdır. Zamanında yapılmaz ve gereken işler ihmal edilirse sonuç hüsran olur.

Hutbe: Ahiret Bilinci

“ O gün bazı yüzler ağarır, bazı yüzler kararır. Yüzleri kararanlara: "İnanmanızdan sonra inkar ettiniz ha? Öyle ise inkar etmenize karşılık azabı tadın!" (denilir).                                                                                                                 

Yüzleri ağaranlar ise Allah'ın rahmeti içindedirler, orada sürekli kalacaklardır.”
Bugünkü hutbemizin konusu ser levha olan Al-i İmran Suresi 106 ve 107. ayetlerdir.

Değerli Kardeşlerim,                                                                                                       

Okuduğum ayetlerdeki ifadeler gerçekten üzerinde çokça durulmaya değer, tefekkür edilip çıkarımlar yapılması gereken ayetlerdir.

Biz mü’minlere göre insanlar, şu an yaşadığımız yeryüzünde Sahibimiz tarafından takdir edilen zamana kadar yaşar ve sonunda ölür. Bu her canlının kaçınılmaz kaderidir. Bizler bu alemin geçici bir mekan olduğunu bilir, iman ederiz. Dünya hayatının bir görev ve sorumluluk yeri olduğunu idrak ederiz. Bu bilinçle ve imtihana tabi tutulduğumuzun farkında olarak yaşarız.

Ayetlerde iki grup insan topluluğundan söz ediliyor. Ya müjdeler ile yüzleri ağaracak olan insanlar ya da yüzleri kapkara olup azabla cezalandırılacak olanlar. Bir üçüncüsü yok, yani biraz cehennem biraz da cennet. Bunun için doğru bir seçimle istikamet sahibi olmamız gereklidir.

Ahirette yüzleri kararacak olanların en temel özelliğinin Allah’ı gereği gibi takdir edememek olduğunu ifade edebiliriz. Kur’an’ın vasıflarını çerçevelediği Allah tasavvuru ile bu zümrelerin Allah tasavvuru çok farklıdır. Şöyle ki; Kitab-ı Kerim Rabbimizi yegane ilah, hayatın her anına ve alanına dair hükümler vaaz eden, kıyamete kadar olabilecek sorunların çözümünü temel esaslarda da olsa beyan eden, yaratmakla bırakmayan aynı zamanda emreden ve hükmeden bir otorite olarak tanıtmaktadır. Bu dinin esaslarında çağımız modern dünyasının yaygın hastalıklarından olan seküler, laik, pragmatist anlayışlara yer yoktur. Laiklik ya da demokrasi öyle basitçe ifade edildiği gibi inanç hürriyeti veya çoğulculuk anlayışından ibaret görülmemelidir. Her biri apayrı İslam’a esastan zıt beşerî ideolojilerdir. Ayrıca Kur’an’da emredilenleri ya da nehyedilenleri yerine getirmede tembellik göstermek, ciddiye almamak şeklindeki umursamaz davranışlar da iman iddiasıyla çelişki arz eder. Zira Kitabımız buna dair bizlere“işittiği halde işitmeyenler gibi” davranmayı inkar edenlerin bir özelliği olarak ve kınayarak vermektedir. Ve sonuç üzerinden ders çıkarmamızı, böyle davranmakla da kendimizi aldattığımızı bizlere hatırlatmaktadır.

Yüzlerin kararmasına sebeb olacak bir başka durum da Risaleti Kur’an’dan bağımsız, insan üstü mucizelerle donatılmış, yarı ilah konumuna oturtulmuş, felsefî teorilerle tanınmaz hale getirilmiş, sözde sevgi, saygı adına yüceltilmekte neredeyse Allah’ın yakın arkadaşı haline getirilmiş bir Peygamber algısına sahip olmak. Rasulü neredeyse Allah’a rakip bağımsız teşri kaynağı olarak görmek.Ya da sıradanlaştırma zaafına düşmek. Rasulü kendileri kadar dahi din hakkında konuşma yetkisine sahip olarak görmemek. Ayetleri anlama ve yaşama konusunda devre dışı bırakmak şeklindeki zaafları ifade edebiliriz.

Değerli Kardeşlerim,                                                                                                           

Ahiret hayatını da Kur’an’dan bağımsız zannî görüşlerle bozmak, Kur’anî  uyarıları dikkate almadan en küçük bir iyilikle dahi, bir hayvanın susuzluğunu gidermek kabilinden veya birkaç kez anlamı dahi bilinmeden söylenilen bazı tesbihat ve zikirlerin ağırlığının bütün günahları bertaraf edecek derecede görüp cenneti ve cehennemi ucuzlatma hayalleriyle Ahiret bilincini bozmak, hafife almak yüzleri karartacaktır.  Ahireti ve kurtuluşu bir velinin eteğine tutunmakta veya bir cemaate mensup olmakta görmek. Hesap gününü basite almak ve dolayısıyla sorumsuzca yaşamak. Oysa ki Kur’an, Ahiret tasvirini kişinin ana-babasını, çocuklarını hatta dünya ve içindekileri dahi kurtulmak için fidye vereceği, hiçbir alışveriş ve dostluğun olmadığı gün olarak tarif etmiş iken.

Rabbimiz yüzleri ağaranlardan olabilmeyi öncelikle selim bir kalb ile Allah’a yönelmekle, O’nu gereği gibi takdir etmekle, yani uluhiyeti, kanun koyma yetkisini sadece O’nda görmekle, dua ve yakarışın sadece O’na has kılınmasıyla, mümkün olacağını bildiriyor. O gün yüzler, ancak O’nun dünya ve Ahiretin tek söz sahibi olarak bilinmesine yönelik yaşayışla, tevekkülün ve yönelişin ancak O’na yapılmasıyla ağaracaktır.

Evet dünya bir tarla gibi ekilen, dikilen, üretim için çaba harcanılan yerdir. Aynen bir çiftçi gibi sahibi olunan tarlanın iyi verimi için toprağın bakımı, ilaçlanması, ekimden sonra zararlılarıyla mücadele, sulama, gübreleme ne ise; hayatın da benzer uğraşıları vardır, olmalıdır. Zamanında yapılmaz ve gereken işler ihmal edilirse sonuç hüsran olur.

Yüzleri ağartacak olan ve kıyamette bizleri mutlu kılacak olan vasıfları Kur’an’ın beyanıyla ifade edecek olursak;

“-Rabbinizden gelen mağfirete ve genişliği gökler ile yer kadar olan, muttakiler için hazırlanmış cennete koşuşun. O(koruna)nlar bollukta ve darlıkta Allâh için harcarlar, öfke(lerin)i yutkunurlar, insanları affederler. Allâh da güzel davrananları sever. Ve onlar bir kötülük yaptıkları, ya da nefislerine zulmettikleri zaman, Allâh'ı hatırlayarak hemen günâhlarının bağışlanmasını dilerler; günâhları da Allah'tan başka kim bağışlayabilir? Ve onlar, hatâlarında bile bile, ısrar etmezler.” Ali imran 134-136

“Müminler ancak, Allah anıldığı zaman kalpleri ürperen, ayetleri kendilerine okununca imanları artan ve Rablerine tevekkül eden kimselerdir. Namazlarını kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allâh için) harcarlar. İşte gerçek mü'minler onlardır. Onlara Rablerinin katında dereceler, bağışlanma ve tükenmez rızık var.”  Enfal  2-4

 “Ayetlerimize ancak, kendilerine hatırlatıldığı zaman secdeye kapananlar, büyüklük taslamayarak Rab’lerini hamd ile tesbih edenler inanırlar. Onların yanları yataklarından uzaklaşır, korku ve ümit ile Rab’lerine yalvarırlar. Kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden yoksullara verirler.” Secde 15,16

 “Allah, müminlerden canlarını ve mallarını cennet karşılığında satın almıştır. (onlar) Allah yolunda öldürürler ve öldürülürler.” Tevbe 111

“O iyilik edenler, ufak tefek kusurları dışında, günahın büyüklerinden ve fuhşiyattan kaçarlar” Necm -32

“İnsanlara iyiliği emredersiniz de kendinizi unutur musunuz? Kitabı okuyup durduğunuz halde düşünmez misiniz?” Bakara 44

"Rabbimiz Allah'tır" deyip, sonra doğru olanların üzerine melekler iner: "Korkmayın, üzülmeyin, size söz verilen cennetle sevinin! (derler)." Fussilet 30

Rabbimiz bizleri okumuş olduğumuz ayetler çerçevesinde hareket edip yüzleri ağaranlarda kılsın, ayetleri göz ardı edip hevasına uyan, dünya çıkarları için Ahiretini heba edenlerden eylemesin. Amin..
                                                                                                   

     26.02.2016
Hazırlayan: Hayati İSAOĞLU

 

 

Bu içerik 1577 defa görüntülendi.
 
 
CUMA HUTBESİ YAZARI

Hayati İsaoğlu
  Diğer Cuma Hutbesi Yazıları

 
 
Yorumlar
Yorum Ekleyin
Adınız Soyadınız
e-Posta Adresiniz
Başlık
Yorum
Kalan karakter sayısı : 6000
Güvenlik Kodu
 
 
Copyright © 2013 İLKAV - İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı
Strazburg Caddesi No:18/4 SIHHIYE/ANKARA
Telefon :  +90 (312) 229 79 76 e-posta:  iletisim@ilkav.org
İLKAV Teknik Komisyon