Üye Ol  -  Şifremi Unuttum?
Facebook
 
 
> Ömrümüzden Bir Yıl Daha Azaldı, Gelin Hâlimizi Sorgulayalım!...

> Küresel İfsadın Fıtratı ve Doğal Dengeyi Bozması ile İnsanlığın Y...

> Emperyalist Sömürü, İşgal ve Katliamların Sonucu Olan Mültecilik;...

> Halimizi Sorgulamak – 7...

> Pamak: Halimizi Sorgulamak – 6...

   
 
Hesap İsmi: İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı
Para Cinsi: Türk Lirası (TL)
Şube/Hesap: Kızılay Şub. / Hesap No: 2000614-4
IBAN: TR550020300002000614000005
En Çok Okunanlar

Anasayfa  >   CUMA HUTBELERİ  >  2016
 
Hutbe: Akide Mü’minin Olmazsa Olmazıdır
Tarih: 12/02/2016
   


Kâr-zarar hesabı, ancak ticarette geçerli olabilir. Bu hesabın, akide meselesinde yeri yoktur. Akide, kendi anlamından dolayı kucaklanan bir haktır. Bu, duyarlı bir kalbin nur ve hidayeti kabullenme faaliyetidir. Zaten bu kalp, ancak bu nur ve hidayetle faaliyete girebilir. Akidenin mükafaatı, bizzat kendisinde mevcuttur. Çünkü o, rahatlık ve huzurun kaynağıdır. Bundan dolayı akidenin dışında bir yerde mükaafat aranamaz.

Hutbe: Akide Mü’minin Olmazsa Olmazıdır

 “İnsanlardan kimisi var ki, şüphe içinde (uçurumdan düştü düşecek bir halde) Allah’a ibadet eder. Eğer kendisine bir hayır gelirse bununla gönlü hoş olur. Şayet başına bir kötülük gelirse, gerisin-geri (küfre) dönüverir. O dünyayı da kaybetmiştir, ahireti de. İşte bu apaçık ziyanın ta kendisidir.” (Hacc: 11)

Akide, mü’minin hayatındaki sarsılmaz dayanağıdır. Tüm dünya sarsılır da o, bu dayanağa bağlı ve yerinden oynamaz kalır. Bütün olay ve güçler onu çekiştirir, ama o bu sarsılmaz kayaya tutunmuştur. Etrafındaki tüm dayanaklar yıkılır, ama o değişmez ve yıkılmaz temele sarılmıştır. İşte mü’minin hayatında akidenin değeri budur. Bundan dolayı mü’min, akidesine tutunmak, akidesine güvenip bağlanmak, bu konuda şüpheye kapılmamak ve inancı için bir mükafaat beklememek zorundadır. Çünkü akidenin kendisi bir mükafaattır. Akidenin kendisi bir sığınaktır, bir dayanaktır. Evet akidenin kendisi bir mükafaattır. Hidayet arayan bir kalbi nura boğan bir mükafaattır. Yüce Allah, bir sığınak, bir huzur vesilesi olsun diye akideyi mü’min bir kişiye bağışlamıştır. Yani o, bizzat bir mükafaattır. Bir mü’min, etrafındaki rüzgarlara kapılarak giden, kasırgalara sürüklenen ve huzur nedir bilemeyen sapıtmış şaşkınları görünce daha bir iyi kavrar akidesinin değerini. Çünkü o, akidesiyle huzura kavuşmuş, sebat bulmuş, zihnen rahatlamış, Allah’a bağlanmış ve bu bağlanışla mutluluğa ermiştir.

Ayet-i Kerime’nin sözünü ettiği insan tipine gelince: Bu kimse, akidesini ticari pazarların bir alış-verişi haline getirmiştir. “Kendisine bir hayır gelirse, yatışır.” Ancak o zaman “bu imanda bir hayır var” der. Çünkü bu inanç, kendisine yarar getirmiştir. Hayvanlarının verimini artırmış, ekinini çoğaltmış, ticaretine kâr getirmiş ve ticarî bir revaç sağlamıştır. Ama “başına bir fitne gelirse, yüzüstü küfre döner.” Dünyada zarar etmiş; çünkü başına gelen belaya sabredememiştir. Kendine hâkim olamamış ve durumunu Allah’a havale edememiştir. Ahirette zarar etmiş, çünkü yüzüstü dönüş yapmış, akidesinden kopmuş ve işini kolaylaştıran hidayet yolundan uzaklaşmıştır.

Ayet-i Kerime, bu kimsenin Allah’a ibadetini “uçurum kenarında”ymış ifadesiyle tanıtmakta. O, akideye gereği gibi sarılmamış ve ibadette sebat etmemiş bir haldedir. Ayet, bu kimseyi ilk dokunuşla uçurumdan düşüverecek sebatsız bir cesetmiş gibi tanıtmıştır. Bundan dolayı böyle olan bir kimse, fitneyle karşılaşır karşılaşmaz geri döner. Çünkü onun sebatsız duruşu, bu geri dönüşünü önceden hazırlamıştır.

Kâr-zarar hesabı, ancak ticarette geçerli olabilir. Bu hesabın, akide meselesinde yeri yoktur. Akide, kendi anlamından dolayı kucaklanan bir haktır. Bu, duyarlı bir kalbin nur ve hidayeti kabullenme faaliyetidir. Zaten bu kalp, ancak bu nur ve hidayetle faaliyete girebilir. Akidenin mükafaatı, bizzat kendisinde mevcuttur. Çünkü o, rahatlık ve huzurun kaynağıdır. Bundan dolayı akidenin dışında bir yerde mükaafat aranamaz.

Bir mü’min: kendisine verilen hidayetin, ilahi yakınlıkla varılan huzurun şükrünü ifa etmek için Rabbine ibadet eder. Bunun sonucunda bir mükafaat varsa bu, sadece Allah’ın lütuf ve minnetidir. İman veya ibadetle hak edilen bir mükafaat. Çünkü mü’min, Rabbini tecrübe edemez. O, Rabbinin kendisi için takdir ettiğini peşinen kabullenmiştir. Kendisiyle ilgili her konuda peşinen teslim olmuştur. Karşılaşacağı her sıkıntıya ve kavuşacağı her bolluğa razı olarak teslim olmuştur. Çünkü iman, satıcı ve müşteri arasında geçen bir ticari alış-veriş değildir. İman, teslimiyettir. Yaratığın, Yaradan’a; işin asıl sahibine ve varlığının temel kaynağına teslimiyetidir.

Fitne dokunur dokunmaz gerisin geriye dönüş yapan kimse ise benzersiz ve şüphe götürmez bir zarara uğramıştır. “İşte apaçık hüsran budur.” Çünkü bu kimse mal, sıhhat veya Allah’ın kullarına imtihan diye verdiği diğer dünya metaları yanında huzurunu, güven ve hoşnutluğunu da kaybetmiştir. Bu kimse, Yüce Allah’ın; Rablerine güven derecelerini, belalara karşı sabırlarını, kendisine karşı samimiyetlerini, kaza ve kaderini kabullenme durumlarını denemek için kullarını geçirdiği dünyevî imtihanı kaybetmiştir. Aynı zamanda bu kimse ahireti de kaybetmiştir. Ahiretin nimetlerini, ilahî yakınlık ve rızayı da kaybetmiştir. Bundan büyük bir zarar düşünülebilir mi?

12.02.2016
Hazırlayan: Emrullah AYAN

Bu içerik 3206 defa görüntülendi.
 
 
CUMA HUTBESİ YAZARI

Emrullah AYAN
  Diğer Cuma Hutbesi Yazıları

 
 
Yorumlar
Yorum Ekleyin
Adınız Soyadınız
e-Posta Adresiniz
Başlık
Yorum
Kalan karakter sayısı : 6000
Güvenlik Kodu
 
 
Copyright © 2013 İLKAV - İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı
Strazburg Caddesi No:18/4 SIHHIYE/ANKARA
Telefon :  +90 (312) 229 79 76 e-posta:  iletisim@ilkav.org
İLKAV Teknik Komisyon