Üye Ol  -  Şifremi Unuttum?
Facebook
 
 
> Halimizi Sorgulamak – 7...

> Pamak: Halimizi Sorgulamak – 6...

> Pamak: Şu Hâlimize Bakın, Hâlâ Rabbimize Sığınıp Tevbe Etmeyecek ...

> Şu Hâlimize Bakın, Hâlâ Rabbimize Sığınıp Tevbe Etmeyecek miyiz? ...

> Hesap Gününde Yaşanan Kahredici Pişmanlığa Karşı Tedbir Alalım...

   
En Çok Okunanlar

Anasayfa  >   CUMA HUTBELERİ  >  2014
 
07.02.2014 CUMA HUTBESİ
Tarih: 07/02/2014
   


Azîz ve Muhterem din kardeşlerim! Bugünkü hutbemizin mevzuu “KUR-AN VE SÜNNET BÜTÜNLÜĞÜ” konusu üzerine olacaktır inşallah. Ancak konumuz çok şümullü bir içerik taşıdığından ve önemine binaen ileriki tarihlerden birinde eğer nasip olursa bu konu ve Hadis-i Şerifler üzerinde konuşmak isterim.

Arapça "Senne" fiilinin kök anlamından türeyen sünnet kelimesi, lügatta “Yol, gidiş, huy, cihet, yöntem, nizam, prensip, kanun, davranış” manalarına gelir. Biz Müslümanlar Rasulullah (sav)’ın “Lisanından dökülen cümleler, icra ettiği işler ve insanlık alemine sergilediği Kur’an ahlakı” manasına gelen kavramlara Peygamber efendimiz (sav)’in “Sünneti” deriz. Tâbiûn alimleri sünnetin bağlayıcı olan önemini “sünnete uymak”, “sünnete sarılmak” ifadeleriyle vurgularken, ona uygun davranmamayı da “sünnetin hilâfına davranmak”, “sünnetten yüz çevirmek” gibi ifadelerlede yermişlerdir.

        Kur’an-ı Kerim “Ahlak edinilsin, amel edinilsin için” gönderilmiş bir kitap olduğundan buna bağlı olarakta bizler Sünnet-in manası için; Kur’an-nın hayata dönüşmüş uygulamalı şeklidir diyebiliriz. Yani sünnet kitabi ve teorik olarak anlatılanla değil, pratik alanla ilgilidir. Buda demektir ki, 23 yılda yaşanan bir hayatın içinde, zaman zaman indirilen ayetlerin gösterdiği istikamette, Allah (cc)’ın dinini kişiliği ile yapılandıran Peygamber Efendimiz (sav), Kur’an-ı Kerim-i ahlak edinmiş; “Akide, söz ve ameliyle”de Kur’an-ı Kerim’i pratik alana dökmüş, uygulamaya geçirmiştir. Onun için Kur’an-ı Kerim’e pratik hayat için başvurulduğunda “Kur’an-ı Kerim kendisini değil; Hep Peygamberleri ve Peygamber efendimizi (sav.ec) örnek gösterir” Mesela Ahzab suresi 21. ayet-i celilede Allah (cc)’u Teala; “Andolsun ki Allah’ı(n rızasını) ve ahiret gününü(n saadetini) umanlar ve Allah’ı çokça ananlar için, Allah’ın Rasulü  nde sizin için pek güzel bir örneklik vardır” şeklinde beyan buyurmaktadır. Demek ki Rasulullah (sav) Kur’an-ın muallimi ve aynı zamanda onu hayatıyla yaşayan yegane örneğidir. O’nun hayatı ve sünneti bilinmeden, Kur’an-ı Kerim’i gayesine uygun bir şekilde tatbikat alanına taşımamız mümkün değildir. Bunun için Rasulullah (sav)’ı Kur’an-dan ayrı düşünmek, ya da Kur’an-ı Kerim’i Rasulullah (sav)’sız düşünmek doğru bir düşünce tarzı değildir.

          Mukaddes kitabımız Kur’an-ı Kerim, Hz. Muhammed (sav)’e indirilmiş ve O’da (sav), her harfi ve her hükmü, bütün zemin ve zamanlarda geçerli olacak şekilde insanoğluna tebliğ etmiştir. Peygamberlerin ve Peygamberimizin (sav.ec) sünnetlerindeki en temel noktanın aslı, astarı, esası, nedir? diye düşündüğümüzde; bir çok ayet-i celilede geçtiği gibi özet olarak; “Ey kavmim! Allaha kulluk edin, sizin için ondan başka ilah yoktur” diyerek, insanları Kelime-i Tevhide çağırmaları ve Tevhid bayrağı altında insanları toplamalarıdır diyebiliriz.

           Ülkemizde ise sünnet denildiğinde; Çoğunlukla aklımıza gelen  çocukların sünneti ve özelliklede birtakım cemaatler ve tarikatlar tarafından yaşatılmaya çalışılan güzel yağlı yemekleri sıyırıp süpürme sünnetidir. Sünnet yalınızca bu manalarda ifade edildiği şekliyle anlaşıldığı ve yaşanmaya çalışıldığı müddetçe de eksik ifade edilmiş sayılır. Ancak ne var ki; Peygamberler (sav.ec) halkın arasından ayrıldıktan sonra insanlar sünnetin ihtiva ettiği manadan yüz çevirmiş, tevhid dininden uzaklaşmış, birtakım Siyasilerin, gayri Salih insanların, taşların, mezarların, türbelerin, anıt şeklindeki kabirlerin yollarına, bunların sünnetlerine tabi olmuşlar ve dolayısıyla müşrik olarak anılmaktan kurtulmamışlardır.                                                                         

          Onun için Peygamber efendimizin (sav) sünnetinin dışında, yaşadığımız İslam’ı anlamak mümkün değildir. Mesela; Allah (cc)’u Teâlâ biz kullarına namazı emretmektedir. Ancak Allah (cc)’u Teala‘nın “Namaz kılın!”  emri ayetlerde ayrıntıları ile verilmemiştir. Kur’an-ı Kerim’de namazın tam genişçe izahını bulamazsınız. Kur’an-ı Kerim ayakta durmaktan ve rükûdan bahseder, Fakat  kıyamda ve rükûda okunması gereken hususların neler olduğunu, Namazların rekât sayıları ve kılınış şekillerinden hiç bahsetmez. Rasulullah  (sav) namaz konusunda “Ben namazı nasıl kılıyorsam siz de öyle kılın” (Buhari Salat- Ezan 631) şeklinde beyan buyurarak birçok hadis-i şerifte Namazın nasıl kılınacağını ayıntılarıyla izah etmiş ve uygulayarak göstermiştir.Ve yine hac ve umrenin menasıkı gibi, zekât gibi, abdest almanın erkânı gibi, ezan gibi, kaamet gibi, teravih namazı gibi, beş vakit farz namazlarla birlikte da kılınan sünnetler gibi. Tüm bunlar Allah (cc)’ın Rasul (sav)’ünün yaptığı ve bizim yapmamızıda emir buyurduğu ibadetlerdir.

         Öyleyse bizler net olarak; Kur’an-ı Kerimin açıklaması Peygamberimiz (sav) tarafından yapılmıştır diyebiliriz. Nitekim Rabbimiz (cc) Peygamberimiz (sav)’e hitaben, Nahl Suresi 44. ayette “…İnsanlara kendilerine indirileni açıklaman ve onların da (üzerinde) düşünmeleri için Sana bu Kur’an’ı indirdik.” buyurmaktadır: Allah-u Teala "Kur’an-ı Kerimde Peygamber’imizin (sav) “örnek davranışı”na çok kez vurgu yapmışken, O’nun hayatı ve sahih sünneti ortada iken başkalarını peygamber efendimizden (sav) öne çıkarmak veya peygamberimizi (sav) devre dışı bırakarak, Rasulullah (sav) için, basit ve yakışıksız bir cümle ile “Efendim, Peygamberin görevi yalınızca Kur’an-ı getirmekti” diyerek O’nu postacı konumunda gören insan, iman etmiş sayılmaz. Çünkü hayat dini İslam; Allah (cc)’ın bildirmesi, Rasulullah (sav)’ın açıklamaları ve uygulamalarıyla meydana gelmiştir.

         Rasulullah (sav)’ı postacı konumunda görerek Hadis-i şerifleri arkaya atanlar zamanla Rasulullah (sav)’ı devre dışı bırakırlar, Kur’an-ı da devre dışı bırakırlar ve sonunda kendilerini peygamber yerinede koyarlar, ilah yerinede koyarlar. Bunu da unutmamak lazım. İslam Şeriatı nizamı dışında gerek beşeri rejimlerin savunucusu konumundaki siyasetçiler, partiler pırtılar olsun, gerek kendisini, gaus, kutub, mürşid mehdi ilan edenler olsun. Gerek kendisini Nebi, gerek Rasul, gerekse de kendisinin İlah olduğu iddialarında bulunanlar olsun, evlad-ı iyalimizi mutlaka bu tip insanların elinden kurtarmamız lazım. Onlara Kur’an-ı Kerim-i ve güvenilir bir mealini, Hadis-i Şerifleri, Rasulullah (sav)’ın sünnetlerini, Namaz kılmayı ve dua etmeyi mutlaka öğretmeliyiz.

         Muhterem din kardeşlerim bu Yahudi ve Haçlı zihniyetinin insanlarımıza yutturduğu menkıbelerin, sahte peygamberlerin sahte ilahların önüne ancak Vahye yönelerek, Sünnete tabi olarak yani Allah’a ve Rasulüne itaat ederek ancak karşı koyabiliriz. Yoksa bizler cehennemin azabından inanınki ne kendimizi kurtarabiliriz ve nede evlad-ı iyalimizi kurtarabiliriz. Kendimizi ve çok sevdiğimiz ciğerparemiz çocuklarımızı bile bile ateşe atmayalım. Bakınız! Allah (cc)’ Teala Ahzab suresi 66. ayet-i celilede şöyle beyan buyuruyor “O gün, onların yüzleri ateşe evrilip çevrilirken, ‘Ah! Keşke biz, Allah’a itaat etseydik, Peygamber’e de itaat etseydik” diyeceklerdir.

         Onun için bundan böyle; Rehberimiz Kur'an olsun, Rasulullah (sav) hayatımıza örnek olsun,  görevimiz ise; Kur'an'a ve sünnete uymayan sözleri, söyleyenlerin suratlarına çarpmak olsun! Allah’ın rahmeti ve bereketi Müslümanların üzerine olsun. Amin. Amin. Velhamdulillahi Rabbil Alemin.

ŞAHİN ÖZDAŞ

Bu içerik 1586 defa görüntülendi.
 
 
CUMA HUTBESİ YAZARI

  Diğer Cuma Hutbesi Yazıları

 
 
Yorumlar
Yorum Ekleyin
Adınız Soyadınız
e-Posta Adresiniz
Başlık
Yorum
Kalan karakter sayısı : 6000
Güvenlik Kodu
 
 
Copyright © 2013 İLKAV - İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı
Strazburg Caddesi No:18/4 SIHHIYE/ANKARA
Telefon :  +90 (312) 229 79 76 e-posta:  iletisim@ilkav.org
İLKAV Teknik Komisyon