Üye Ol  -  Şifremi Unuttum?
Facebook
 
 
> Pamak: Hz. Hüseyin’in Kerbela’da Şehid Edilmesinin Yıl Dönümünde ...

> Pamak: Allah’ın Adını ya da Dinini İstismar Ederek İnsanları ‘All...

> Pamak: Şeytan ve Dostlarının En Etkili ve En Yaygın Kandırma Biçi...

> Şeytanın, Sırât-ı Müstakîm Üzerine Oturup Dört Yönden Yaklaşarak ...

> “Yeni 28 Şubat”a Rağmen Allah Yolunda Sabırla Yürümeli ve Asla Ko...

   
 
Hesap İsmi: İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı
Para Cinsi: Türk Lirası (TL)
Şube/Hesap: Kızılay Şub. / Hesap No: 2000614-4
IBAN: TR550020300002000614000005
En Çok Okunanlar

Anasayfa  >   HABERLER  >  2007
 
İlkav: Konferans Salonu Açıldı
Tarih: 17/04/2007
   


İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı’nın yeni konferans salonu Pazar günü Ramazan Yazçiçek’in konuşmacı olarak katıldığı ilk konferansla hizmete girdi.

Yazçiçek:" Doğru Allah inancının olmaması bozulmaların ana sebebidir"

İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı’nın yeni konferans salonu Pazar günü Ramazan Yazçiçek’in konuşmacı olarak katıldığı ilk konferansla hizmete girdi. Kuran-ı kerim ve mealinin okunduğu açılışta vakıf başkanı Mehmet Pamak’ta bir konuşma yaptı. Mehmet Pamak konuşmasına ilk insanlığın tek bir ümmet olduğu daha sonra ayrıcalığa düşerek şeytanın iğvasıyla aralarında cahiliyenin doğduğunu ve bu iki geleneğin sürekli birbirleriyle çarpıştıklarını söyledi. Pamak konuşmasına şöyle devam etti:

 

“Allah’a dayanan tevhidi gelenek ve iblise dayanan heva ve zanna dayalı cahili gelenek tarihin evrelerinde birbiriyle her zaman çatışma halinde olmuş her cahiliyeden sonra bir peygamberle ve vahiyle Allah bozulan tarihe ve topluma müdahale etmiştir. Her fesadı bir ıslah ve ihya çabası izlemiştir. Bugünde insanlık geleneksel ve modern cahiliye olmak üzere iki cahiliye arasında sıkışıp kalmıştır. Bu durumda yeniden aydınlığa çıkabilmek, tevhid ve adaleti ikame edebilmek, cahiliye toplumunu vahiyle ıslah etmek için korunmuş Kitabı rehber edinerek son peygamberin güzel örnekliğini bu güne taşımamız gerekir. Bu sorumluluğu yerine getirebilecek öncü bir kuran nesline ihtiyacımız vardır. İşte İLKAV bu sorumlulukla kurulmuş ve 18 yıldır bu görevini Allah rızası için sürdürmeye çalışmaktadır. Tevhidi ve adaleti ikame etmek, köleleştirilmiş halkımızı hak ve özgürlüğe kavuşturup, insanlık onurunu ayakta tutma mücadelemiz, karanlıklardan beslenen cahiliye taraftarlarını zulme dayalı statükoyu ne pahasına olursa olsun sürdürmek isteyenleri rahatsız etmiştir. Bu sebeple üzerimize geliyor, sindirmek, yıldırmak, geri çekilmeye zorlamak, susturmak istiyorlar. Fakat Allah’ın izniyle ve yardımıyla Allah’ın yolunda yeni hizmetlerin altına imza atarak kuran mesajını yaymayı sürdürüyoruz sürdüreceğiz. Susmayacağız”
Açılış konuşmasının ardından “Değişim Sürecinde İslam’ın doğru anlaşılması” kolunu konferansa geçildi. Değişim sürecinden kastın, İslam’ın ana kaynaklarından veya dinin kendi özünden kaynaklanan bir değişim değil, dine kendini nispet eden Müslüman halkın yaşadığı bir süreç olduğunu vurgulayan Yazçiçek, “İslam’ın tarihi olmaz İslam değişmez. Müslümanlar değişir daha doğrusu tevhid akidesi değişmez değişmekte olan tarih insanlık tarihidir.”dedi
Konferansta tevhid ve küfrün tarihi üzerinde durularak farklı peygamber tasavvurları, yanlış ahiret tasavvurları, yanlış melek tasavvurlarının insanları tevhid inancından uzaklaştırarak şirke düşürdüğü üzerinde duruldu. Kuran’da şeytanında Allahın yaratan ve yaşatan olması noktasında herhangi bir itirazının olmadığını onun Allah’ın emirlerini yerine getirmeyerek Allah’ı inkâr ettiğinin ve bu yüzden kâfir olduğunun üzerinde duruldu. Bu bağlamda "Bilmek ayrı hakkıyla bilip inanmak ayrıdır. Kulluğun ancak Allaha has kılınması arzu edilir. Muharrif dinleri inkâr etmeden Müslüman olunmaz. Kuran hayatın her anını Allaha has kılmayı emreder ve bizlere tevhid ehli olmamız gerektiğini söyler. Kur’an da şeytanın Allah’ı birçok defa tevhid ettiğini görüyoruz ama her noktada değil asıl olan Allah’ı Uluhiyet ve Rububiyette tevhid etmektir. Şeytanın sapması Allah’ın emrine karşı gelmesiydi, Allah’ı inkâr etmesi değil. O emre muhalefet ettiği için Allah’ın lanetine uğradı ve kâfirlerden oldu. Eğer Allah’ın varlığını ve birliğini kabul edenleri Müslüman sayacaksak o zaman şeytanında bunları kabul ettiğini ve bu konularda hiçbir itirazının bulunmadığını görmemiz lazımdır. Âdem’in çocukları da bu bağlamda önemlidir. Karun’u isyana sürükleyen şey Allah’ı ve onun resulü Hz. Âdem’i inkâr etmesi değil ibadetini takva üzerine yapmaması idi. Diğer kavimlerin sapmaları da Allah’ın hâkimiyetini hayatlarındaki rehberliğini inkâr etmelerindedir. Tarihte bir bütün olarak Allah’ı inkâra rastlamıyoruz. İnsanların çoğu zaman imanlarına şirk bulaştırdıklarını görmekteyiz. Şirke bulaşmış bir Allah inancını ıslah için çoğu zaman peygamberler gönderilmiştir Hz. Peygamberde içinde bulunduğu müşrik topluma gönderilmiştir. Lailaheillah’ın anlamı bu yüzden önemlidir. Cahiliye Araplarında Allah ile birlikte bir başkasının emir ibadet kulluk edilmesi yasaklanmıyordu İslam bunu yasakladı.” Peygamberden sonra ihtilaflar olmuştur Cahiliye döneminde de Allah inancı vardı ama onlar Kuranın mesajını reddettiler Ayrıca o dönemdeki haniflerin çoğu da tevhid ehliydi.” denildi.

Doğru bir Allah inancının olması gerektiğine sıkça vurgu yapılan konferansta; “Doğru Allah inancının olmaması bozulmaların ana sebebidir. . Egemenlik ve hâkimiyet unsurlarını tamamıyla Allah’a verilmelidir ve biz ancak Allah’tan yardım diler ve yalnız ona kulluk ederiz .”denildi.
Dinin tahrifindeki en önemli meselenin Müslümanlar arasındaki ihtilaflar olduğuna vurgu yapılarak Müslümanların temel ihtilaflarının Hz. Ali’ye biat etmeyerek istişareye uymamak olduğu ve bu temel ihtilafın akabinde Emevi devletinin kurulmasıyla farklı ihtilaf ve bozulmaların ardı ardına geldiği üzerinde duruldu. “Umeyyecilik Arapçılık inancını doğurmuştur ardından kavmiyetçilik ve asabiyet İslam ümmetini en önemli sorunlarından biri haline gelmiştir. Emeviler döneminde mevaliler (Arap olmayanlar) için değişik fetvalar üretilmiştir ve ümmet yavaş yavaş Yahudileşmeye doğru gitmiştir Arapçılığa karşı bir tepki hareketi olarak Şuubiye hareketi doğmuştur. Önceleri bu hareket mevalinin Araplarla eşitliğini savunmuş, daha sonra bir adım daha ileri giderek Araplar kötülüğün kaynağıdır şeklinde bir inanca saplanmışlardır. Zamanla kendilerini kutsal sayanlar ilahi kanunla yönetmek yerine, kendilerine ilahi sıfata büründürerek yönetmeye başlamışlardır. Ayrıca;
Bedir savaşından 300 kadar olan Müslümanlar veda hutbesinde yüz binlere ulaşmıştır. İslam coğrafyası kısa zamanda çok genişlemiştir. Bu yüzden Müslümanlar içerisinde farklı kültürlerden etkilenmeler olmuş özellikle Arap olmayanların dini terimlere yabancı olmaları ve İslami kavramları yeterince idrak edememeleri eski dinlerinden bazı kalıntıları İslam gibi görmelerine ve algılamalarına sebeb olmuştur. İran Farisi kültürü Mecusi felsefesi melaneti kültürü İslam düşüncesinin içine girmiştir. Bir taraftan da yunan kültürü etkin olmuştur. Tasavvuf düşüncesi bu felsefeler için bir beşik olmuştur. İslam dışı birçok kültür tasavvuf vasıtasıyla İslam’a mal edilmiştir. Kavramların değişmesi Kuran’i kavramlardan insanları uzaklaştırmıştır. Özellikle İlah Rab Mülk Kulluk İbadet kavramlarının içi boşaltılmıştır. Bundan dolayı temel kavramlar Kuran’dan alınmalıdır. Örneğin maslahat kavramı mefsedet kavramı içi boşaltılan kavramlardan biridir. Maslahat bir faydacılık anlayışı değil şeri delilleri ikame etme prensibidir. Bidat ve hurafeler yaygınlaşmıştır. Kuran ve sünnette olmayan ve dinimize ibadet diye sokulan birçok anlayış sonradan sapmalara sebep olmuştur.”

Konferansın sonunda Müslümanların sapmalara karşı duyarlı olmaları üzerinde duruldu ve; “Biz Müslümanlar olarak bu tür sapmaları her an kontrol altında tutmaya çalışmalıyız bize din olarak sunulan her şeyi Kuran’ın süzgecinden geçirmeliyiz. Unutmamalıyız ki bir gömleğin ilk düğmesi doğru iliklenmemişse daha sonra hiçbir düğme doğru iliklenmez. “Emr olunduğun gibi dosdoğru ol” ayeti uyarınca doğruluktan sapmadan marufu emrederek münkerden sakındırarak ve bunun namaz gibi hepimizin üzerinde bir farz-ı ayn olduğunun bilincinde olarak hareket etmeli bunun yanında kulluk görevimizi elimizden geldiğince haktan ve hakikatten sapmadan yerine getirmeliyiz” temennilerinde bulunuldu.




 

Bu içerik 1568 defa görüntülendi.
 
 
Yorumlar
Yorum Ekleyin
Adınız Soyadınız
e-Posta Adresiniz
Başlık
Yorum
Kalan karakter sayısı : 6000
Güvenlik Kodu
 
 
Copyright © 2013 İLKAV - İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı
Strazburg Caddesi No:18/4 SIHHIYE/ANKARA
Telefon :  +90 (312) 229 79 76 e-posta:  iletisim@ilkav.org
İLKAV Teknik Komisyon