Üye Ol  -  Şifremi Unuttum?
Facebook
 
 
> Bugün 12 Eylül 1980 darbesinin yıl dönümü...

> Kadir Gecesinin ve Ona Değer Kazandıran Kur’an’ın Kadrini Bilmek...

> Erdoğan’ın, Karşılığı Olmayan Sert Söylemleri Filistin’den Yana, ...

> Ömrümüzden Bir Yıl Daha Azaldı, Gelin Hâlimizi Sorgulayalım!...

> Küresel İfsadın Fıtratı ve Doğal Dengeyi Bozması ile İnsanlığın Y...

   
 
Hesap İsmi: İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı
Para Cinsi: Türk Lirası (TL)
Şube/Hesap: Kızılay Şub. / Hesap No: 2000614-4
IBAN: TR550020300002000614000005
En Çok Okunanlar

Anasayfa  >   CUMA HUTBELERİ  >  2023
 
Hutbe: Hiçbir Günahkâra ve Hiçbir Nankör Kâfire İtaat Etme!
Tarih: 13/01/2023
   


“O halde, Rabbinin hükmüne sabret. Onlardan hiçbir günahkâra ve hiçbir nankör kâfire itaat etme!” (İnsan: 24) Kardeşlerim, bugün Hicrî Cemâziye’l-Âhir ayının 21’i 1444/Cuma

Hutbe: Hiçbir Günahkâra ve Hiçbir Nankör Kâfire İtaat Etme!
    
“O halde, Rabbinin hükmüne sabret. Onlardan hiçbir günahkâra ve hiçbir nankör kâfire itaat etme!” (İnsan: 24)
Kardeşlerim, bugün Hicrî Cemâziye’l-Âhir ayının 21’i 1444/Cuma

Her şey Allah’ın takdirine bağlıdır. Batıla mühlet ve kötülüğe süre veren, mü’minlerin çektiği çile, deneme ve arınma dönemini uzatan O’dur. Ve O, tüm bunları, kendi bildiği bir hikmete binaen yapar. Kaderini ve hükmünü icra etmesi için bunları yapar, “Rabbinin (yazılmış va’di gelinceye kadar) sabret.” Fitne ve eziyetlere karşı sabret. Galebe çalan batıla ve şişineduran (çoğalan) kötülüğe karşı sabret. Sana Kur’an’la gelen hakkın üzerinde daha çok sabret. Akîde hesabına sana önerdikleri barışı ve orta yol çözümlerini dinlemeden sabret. “Günahkâr veya kâfirlere sakın itaat etme!” Çünkü onlar, seni iyilik ve Allah’a itaate çağırmıyorlar. Seni hayra çağırmıyorlar. Onlar, günahkâr kâfirlerdir. Seni bir tür günah ve küfre davet ediyorlar. Öyleyse seni yolun yarısında buluşmaya çağırdıklarında buna uyma! İlgini çeker ve seni razı eder zannıyla sana teklifler yapacaklar. Buna uyma! Çünkü onlar iktidar şehveti/tutkusu adına, malî ve bedenî şehvetler/tutkular adına Rasul’ü çağırıyorlardı. Başlarında reis olmaya ve en zengin adamları olmaya çağırıyorlardı onu. Hatta ona güzel kadınlarla evlenmeyi teklif ediyorlardı. Utbe b. Rabia ona: “Gel bu işten vazgeç de seni kızımla evlendireyim. Kızım, Kureyş’in en güzel kızıdır,” diyordu.
Kısaca onlar, her zaman ve her yerdeki davetçileri satın almak için batıl ehlinin bildiği tüm şehvetleri/tutkuları teklif ediyorlardı. Yüce Allah ise uyarıyordu:
“Rabbinin hükmüne sabret. Hiçbir günahkâr ve hiçbir kâfire sakın itaat etme!”
Yani buluşacağınız bir ortak nokta yoktur. Hayat sistemini onlarınkinden, evrensel düşünceni onların düşüncesinden, sahip olduğun hakkı onların batılından, imanını onların küfründen, şirkinden, nurunu onların karanlıklarından ve hakseverliğini onların cahiliyesinden ayıran iki yaka arasına karşılıklı olarak geçişi sağlayan hiçbir köprü kuramazsın. Öyleyse sabret. Bu iş uzasa da, fitne şiddetlense de, cazip teklifler gelse de ve yol uzasa da sabret.
Allah’ın dinine davet eden kimselerin hatırdan çıkarmamaları gereken bir hakikat vardır. Bu, Yüce Allah’ın, ilk davetçi Muhammed (S)’e bildirdiği hakikattir. Yani bu davet görevini ona indiren, Allah’tır. Davanın sahibi Allah’tır. İndirmiş olduğu hakkın, kâfir günahkârların çağrısını yaptıkları batılla bir arada yaşaması mümkün değildir. Bu hakla batılın yardımlaşması veya orta yol çözümlerinde anlaşması mümkün değildir. Hakkın davetçisiyle batılın davetçileri hiçbir şekilde anlaşamazlar. Çünkü hakla batıl birbirinden tamamen ayrı iki hayat sistemidir. Birbirine asla kavuşmaz iki yoldur. Batıl, sahip olduğu güç ve debdebeyle mü’min azınlığa ve onların güçsüzlüğüne karşı bir zafer kazanmışsa bu; muhakkak ki Yüce Allah’ın takdir ettiği bir hikmet içindir. Allah; hükmünü verinceye kadar sabretmek zorunludur. Dua ve tesbih ile Allah’tan yardım ve destek beklemek zorunludur. Dua ve tesbih, bu yolun vazgeçilmez azığıdır. Güç sağlayan azığıdır. Öyleyse bu yolun yolcuları söz konusu hakikati içlerinde yaşatmak zorundadırlar.
Müşriklerin Rasul (S)’e karşı kullandıkları pek çok yöntem vardı. Tüm bu çabalarında “davet” konusunda pazarlık söz konusuydu. Ama Yüce Allah, Rasulünü korudu. Bu çabalar, iktidar sahiplerinin davetçilere karşı sürekli olarak başvurdukları çabalardır. İktidar sahipleri onlara cazip teklifler yaparlar. Az bile olsa sapıtmalarını, davalarının istikametinden ayrılmasını amaçlamaktadırlar. Büyük malî çıkarlar karşılığında orta yol çözümlerinde anlaşmayı isterler. Öyle ki, davetçilerin içinden kimisi buna aldanabilir. İşin daha kolaylaştığı zannına kapıldığı için aldanıp davasından sapabilir. İktidar sahipleri, davetçinin tümüyle davasından vazgeçmesini istemiyor. Davetçiden bir takım tavizler istiyorlar. Yolun yarısında onunla buluşabilmek için bu tavizleri istiyorlar.
Şeytan, bu gediği kullanarak davetçiye musallat olabilmektedir. Davasından biraz taviz verirse iktidar adamlarını kazanacağı zannına götürüyor. Bu işin dava hayrına olacağı düşüncesine kaptırıyor. Ne var ki, yolun başlangıcında verilecek en küçük bir taviz; yolun sonunda tamtamına bir sapıtmaya dönüşecektir. Kaldı ki, az bile olsa bir teslimiyet kabul eden, ufak bile olsa bir ucu elden kaçıran davetçinin bundan sonra durmasına imkân yoktur. Yolun başındayken teslimiyet gösterirse kendisini durdurmasına imkân yoktur. Dava adına geriye doğru her adım attığında, cahiliyeye teslimiyeti daha da artacaktır. Çünkü mesele, davanın tümüne iman meselesidir. Az da olsa bir taviz veren, küçük de olsa bir noktayı önemsemeyen bir kimsenin, davasına gerektiği gibi iman etmiş olması imkânsızdır. Çünkü mü’minin nazarında, davanın her bir yönü, diğer yönü gibi haktır. Bu konuda üstün ve en üstün anlayışı yoktur. “Zorunlu” ve “fazladan” anlayış yoktur. Yani davadan istiğna edilecek hiçbir şey yoktur. O, tam ve mükemmeldir. Bir parçasını kaybetmekle, tüm özelliklerini kaybedip gider. Tıpkı bir ögesini kaybetti mi tüm özelliklerini kaybeden bir organizma gibi…
İktidar sahipleri, aşama aşama davetçiye yaklaşırlar. Bir parçadan taviz veren davetçiler, heybet ve sağlamlıklarını kesinlikle kaybederler. İktidar güçleri, pazarlığı sürdürmenin fiyat artsa bile sonuçta anlaşmayla biteceğini biliyorlar. Davanın bir tarafından küçük bile olsa verilecek parça, hezimet demektir. Onları kazanayım diye verilecek en ufak bir taviz, rûhî yenilmişlik demektir. Çünkü iktidar sahipleri, bu davanın yardımcıları olamazlar. Çünkü mü’minler davaları için sadece Allah’a güvenip dayanırlar. Ruhun derinliklerine sirayet etmiş bir hezimetin zafer getirmesi mümkün değildir.
13.01.2023
Hazırlayan: Emrullah AYAN 

 

Bu içerik 70 defa görüntülendi.
 
 
CUMA HUTBESİ YAZARI

Emrullah AYAN
  Diğer Cuma Hutbesi Yazıları

 
 
Yorumlar
Yorum Ekleyin
Adınız Soyadınız
e-Posta Adresiniz
Başlık
Yorum
Kalan karakter sayısı : 6000
Güvenlik Kodu
 
 
Copyright © 2013 İLKAV - İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı
Strazburg Caddesi No:18/4 SIHHIYE/ANKARA
Telefon :  +90 (312) 229 79 76 e-posta:  iletisim@ilkav.org
İLKAV Teknik Komisyon