Üye Ol  -  Şifremi Unuttum?
Facebook
 
 
> Küresel İfsadın Fıtratı ve Doğal Dengeyi Bozması ile İnsanlığın Y...

> Emperyalist Sömürü, İşgal ve Katliamların Sonucu Olan Mültecilik;...

> Halimizi Sorgulamak – 7...

> Pamak: Halimizi Sorgulamak – 6...

> Pamak: Şu Hâlimize Bakın, Hâlâ Rabbimize Sığınıp Tevbe Etmeyecek ...

   
 
Hesap İsmi: İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı
Para Cinsi: Türk Lirası (TL)
Şube/Hesap: Kızılay Şub. / Hesap No: 2000614-4
IBAN: TR550020300002000614000005
En Çok Okunanlar

Anasayfa  >   CUMA HUTBELERİ  >  2021
 
Hutbe: Allah Adına Aldatanlar
Tarih: 29/10/2021
   


“Ey insanlar, hiç şüphesiz Allah´ın va´di haktır; öyleyse dünya hayatı sizi aldatmasın ve aldatıcı(lar) da, sizi Allah ile (Allah´ın adını kullanarak) aldatmasın.” (Fatır:5)

Hutbe: Allah Adına Aldatanlar 
“Ey insanlar, hiç şüphesiz Allah'ın va'di haktır; öyleyse dünya hayatı sizi aldatmasın ve aldatıcı(lar) da, sizi Allah ile (Allah'ın adını kullanarak) aldatmasın.” (Fatır:5)
Kıymetli Müslümanlar, bugün Hicrî Rebiu’l-Evvel ay’ının 23’ü 1443 Cuma Rabbimiz bizleri Furkan’ın rehberliğinde, tüm aldatıcıların farkında olarak yaşayan bilinçli müminlerden eylesin. 
Bugün hutbemizde “Allah Adına Aldatanlar” konusunu gündem yapmaya gayret edeceğiz.
Rabbimiz insanoğlunu yaratıp imtihan için akıl, fıtrat temizliği ve vahiyle ile destekleyerek yeryüzü serüvenine göndermiştir. Ancak çoğunlukla insanlar akıllarını kullanmayarak ve de vahye de kulak asmamaları sonucunda fıtratlarını kirletip azaba layık olmuşlardır. Oysaki Kur’an konuya dair muhataplarını uyararak şöyle seslenmektedir:
“İblis: Beni azdırmana karşılık, ben de onlar için senin dosdoğru yolunun üzerinde oturacağım. Sonra onlara, önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından yaklaşacağım. Sen de onların çoğunu şükreder bulamayacaksın, dedi.” (Araf:16, 17)
Şeytan ve avanesinin tuzaklarını Mevlamız böyle bildirmektedir. Demek ki şeytan insanın düşmanıdır, insan doğru yoldadır ve insan nesline her yönden, nereyi boş bulursa her türlü imkanı kullanarak saldırmakta ve tuzak kurmaktadır. Biz bu hutbemizde şeytanın sağdan yanaşması olarak ifade edilen başta okuduğum âyette de belirtildiği gibi Allah ile veya Allah’ın affına güvendirmek sureti ile yaptığı aldatmaları konu edineceğiz. 
Bu aldanış her bir Müslümanın bireysel hayatında yaptığı salih amelleri fazlasıyla büyüterek, işlediği günahları da basitleştirmek suretiyle küçük görmesine yol açacak bir anlayışa kapılmak şeklinde meydana gelmektedir. Yani Rabbimizin her Müslümandan düzenli olarak yapmasını istediği temel görevleri vardır. Şeytan bunları yerine getirmeyi, işlenen günahları da basit göstererek, nasılsa Allah affeder diyerek abartmak suretiyle rehavete sürükler. Oysa ki Müminler her halükarda havf ve recâ şeklinde tarif edilen korku ve ümit arasında bir anlayışla hayatlarını sürdürürler. Doğrusu hep teyakkuz halinde olup şeytanî dürtülere karşı uyanık olmak gerekmektedir.         
Değerli Müslümanlar,
Kurumsal anlamdaki Allah ile aldatılma riski ise Âdem’den günümüze hep var olagelmiştir. Ve bu aldatma metodu en yaygın ve tehlikeli olanıdır. Hatırlar isek atamız Âdem’i şeytan Allah ile aldatmamış mıydı? Hz. Ali, Muaviye savaşında Muaviye taraftarları aynı şeytanî tuzak ile mızrakların ucuna Kur’an sahifelerini takarak bu şeytanî tuzakla Ali ve taraftarlarını aldatmamışlar mıydı?  Yezid aynı mantıkla saltanatına kendince meşruiyet kazandırıp Müslümanlara zulmetmemiş miydi? Gene evlad-ı Rasul Hz. Hüseyin zulme ve saltanata kıyam ettiğinde Hüseyin ve taraftarlarını terörist, ayrılıkçı olarak gösteren ve katleden aynı şeytanî mantık değil miydi? Maalesef Müslümanların tarihi bu talihsiz ama ibret verici olaylarla doludur.
Kur’an’da bu tür aldatmaların yaşandığı olaylara ilişkin olarak Samiri ve ismi geçmemekle birlikte Belam ibn Baura’dan bahsedilir. Samiri Hz. Musa döneminde yaşamış olan bir dindar şahsiyettir. Konuya dair geniş kıssa Tâhâ suresi 85-98 âyetleri arasında geçmektedir. 
Özetle Samiri adındaki vahiy bilgisine sahip bir şahıs Musa’nın yokluğunda bir takım ilahî bilgileri buzağının ilah edinmesinde kullanması sonucu insanları saptırmıştır. Yani işin içerisine Allah’ı da karıştırarak bir saptırma, tevhidden uzaklaştırma gerçekleştirmeye çalışmıştır. Yani insanları Allah ile ve âyetlerle aldatmaya çalışmıştır. 
Belam ise hangi çağda yaşadığı bildirilmemekle birlikte “ayetlerle kendisini donattığımız bir şahıs” olarak tarif edilmekte. Daha sonra ise âyetlerden sıyrıldığı ifade edilmektedir. Yani âyetleri kullanarak insanları saptırmakta ve menfaat elde etmektedir. İnsanları muvahhid kimliklerinden âyetleri ve hadisleri kullanmak sureti ile saptırmaktadır. Konu A’raf suresi 175-176’da geçmektedir. Yani her iki olayda da âyetler kullanılarak insanlar saptırılmaya çalışılmaktadır.
Günümüz halkında Müslüman ülkelerine baktığımızda ise durum daha vahimdir. Daha sinsi, daha damıtılarak bu saptırma sağlanmaktadır. Değişik cematlerin ortaya koyduğu din algısında içi boşaltılmış tevhid ekseninden uzak, şirk unsurlarının karışımı bir dini anlayış hakimdir. Allahın dininden sadece kılık-kıyafete dair unsurlar, bazı şekilsel anlamda bir dinî anlayış ve yaşantı söz konusudur. Yeterli donanımı olmayan insanımızda bu yapılardaki bazı dinî motiflere, algılara bakarak kanmaktadırlar. Oysa Kur’an’ın getirdiği din tevhid merkezli, duanın, itaatin, hükmün, mülkiyetin, hükümranlığın temelinde Allah’ın olduğu bir dindir. Kimsenin kimseden menfaatlenemeyeceği, kimsenin hak etmediği cezaya ya da mükafaata nail olamayacağı, uluhiyetin, yetkinin tamamen Allah’a ait olduğu bir dindir.
Konu ile alakalı diyanet teşkilatını da değerlendirirsek: Aslında laikliğin egemen olduğu bir ülkede böyle bir teşkilatın yer alması bir çelişkidir. Ancak yaşayanların çoğunluğu İslâm dini mensubu olunca dine müdahil olmak, dini kontrol altında tutmak ancak böyle bir yapı ile mümkün olduğu ifade edilmiştir. Şöyle ki “Laik bir devlette, Diyanet İşleri Başkanlığının genel idare içinde yer alması Türk devriminin özelliklerine uygun bir laikliğin yani dini toplum işlerinden kişisel vicdanlara itebilme işinin daha sağlam ve emin yollardan gerçekleştirilmesi dışında herhangi bir anlamı yoktur.” (Mümtaz Soysal, 100 SORUDA ANAYASA)
Mümtaz Soysal bu kitabında laiklikle diyanet teşkilatının nasıl bağdaştırılması gerektiğini bu ifadesiyle çok anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu kitapta da belirtildiği gibi Diyanet kuruluşundan günümüze hep bu gayeye matuf hizmetler yürütmüştür. Müslümanlar bazen bunları unutarak veya bilmeyerek diyanetten Kur’ânî bir sorumluluk veya hassasiyet beklemektedirler. Oysaki Diyanet laiklik esasını koruyup kollamak amacına uygun kurulmuş, başbakanlığa bağlı resmî bir kurumdur. Diyanet Allah’ın adını kullanarak değişik yollarla müminleri sisteme bağlı, demokratik kimliği ön planda, kanunların müsaade ettiği ölçüde bireysel ibadetlerini yerine getirmekle mutlu olan Müslüman kimliği inşa etmekle görevlidir.                                                             
Rabbimiz bu konuda da yar ve yardımcımız olsun. Kur’ânî ferasetle Allah ile aldatanlara karşı uyanık olmayı bizlere lutfetsin. Âmin…
29.10.2021
Hazırlayan: Hayati İSAOĞLU
 
Bu içerik 142 defa görüntülendi.
 
 
CUMA HUTBESİ YAZARI

Hayati İsaoğlu
  Diğer Cuma Hutbesi Yazıları

 
 
Yorumlar
Yorum Ekleyin
Adınız Soyadınız
e-Posta Adresiniz
Başlık
Yorum
Kalan karakter sayısı : 6000
Güvenlik Kodu
 
 
Copyright © 2013 İLKAV - İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı
Strazburg Caddesi No:18/4 SIHHIYE/ANKARA
Telefon :  +90 (312) 229 79 76 e-posta:  iletisim@ilkav.org
İLKAV Teknik Komisyon