Üye Ol  -  Şifremi Unuttum?
Facebook
 
 
> Halimizi Sorgulamak – 7...

> Pamak: Halimizi Sorgulamak – 6...

> Pamak: Şu Hâlimize Bakın, Hâlâ Rabbimize Sığınıp Tevbe Etmeyecek ...

> Şu Hâlimize Bakın, Hâlâ Rabbimize Sığınıp Tevbe Etmeyecek miyiz? ...

> Hesap Gününde Yaşanan Kahredici Pişmanlığa Karşı Tedbir Alalım...

   
 
Hesap İsmi: İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı
Para Cinsi: Türk Lirası (TL)
Şube/Hesap: Kızılay Şub. / Hesap No: 2000614-4
IBAN: TR550020300002000614000005
En Çok Okunanlar

Anasayfa  >   CUMA HUTBELERİ  >  2021
 
Hutbe: Allah Yardımını Ünvanlara Değil Ünvanların Gerisindeki Hakikate Verir
Tarih: 18/06/2021
   


“Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a (dinine) yardım ederseniz O da size yardım eder ve ayaklarınıza sebat verir.“ (Muhammed: 7)

Hutbe: Allah Yardımını Ünvanlara Değil Ünvanların Gerisindeki Hakikate Verir
“Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a (dinine) yardım ederseniz O da size yardım eder ve ayaklarınıza sebat verir.“ (Muhammed: 7)
Kardeşlerim, bugün Hicrî Zilkade ayının 8’i 1442/Cuma
İslâm'ın ikamesine yardımcı olan kişiler Allah'ın yardımcıları olarak isimlendirilirler. Allah insanlara serbest irade vermiştir. İnsan ister isyan eder, ister itaat eder. Ancak ikna yoluyla insana itaat yolu açık bırakılmıştır. Çünkü O, serbestlik bahşettiği alanlarda insanlara isteklerini zorla kabul ettirmez. Bilâkis nasihat ve muhakeme yoluyla kabul ettirmek ister. İnsanları tavsiye ve nasihatla doğru yola ulaştırmak Allah'ın işi olduğundan Allah, İslâm'ı yaymak için güçlerinin son noktasına kadar çabalayanları "yardımcıları ve dostları" olarak adlandırır. Gerçekte bu, bir kulun ulaşabileceği en üst derecedir. Çünkü namaz kılarken, oruç tutarken ve bu gibi diğer ibadetleri yaparken insanın konumu sadece kul olmaktır. Fakat o, Allah'ın dininin yayılmasına çalıştığında, Allah'ın "dostu ve yardımcısı" olma gibi eşsiz ve yüce bir konuma yükselmektedir. Bu da bir insanın bu dünyada ruhî yücelme ile kazanabileceği en yüksek makamdır.                                                                                                                                                 
Yüce Allah mü’minleri, her şeylerini kendi yoluna adamaya ve kendi koyduğu hayat sistemini desteklemeye teşvik etmekte, ayrıca onlara bu destekleri ve metanetleri için mükafaat va’detmekte. Teklif edilen şartı yerine getirip buna karşı Allah’tan zafer ve sebat va’dini alan mü’minlerin Allah’a yardımı nasıl olur?                                                   
Allah’ın mü’minler üzerindeki hakkı; tamamen O’na adanmak, kendisine gizli veya açık hiçbir şeyi ortak koşmamak ve gönülde O’nun yanında başka hiçbir kimseye ve hiçbir şeye yer bırakmamak; Allah’ı arzulayıp iştahladığı her şeyden çok sevmek; her tür rağbet, istek, hareket, duruş, sır, aleniyet, faaliyet ve kıpırdanışlarda sadece O’nu hakem kılmaktır. İşte mü’minlerin Allah’a yardımı budur. Ayrıca Allah’ın bir hayat nizamı ve şeriatı vardır. Bu nizam ve şeriatın da kainat ve hayata ilişkin bir tasavvuru, belirli ölçü, dayanak ve ilkeleri vardır.                                                                               
Binaenaleyh Allah’a yardım etmek ancak O’nun şeriatini ve hayat nizamını destekleyip onu -istisnasız- her yönüyle hayata hükümran kılma çabasıyla tahakkuk edebilir. İşte pratik hayatta Allah’a yardım etmenin anlamı budur.                                             İman hakikati ne zaman ki mü’minlerin gönlüne yerleşirse, ne zaman ki onların pratik hayatlarının sistemi ve idare nizamı olursa, her tür hareket ve düşüncelerini Allah’a ait kılar ve küçük büyük her konuda Allah’a ibadet biçimine dönüştürürlerse, Allah da hiç kuşkusuz kafirlerin mü’minleri yenmesine yol vermeyecektir. İşin hakikati budur. Bütün İslam tarihinde buna aykırı düşecek bir tek vak’aya bile rastlanamaz. Allah’ın va’dine hiçbir kuşkuya yer vermez bir güvenle şunu kesinlikle söylüyoruz ki; mü’minler, iman hakikatinde bir gedik açılmadığı sürece hezimete uğramayacaklardır ve tarihleri boyunca da uğramamışlardır. Ancak iman hakikatinde, ya şuur planında ya da ameli planda bir boşluk meydana gelmişse hezimet kaçınılmazdır.                                   
Fi sebilillah cihadın temel güç kaynağı imandır. Cihad niyetiyle kuvvet ve donanım sağlamanın her zamanki dayanağıdır iman. Ve sadece bu bayrağın altında, başka her tür ilaveden ve şaibeden soyutlanmış bir tek bu bayrağın altında meydana gelen boşluk nisbetinde geçici bir yenilgi olmuşsa da hemen ardından zafer gelmiştir mü’minlere… Tabi mü’minler var olduğu zaman…                
 Mesela; Uhud’daki boşluk, Hz. Peygamber (S)’e itaati bırakıp ganimete tamah etmekti. Huneyn’deki boşluk, asıl güç kaynağını unutup çoklukla övünmek ve aldanmaktı… Kısaca İslam tarihi boyunca zaferin aksadığı hangi olaya bakarsak bu tür boşluklardan birini bulacağız. Bu boşluğun ne olduğunu bilelim veya bilmeyelim durum budur. Çünkü Allah’ın va’di her zaman için haktır…                                                                                                                           
Evet, imtihan için sıkıntı söz konusu olabilir. Ama bu imtihanın da bir hikmeti vardır. Bu da iman hakikatinin ve bu hakikatin gerektirdiği amellerin kemale ermesidir. Bu hakikat ne zaman imtihan ve başarıyla sonuçlanmışsa hiç kuşkusuz Allah’ın kesin va’di gerçekleşmiş ve zafer gelmiştir. Şunu anlayalım ki asıl hezimet ruhun hezimeti ve azmin kırılmasıdır. Bir savaştaki hezimet, eğer ruhları çöküntü, bitkinlik ve umutsuzlukla baş başa bırakmamışsa hezimet değildir. Eğer bu savaştan sonra himmetler artmış, aydınlık görülmüş, engeller öğrenilmiş, akidenin, savaş ve yolun tabiatları ortaya çıkmışsa hezimet sadece bir hazırlık olur. Kesin zaferi müjdeleyen yeterli bir ön hazırlık… 
Her şeyi bilen Yüce Allah diyor ki:                                                                                                         
“Allah kafirlere, mü’minleri (tamamen sindirecek) hiçbir yol vermeyecektir.“ (Nisa: 141)                                                                                                                                   
Bu ayet-i kerimede Yüce Allah, zafer kazanan asıl şeyin mü’min ruh olduğunu ifade buyurmaktadır. Rabbimiz, Müslüman cemaati, iman hakikatini kalben, düşünce ve şuur planında, pratik ve yaşanan hayatında kemale erdirmeye davet etmektedir. Sadece ünvanına, Müslüman ismini taşımasına güvenmemeye çağırmaktadır. Çünkü yardım/zafer, ünvanlara değil, ünvanların gerisindeki hakikate verilir.
18.06.2021
Hazırlayan: Emrullah AYAN    
 
Bu içerik 191 defa görüntülendi.
 
 
CUMA HUTBESİ YAZARI

İLKAV
  Diğer Cuma Hutbesi Yazıları

 
 
Yorumlar
Yorum Ekleyin
Adınız Soyadınız
e-Posta Adresiniz
Başlık
Yorum
Kalan karakter sayısı : 6000
Güvenlik Kodu
 
 
Copyright © 2013 İLKAV - İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı
Strazburg Caddesi No:18/4 SIHHIYE/ANKARA
Telefon :  +90 (312) 229 79 76 e-posta:  iletisim@ilkav.org
İLKAV Teknik Komisyon